Süleyman Demirel: 'Çoban Sülü'den Çankaya Köşkü'ne

Telif hakkı hurriyet.com.tr

"Barajlar kralı", "Morrison Süleyman", "Baba", "Çoban Sülü" olarak anılan ve Cumhuriyet tarihinin kilit dönemeçlerinde hep adı geçen siyasetçilerden 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, TSİ 02.05’te yaşamını yitirdi.

91 yaşındaki Demirel, 13 Mayıs’ta hastaneye kaldırılmıştı. Ankara Güven Hastanesi, yazılı bir açıklama yaparak Demirel’in solunum ve kalp fonksiyonlarının kötüleşmesi sonucu hayata veda ettiğini duyurdu.

27 Mayıs 1960 darbesiyle görevden alınan Başbakan Adnan Menderes'in mirasına sahip çıkan ve merkez sağın lideri olan Demirel, siyasi kimliği dışında çeşitli sözleriyle de Türkiye siyasetine damgasını vurdu.

"Şapkamı alıp giderim", "Benzin vardı da biz mi içtik", "GAP’ı gaptırmam", "Dün dündür, bugün bugündür", "Yollar yürümekle aşınmaz", "Bana, sağcılar adam öldürüyor dedirtemezsiniz" sözleri, siyasi literatüre geçenlerden yalnızca birkaçı.

1924’te Isparta-İslamköy’de doğan, ikisi askerin zoruyla 6 kez hükümetten ayrılıp, 7 kez başbakanlık koltuğuna oturan Demirel, 1960’ların başından 2000’e dek Türk siyasetinin en önemli aktörlerinden biri oldu.

1960 darbesi sonrası kapatılan Demokrat Parti’nin (DP) yerine Adalet Partisi (AP) ve Yeni Türkiye Partisi (YTP) kurulmuş, DP’liler de bu iki partiye dağılmışlardı. Demirel de o günlerde siyaset sahnesine çıktı.

1962 yılında AP’nin 1. Kongresi’nde en yüksek oyu alarak Genel İdare Kurulu üyeliğine seçildi. AP’liler onu, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü döneminden tanıyordu.

Süleyman Demirel 40 yaşında parti liderliğine seçildi. 1965'te dışardan girdiği hükümette Başbakan Yardımcısı oldu. AP aynı yıl yapılan genel seçimleri yüzde 53 oyla kazandı, 41 yaşında Türkiye’nin 12. ve en genç Başbakanı oldu.

Boya: 61 Anayasası'nın yıkımında görev aldı

Demirel iktidara geldiğinde Türkiye’deki siyasal yapı da değişiyordu.

İsmet İnönü, 1965 seçimlerine gidilerken "Ortanın solu" kavramını ortaya atmış ve "Demokrat Parti-Halk Partisi" mücadelesi yerini "sağ-sol" kavramlarına bırakmıştı.

Demirel’in 1. iktidar döneminin sonlarına doğru tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de öğrenci hareketleri hız kazandı. Gösteriler, üniversite işgalleri birbirini izledi. Başbakan olarak da hedef tahtasında o vardı.

Siyasi kariyerine başlarken "mason" olduğu suçlamalarını her sabah Kuran okuyarak güne başlayan bir aileden geldiğini söyleyerek savuşturdu Demirel.

1962’de siyasete girdiğinde ABD’li "Morrison Knudson" firmasının Türkiye temsilcisiydi ve "sol" tarafından "Morrison Süleyman" diye eleştiriliyordu.

Peki acaba o dönemin öğrenci hareketinin liderleri bugün hâlâ Demirel’e, "Morrison" diyor mu?’

Sönmez Targan "bugün, daha önemli sıkıntılar" olduğu kanısında.

68’liler Birliği Vakfı Genel Başkanı Namık Kemal Boya da "Morrison Süleyman" denilmesini bugün, "fuzuli" olarak niteliyor ama 1965’ten 1980’e kadarki süreçte yaşananları unutmalarının mümkün olmadığını söylüyor.

Namık Kemal Boya’ya göre Demirel’in topluma yaptığı "en büyük kötülük”, "özgürlükçü" 1961 Anayasası’nın "yıkımında görev almış olması."

Boya, "(AP'lilerin) birçok olayda parmak kaldırmaları, Denizlerin idamında da Meclis zabıtlarına geçen ‘üçe üç’ diye bağırmaları, bizim anımsayacağımız ve unutmamız mümkün olmayan bir gerçektir” diyor.

Telif hakkı Getty

Menteşe: Halkın içinden geldi

Süleyman Demirel muhafazakardı. Milletvekili listelerinde Nurcular ve Süleymancılara mensup tarikat ve cemaatlerin temsilcileri her seçimde yer aldı ve TBMM'ye girdi. Ancak buna rağmen "tarikatçı" ya da "aşırı" olarak nitelenmedi.

1965’ten sonra 1969 ve 1970’te iki kez daha hükümet kurdu Demirel. 1971'de, 12 Mart Muhtırası üzerine başbakanlıktan istifa etti ama 1975’te yeniden başbakanlığa döndü.

Milliyetçi Hareket Partisi ve Milli Selamet Partisi’nin içinde yer aldığı ve 1. Milliyetçi Cephe Hükümeti olarak adlandırılan bu hükümetini, 1977’de 2. Milliyetçi Cephe Hükümeti izledi.

1979’da Demirel bu kez azınlık hükümetiyle bir kez daha başbakandı. Cephe hükümetlerinde yer alan MHP ve MSP’nin dışardan desteklediği buhükümet, MSP lideri Necmettin Erbakan’ın bir sözü nedeniyle "kerhen MC" hükümeti olarak anıldı.

Bu yıllar aynı zamanda Türkiye’nin "70 cent’e muhtaç olduğu"; 'yok’lar, kuyruklar ve "kan gölüne" dönen ülkede "huzur ve güvenin" kalmadığı yıllardı.

Telif hakkı Getty

1965’ten bu yana milletvekili ya da bakan olarak hep Demirel’in yanındaki isimlerden olan Nahit Menteşe’ye, halkın tüm bunlara rağmen onu ve partisini tercih etmesinin nedeni, Demirel'in "halkın içinden gelmesi".

Kuyrukları ve yoklukları anımsattığımız Menteşe, yoklukların sebebinin Demirel olmadığı kanısında. Menteşe, “iktidardan düşen yönetimler hep zorluklar bırakırken o, zorlukların üstesinden geliyordu." diyor.

68’liler Birliği Vakfı Başkanı Boya’ya göre ise bu sorunun yanıtı, Demirel’in "iyi bir pazarlamacı" olması, yani her dönem halkın ihtiyacına göre politik çıkışlar yapması.

6 kez gitti, 7 kez geldi

12 Eylül 1980’e gelindiğinde asker, "kaybolan devlet otoritesini yeniden tesis etmek için yönetime el koyuyor", Demirel için de 7 yıl sürecek siyasi yasaklı olduğu dönem başlıyordu.

1987’de siyasî yasaklar kaldırılınca yeniden siyasete döndü Demirel. Doğru Yol Partisi (DYP) Genel Başkanlığı’na seçildi.

1991’de yapılan genel seçimlerde DYP birinci parti oldu ve Demirel, Sosyal Demokrat Halkçı Parti’yle (SHP) kurduğu 49. Hükümet’te Başbakan olarak görev aldı. Bu, Demirel'in 7. Başbakanlığıydı.

Demirel, 16 Mayıs 1993’te ise 9. Cumhurbaşkanı seçilerek siyasetteki en üst noktaya çıktı. Bu görevini 16 Mayıs 2000’de tamamladı.

'Kürt realitesi', faili meçhuller ve Sivas

1990’lı yıllar PKK’ya karşı mücadelenin ve faili meçhul cinayetlerin tırmanışa geçtiği yıllardı. 1990’da faili meçhul cinayet sayısı 11’di.

Telif hakkı EPA

Süleyman Demirel 1992’de, PKK ve devlet arasındaki kayıpların yoğun olarak arttığı süreçte "Kürt realitesini tanıyoruz" açıklaması yaptı ancak bu dönem faili meçhullerin doruğa çıkığı yıllar olarak tarihe kaydedildi.

Demirel Çankaya Köşkü'ne çıktıktan kısa bir süre sonra yaşanan önemli bir olay ise Sivas katliamıydı. 2 Temmuz 1993’te Sivas’taki Madımak Oteli’nin ateşe verilmesi sonrası 33 yazar ve sanatçı ile 2 otel çalışanı ve 2 saldırgan öldü.

'Suntacı' Yahya’dan İLKSAN’a

Süleyman Demirel, siyasi icraatları dışında yakın çevresinin adının karıştığı yolsuzluk iddiaları nedeniyle de tartışılan isim oldu.

"Suntacı" lakabıyla anılan yeğeni Yahya Demirel, 1970’li yıllarda hayali mobilya ihracatıyla gündeme geldi. Yurtdışına mobilya yerine sunta gönderdiği, devletten haksız vergi iadesi aldığı konuşuldu.

Yıllar sonra aynı ismi taşıyan kuzeni Yahya Murat Demirel ise Egebank’ın içini boşaltmakla suçlandı ve cezaevine girdi.

1993’te Demirel’in Başbakanlığı döneminde ayrıca İlkokul Öğretmenleri Yardımlaşma Sandığı (İLKSAN) yolsuzluğu patladı. Olay, Tercüman Gazetesi’nin patronu Kemal Ilıcak’ın İstanbul’daki bir arsasının İLKSAN’a satışıydı.

Demirel eleştirileri, “Parayı verdimse, ben verdim, ne olmuş” diyerek kestirip attı.

'Post-modern darbe'deki rolü

Süleyman Demirel’in 1997'de Cumhurbaşkanı olduğu dönemde gerçekleşen ve "post-modern darbe" olarak adlandırılan 28 Şubat sürecindeki tavrı da hâlâ eleştiriliyor.

Sincan’da tanklar yürütülmüş, demokrasiye "balans ayarı" çekilmiş, saatlerce süren Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısıyla gerginlik doruğa çıkmıştı.

Demirel, Refah Partisi (RP) ile DYP’nin kurduğu koalisyon hükümetinin "irticai gelişmelere kapı araladığı"gerekçesiyle, MGK’da alınan kararların uygulanması için bastırdı.

Kimilerine göre Demirel, askerlerin yönetime el koymasını engellemiş ve ülkeyi uçurumun kenarından kurtarmış, kimilerine göreyse meşru siyasi iktidarı desteklemek yerine askerlerin yanında yer almıştı.

Demirel, 28 Şubat’ı darbe olarak görmüyordu. Çünkü ne TBMM feshedilmiş, ne de siyasi partiler kapatılmıştı.

Telif hakkı AP

Saadet Partisi’ne yakınlığıyla bilinen Milli Gazete Ankara Temsilcisi Mustafa Yılmaz ise buna itiraz ediyor ve “Zaten parlamento kapatılmadığı için post-modern darbe deniliyor” diyor.

Yılmaz’a göre, "Diğer darbeler, 28 Şubat’tan daha ahlakiydi", çünkü silahlarıyla gelmiş, "bel altı" vurmamışlardı.

Gazeteci Yılmaz, Demirel’in ülkeyi uçurumun kenarından kurtardığı söylemlerine de “Nereden baktığınızla ilgili” diyerek katılmıyor.

28 Şubat’ın sonuçlarıyla istediğini elde ettiğini savunan Yılmaz, “Demirel orada demokrasinin değil anti-demokratik güçlerin tarafında yer aldı. Meşru, halkın oylarıyla iktidar olan bir hükümet devrildi. Sonuç olarak Milli Görüş hareketi bölündü” diyor.

Eski bakanlardan Nahit Menteşe ise Demirel'in “Türkiye’yi uçurumdan kurtardığında” ısrarlı ve eleştirilere karşılık olarak, "Büyük siyaset adamı eleştirilir" diyerek Demirel’i savunuyor.

İlgili haberler