8 Mart: Soma'nın üreten kadınları

Telif hakkı RENGIN ARSLAN

Soma’nın girişinde büyük bacalarıyla her geleni karşılayan termik santral, soluduğunuz havaya karışan kömür tozu, iki yıl önce 301 madencinin ölümüyle sonuçlanan maden faciasının yarattığı katmerli sorunlar kasabanın her köşesine sinmiş durumda.

İşsizlik, güvencesiz çalışma, iyileştirilen maaşlara rağmen geçindirilemeyen aileler ve her an işsiz kalma korkusu, can korkusundan ağır basıyor.

Kütahya’dan, Zonguldak’tan ve hatta Erzincan’dan göç alan bu şehirde gülen insan görmek zor sokaklarda.

Soma'nın gülen yüzü

Bu atmosferden azade olan nadir yerlerden biri ise bir grup kadının rengarenk kuklalar, iğne oyasından kolyeler, üzerlerine Somalı çocukların yaptığı resimleri işledikleri küçük cüzdanlar yaptıkları bir apartman dairesi. İçeriden şen şakrak kadın sesleri yükseliyor.

Bir yıl önce ilk kez tanıştığım kadınları bulmak için buradayım. Bu kez sayıları daha da artmış. Yeni gelenlerle tanışıyoruz.

Küçücük bu yerde mutfakta kaynayan çayın, öğle yemeği için yapılan yöresel yemeklerin ve yapılan sohbetlerin ayrı tadı ve içinde her şeye rağmen gülen kadınların sesi var.

Bir de çalışan dikiş makinalarının...

Biri kesimi, diğeri dikişi, öbürü işlemesini, bir başkası kontrolleri yapıyor ve imece usulü üretimle yaratmaya devam ediyorlar.

Onlar burada madene mahkum olmayan bir ev ekonomisi için, kendi ayakları üzerinde daha sağlam durabilmek için ve çocukları madene mahkum olmasın, okuyabilsin diye buradalar.

Telif hakkı RENGIN ARSLAN
Image caption Dikiş makinasının sesi bu kadınlar için aynı zamanda umut ve gelecekleri anlamına geliyor

Bazısının, tütüne kota konmadan önce tütün toplayan, pamuk eken elleri şimdi incecik oyaları kotarıyor.

Hepsinin hikayesi bir tutunma, direnme, inat etme hikayesi.

'İki üç gün gelmeyince özlüyorum'

Bazısının eşi maden 14 Mayıs 2014’teki maden faciasından sonra işsiz kalanlar arasında, kimi o madenden son anda kurtarılanlardan, kimi ise kurtarma çalışmalarına katılanlar arasında.

Buradaki kadınlardan biri Fatma Girgin, “Bu kadarını yapabileceğimiz hiç aklımıza gelmezdi. Ama yapılmayacak şey yok. İki üç gün gelmeyince özlüyorum burayı. Hepimize çok iyi geldi” diyor.

Pek çoğu burayı ve buradaki sohbetleri tarif ederken “terapi gibi” diye özetliyor.

Hepsi birbirinden farklı şehirlerden, kasabalardan gelmiş buraya. O yüzden biraz da yalnızlar Soma’da. Bu küçük tasarım atölyesinde konuştuğum kadınlardan biri: “Bir maden, bir de çocuklarımız. Başka da bir şey yok Soma’da” diyor. Sonra kendini düzeltiyor: “Yoktu. Ama şimdi burası var.”

Nelerden konuşulmuyor ki burada... “Politika, güzellik, çocuklar, çocukların okulları, her şey...” diye özetliyorlar kısaca.

Sipariş geldikçe üretim yapıyorlar. Zira üretimini yaptıkları bu tasarım işlerin yapılması hayli zahmetli.

Telif hakkı RENGIN ARSLAN
Image caption Yaptıkları her şeyin tasarımı Anatolian Artisans'ın katkısıyla hazırlandı. İşin büyük kısmı ise yine kadınlara düşüyor.

Bundan bir yıl önce Soma’da, daha bu tasarımları öğrenirlerken tanışmıştım bu kadınlarla.

Amerika’da yaşayan, Anatolian Artisans’ın kurucu başkanı Yıldız Yağcı’nın proje koordinatörlüğünde başlayan bu çalışmanın nüvelerini görmüştüm.

Kadınlar o günkü neşelerinden, azimlerinden hiçbir şey kaybetmemişler bu bir yıl içinde.

O zaman yaratma heyecanının onların yüzlerini nasıl aydınlattığını görmüştüm, bugün başarılı bir yaratım sürecinin onlara nasıl bir güven verdiğini.

Yaptıkları iğne oyası kolyeleri daha iyi görmem için siyah kazaklı Hüsniye hanımı kendilerine model seçiyorlar içerideki odada. Bu tasarımların tek tek nasıl yapıldığını, ne tür iplik, kumaş kullanıldığını anlatıyorlar tek tek.

Gözlerindeki ışık, Soma’nın karamsar ve dertli havasının zıttı. Ancak gözlerinin gerisindeki kaygıları da saklayacak kadar büyük değil.

Telif hakkı RENGIN ARSLAN
Image caption Kadınların favorisi fil kuklası. Biri fesini, biri püskülünü, biri kulaklarını dikiyor. İmece usulü bir fil yapıyorlar birlikte.

Hâlâ yaptıklarını daha fazla insana ulaştırmaya, hâlâ Soma’nın madenden başka cevherlerinin olduğunun görülmesine ihtiyaçları var.

Geçen sene onlarla görüştüğüm zaman aralarından biri demişti ki, “eşim ben buraya geldiğimden beri neşelendiğimi söylüyor, doğru, çaresiz olmadığını anlayınca neşeleniyor insan.”

Ben bu kez, tam da bir yıl önce o kadının dediği, “çaresiz olmamanın” neşesine, hayata sundukları becerilerinin onları nasıl güçlendirdiğine tanık oldum, Soma’nın ölümden ibaret olmadığına... Zira soludukları kömür tozuna rağmen hayatın ucundan tutan kadınlar var.

İlgili haberler