'Babıali'nin terk ettiği' Güneydoğu'da gazetecilerin zorlu sınavı

"İçeride Ferat Abi'nin o tepkisini duyunca gözümden yaş aktı. Polis de 'Ne o, korkuyor musun?' dedi. 'Yok' dedim. 'Sonuçta ben gazeteciyim. Haber takibi yapmak için gelmişim. Korkacak bir şey yok' dedim.''

Geçen yılın son günüydü. Diyarbakır'ın Sur ilçesindeki sokağa çıkma yasağıyla ilgili basın açıklamasına polis biber gazı ve tazyikli suyla müdahale etti. Gözaltına alınanlardan biri de, yukarıdaki sözlerin sahibi Baran Ok'tu.

Kurdsat News'ta çalışan 23 yaşındaki kameramanın serbest bırakılması için, muhabir arkadaşı Ferat Mehmetoğlu'nun verdiği mücadele sosyal medyada hızla yayıldı. Zırhlı aracın önüne de geçerek, polise "O benim kameramanım" diyerek arkadaşı için çırpınıyordu Mehmetoğlu.

'Hrant Dink var, Uğur Mumcular var...'

O sırada Baran Ok, henüz geçen sene başladığı meslek hayatında ilk kez gözaltına alınıyor ve zırhlı aracın içinden bırakılması için verilen mücadeleyi duyup ağlıyordu.

Ok'a gözaltına alınmasının, üç gün gözaltında tutulmasının ve bütün şahit olduklarının, gazetecilik sevgisini kıran bir şey olup olmadığını sorduğumda, "Bu perçinleyen bir şey oldu. İdol olarak gördüğümüz gazeteciler var. Hrant Dink var, Uğur Mumcular var" diyor.

Sonra öfkeli ve tepkili bir sesle ekliyor:

"Türkiye Gazeteciler Cemiyeti sayfasına girin. Basın şehitleri var. Öldürülen gazetecilerin listesi bir sayfaya sığmıyor. Gazeteciler eşittir terörist olarak görülüyor. Biz elimizde kamera, mikrofonla dolaşırken bu mu olacak?"

'Gazetecilerin can güvenliği yok'

Telefonda sorularımı yanıtlayan Ferat Mehmetoğlu ise 16 yıldır Diyarbakır'da "hiç öyle, o kadar çok biber gazı atılmadığını" vurguluyor. Bir alışveriş merkezine sırılsıklam sığındığını, telefonu da TOMA'nın suyundan ıslandığı için, kameraman arkadaşı kendisini aradığında sesini duyamadığını aktarıyor.

Gözaltına alındığını sonradan anlayınca da dışarıda zırhlı araçlar içinde Baran'ı aramaya başlamış.

Ferat Mehmetoğlu'nun, kameraman Baran ile ilgili kaygısının arkasında 90'larda yaşananlar var:

"90'larda gazeteciyseniz ve akrebe bindirildiyseniz, ertesi gün bir köşede cesedinizin bulunması hem sizin hem de yakınlarınızın en büyük kaygısıydı. Bu normal vatandaş için de geçerliydi, iş adamı için de, siyasi kişiler için de."

Fakat Ferat Mehmetoğlu ve Baran Ok'un o gün yaşadığı, tesadüfen kameraya kaydedilmesinin ardından binlerce insanın izlediği o görüntüler, Güneydoğu'daki çatışma ortamında yaşananların bir kısmını gözler önüne serdi.

Ancak bölgeden haber yapan gazeteciler ve buradaki meslek örgütleri daha da fazlasının yaşandığını söyleyerek tepkilerini dile getiriyor.

Ferat Memetoğlu, sorularımı yanıtladıktan sonra, 20 yıl önce 8 Ocak günü polis tarafından gözaltına alındıktan sonra dövülerek öldürülen Metin Göktepe için Diyarbakır'da yapılan basın açıklamasına gitmek üzereydi.

Bu açıklamada da gazeteciler yine can güvenliklerinin olmadığından bahsediyor ve şöyle diyorlardı:

"Hepimizin yaşadığı olaylara yine hepimiz tanığız. Fotoğraf, görüntü almamızın önüne türlü engeller konuluyor, çektiklerimiz siliniyor. Gazeteci olduğumuz bilindiği halde her türlü şiddete maruz kalıyoruz. Bu dönemde ise can güvenliğimiz ortadan kalkmıştır."

Aylardır sokağa çıkma yasaklarının ve çatışmaların yaşandığı Güneydoğu'nun çeşitli kent ve kasabalarında çok sayıda gazeteci gözaltına alındı veya tutuklandı.

Geçen hafta sonu Dicle Haber Ajansı (DİHA) muhabiri Nedim Oruç gözaltına alındı ancak gözaltında olduğuna ilişkin bilgi ancak akşam saatlerinde verildi.

Çalıştığı kurum, gazeteci meslektaşları ve CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu'nun Silopi Emniyet Müdürlüğü'nü aramaları sonucu, gözaltında olduğu teyit edildi.

Oruç, daha sonra "terör propagandası" suçlamasıyla mahkeme tarafından tutuklandı.

Daha önce Van Erciş'te haber takip ederken gözaltına alınan ve sosyal medya paylaşımları gerekçesiyle tutuklanan JİNHA muhabiri Vildan Atmaca bir ay tutukluluğunun ardından Aralık ayında serbest bırakıldı.

'Babıali, 2015'te bölgeyi tamamen terk etti'

Güneydoğu'da Olağanüstü Hal'in olduğu ve yüzlerce faili meçhul cinayetin işlendiği 1990'lı yıllarda da bölgede gazetecilik yapan Celal Başlangıç ise bugünleri şöyle tarif ediyor:

"1990'larda bölgede şöyle veya böyle olan Babıali basını, 2015'te bölgeyi tamamen terk etti."

Başlangıç ayrıca, "Şimdi hem çatışmalar kent merkezlerine indi, hem de çok gelişkin bir Kürt medyası var ve bunlar çatışma bölgelerinin içinde kalarak gazetecilik yapıyorlar. Belki de en önemli fark bu" tespitinde bulunuyor.

Deneyimli gazeteci 1990'lı yıllarda çatışmaların daha çok kırsallarda yaşandığını ve buralara gazetecilerin gitmesinin zaten mümkün olmadığını vurguluyor ve şu an orada çalışan meslektaşlarının karşılaştığı bir başka zorluğu şöyle tarif ediyor:

"1990'larda gösterileri dağıtmak için havaya ateş açılıyordu. Gruptan birkaç kişi ölüyordu. Şimdi gaz atılıyor. Ama dikkat edin orada hiçbir gazeteci gaz maskesi kullanmıyor. Çünkü gaz maskesi takınca göstericiler polis zannediyor saldırıyor, polis de gazeteci olduğunu bildiği için ayrıca saldırıyor" diyor.

Bugün, 10 Ocak 'Çalışan Gazeteciler Günü'.

Bütün bu ortam içinde çalışan gazetecilerin tek kaygısı ise işlerini yapabilip sağ salim evlerine dönebilmek.