Türkiye - AB göçmen planı: Engellerle dolu bir yol

Telif hakkı AFP

Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye, bu hafta Brüksel’de yapılan zirvede, göçmen krizinin nasıl aşılabileceğine dair bir plan üzerinde prensipte uzlaşıya vardı.

Plan kapsamında Türkiye’den denize açılarak Yunan adalarına ulaşan Suriyeli göçmenlerin Türkiye’ye geri gönderilmesi, bunun karşılığında da Türkiye’nin kabul ettiği her bir Suriyeli göçmen için AB ülkelerinin de Türkiye’deki mülteci kamplarında bulunan kayıtlı Suriyelilerden bir kişiye kapılarını açması söz konusu.

Ancak daha şimdiden, varılan uzlaşıya karşı muhalif sesler yükselmeye başladı.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), AB ve Türkiye arasındaki anlaşmanın uluslararası hukuku ihlal edebileceği uyarısını yaptı.

UNHCR, göçmenlerin başvurularının tek tek ele alınmaksızın bir ülkeden diğerine gönderilmelerinin uluslararası anlaşmaların getirdiği yükümlülüklere aykırı düşeceğini savundu.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) varılan anlaşmanın AB ilkelerine de ters olduğu kanaatinde.

Örgütün Mülteci Hakları Direktörü Bill Frelick, “Mülteciler bir pazarlık unsuru olarak kullanılmamalı. AB’nin mülteci sığınma sistemi, hatta Avrupa değerleri risk altında" diye konuştu.

Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi'nden Doç. Dr. Murat Erdoğan da AB ve Türkiye arasında varılan mutabakatın gerçekçi olmadığını düşünüyor.

Erdoğan, “Bir Suriyeli siz gönderin, bir Suriyeli de biz alalım demek, mülteci akışını siz düzenli hale getirin demek anlamına geliyor. Türkiye’nin neden böyle bir yükümlülüğü var, anlamıyorum” diyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Siz ülkenizde, hele ki iltica başvurusunda bulunmuş insanları, soruşturmasını yapmadan, başvuru süreçlerini işletmeden, UNHCR’ın onayı olmadan başka bir ülkeye yollayamazsınız. Fiili bir durum yaratılmaya çalışılıyor. Bunun uluslararası hukuka sığan bir tarafı yok.”

Türkiye 'güvenli ülke' mi?

Telif hakkı AFP
Image caption Türkiye mülteci krizi için bugüne kadar yaklaşık 9 milyar dolar harcadığını söylüyor ve AB'den Suriyeli mülteciler için daha fazla kaynak talep ediyor.

Türkiye, AB ülkeleri tarafından, hukuken mültecilerin geri gönderilebileceği bir “güvenli ülke” statüsünde görülmüyor.

Türkiye, 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi’ne imza atan ülkelerden biri.

Ancak sözleşmeye “coğrafi sınırlama” ile taraf olan tek ülke konumunda.

Bu da Türkiye’nin sadece Avrupa Konseyi ülkelerinden gelenlere mülteci statüsü verebilmesi anlamına geliyor.

Avrupa Konseyi üyesi olmayan ülkelerden gelen kişilere ise “geçici sığınma” statüsü tanınıyor.

Türkiye’deki 2,7 milyonu aşkın Suriyeli göçmen de bu statüde görülüyor.

Çetrefilli süreç

Telif hakkı AFP
Image caption Binlerce göçmen, Balkan güzergahı olarak da bilinen yolda ülkeleri ayıran sınırlarda sıkışmış durumda bekleyişlerini sürdürüyor. Amaçları Almanya'ya ulaşmak.

UNHCR’ın eski Türkiye direktörü Metin Çorabatır, "Geri kabul anlaşmasının yürümesi açısından Türkiye’de mülteci statüsü için bireysel başvuru imkanının olması lazım. Ancak Suriyeliler geçici koruma statüsü altında oldukları için bu imkanları yok" diyor.

Çorabatır, "AB Türkiye’nin ‘güvenli ülke’ olduğu imajını yayıp, mümkün olduğu kadar çok insanı Türkiye’ye yollamak istiyor. Türkiye ise bu tanımı en dar şekliyle yorumlayıp daha az insanı geri kabul anlaşması çerçevesinde almaya hevesli" diye konuşuyor.

Metin Çorabatır, AB-Türkiye arasındaki mülteci krizi görüşmelerine UNHCR’ın da dahil edilmesi, uluslararası mülteci hukukunun bekçisi olarak devrede olması gerektiğini savunuyor.

Göç uzmanı Murat Erdoğan da Avrupa’nın Suriyeli mültecileri Türkiye’ye göndermesinin çok çetrefilli bir süreç olacağı kanaatinde.

Erdoğan, “Bombalardan, cellatlardan, mayınlardan kaçmış, teknelerle Akdeniz’e açılmış insanlar, kendilerine ‘Hadi sizi Türkiye’ye gönderiyoruz’ denildiğinde direnmeyecekler mi? Tabii ki direnecekler" diyor ve şöyle devam ediyor:

“Suriyeliler bize düzensiz gelecekler, biz onları tespit edeceğiz, sıraya sokacağız, numaralandıracağız. Ben halen kendi ülkemdeki Suriyelilerin tamamını kayıt altına bile alamadım. İnanılmaz sıkıntılarım var. Süreci yönetemiyorum. Bir de yeni gelenleri nasıl düzenleyeceğim?

“Hem Avrupalı benden mülteci geri alacağını nasıl garanti edecek? AB kendi içinde dağılmış durumda. Söz verdikleri 3 milyar euroyu bile gönderemediler daha. Biz mültecileri Avrupa’ya yollayamayınca ne olacak? Bunun siyasi riskini, sosyal riskini kim karşılayacak?”

AB içinde çatlak

AB ülkeleri içerisinde Suriyeli mültecilerin nasıl dağıtılacağına dair halen bir görüş birliğine varılabilmiş değil. Macaristan, böylesi bir teklifi veto edeceğini şimdiden açıkladı bile.

Slovenya dün Yunanistan’dan Batı Avrupa’ya gitmek isteyen mültecilerin sınır geçişlerine ek kısıtlamalar getirdiğini açıkladı.

Sırbistan da yasal belgeleri bulunmayan göçmenlerin Makedonya ve Bulgaristan’dan ülkeye girişine izin verilmeyeceğini belirtti.

AB içindeki sekiz ülke halihazırda sınır kontrollerini sıkılaştırmış durumda. Bu da binlerce mültecinin Yunanistan sınırında yığılmasına yol açıyor.

Geçtiğimiz yıl AB ülkeleri 22 bin 500 mülteciyi 2017 sonuna dek kendi bünyesinde farklı ülkelere yerleştireceği taahhüdünde bulunmuştu.

Ancak şimdiye kadar Yunanistan’a giriş yapıp başka ülkelere yerleştirilebilen mülteci sayısı 800’ün altında.

Müzakere stratejisi

Telif hakkı GETTY
Image caption Türkiye'nin 7 Mart zirvesinde AB'ye sunduğu yeni plan, göçmen krizinin çözümü için yürütülen görüşmelerin temelini oluşturdu.

Tüm eleştirilere karşın gerek AB gerekse Türkiye, Brüksel’de varılan anlaşmayı bir dönüm noktası olarak değerlendiriyor.

Aslında Türkiye’nin “pazarlık masasına” yüksek kozla oturduğu, elini de iyi oynadığı yönünde genel bir kanı da hakim.

Türkiye, AB’den yaptığı temel taleplere olumlu yanıt almış gibi görünüyor. Bu çerçevede:

  • AB ülkelerine seyahat etmek isteyen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının Haziran ayından itibaren Schengen vizesi almasına gerek olmaması;
  • AB’nin halihazırda teklif ettiği 3 milyar Euro üzerine, 2017-2018 dönemi için 3 milyar Euroluk bir yardım daha taahhüt etmesi ihtimali;
  • Türkiye’nin AB üyelik müzakerelerinin hızlandırılması, yeni fasılaların açılması söz konusu.

Ekonomi ve Dış Politika Araştırma Merkezi EDAM’dan Sinan Ülgen, Türkiye’nin AB karşısında iyi bir müzakere stratejisi yürüttüğünü söylüyor.

Ülgen, Türkiye’nin mülteci krizinin Avrupa’daki etkilerini ve Avrupa liderlerinin siyaseten nasıl bir baskı altında olduklarını iyi değerlendirdiğini ve AB’yle mümkün olabildiğince iyi bir anlaşmaya varmayı başardığını ifade ediyor.

Vizesiz Avrupa ne olacak?

Telif hakkı THINKSTOCK
Image caption Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, Türk vatandaşlarına vize muhafiyeti verilmesi için Ankara'nın 72 şartı yerine getirmesi gerektiğini söyledi.

Ülgen’e göre, varılan anlaşmanın en kırılgan unsurlarından biri ise Türkiye’ye tanınması beklenen vize serbestisi.

Ülgen, “Bunun hayata geçebilmesi için her ülkenin onay vermesi gerekmiyor. Bu, AB Konseyi’nde nitelikli çoğunlukla oylanacak bir karar. Ancak örneğin Fransa bu konuda çok çekingen davrandı şimdiye dek. Fransa’nın itiraz etmesi durumunda ise vize serbestisi kararının çıkması pek mümkün değil.” diyor.

Murat Erdoğan da mülteci krizinin Türkiye’ye AB’yle ilişkilerini düzeltmek için bir fırsat sunduğunu söylüyor.

Erdoğan, “Türkiye’nin dostu, Avrupa’nın ise umudu kalmadı. Yıllardır AB’yle ilişkilerde bir adım yol kat edemiyorduk. Şimdi bizimle müzakere etmek zorundalar. Türkiye’de olup bitenlere karşı da hiç seslerini bile çıkarmıyorlar.” diye konuşuyor.

Brüksel zirvesinde Zaman gazetesine kayyum atanması ve gazetenin editoryal çizgisinin hükümet yanlısı bir yöne kayması konusunun yeterince gündeme gelmemesi eleştiri konusu olmuştu.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Türkiye’de insan hakları ihlallerinin kötüleşmesinden endişe duyduğunu belirtmiş ve AB’nin Ankara’yla temaslarında bu konuların da gündeme getirilmesini istemişti.

'Tek çare AB üyeliği'

AB-Türkiye arasında varılan anlaşmaya nihai şekli, 17-18 Mart tarihlerinde AB ülkelerinin Brüksel’de yapacağı zirvede verilecek.

Ancak göç uzmanı Murat Erdoğan’a göre şu anda varılan anlaşma başarısız olmaya mahkum.

Erdoğan, “Türkiye AB ile birlikte, gerçekten samimi bir ortak mülteci politikası, bir ortak göç politikası, bir ortak entegrasyon politikası belirlemek zorunda.” diyor.

Murat Erdoğan, göç krizine ortak ve kapsamlı bir strateji geliştirmenin ise ancak bir vadede AB’nin Türkiye’ye kapılarını açmasıyla mümkün olacağını savunuyor ve şöyle diyor:

“Bu göç krizini engellemenin yolu Türkiye’nin doğu ve güney sınırını güvenlik altına almaktan geçer. Yoksa göç akını devam eder.

“Türkiye’nin bunu yapabilmesi için polis, jandarma, bekçi rolü oynamasının dışında, sistemin bir parçası olması gerekiyor. Onun yolu da AB üyeliğidir. Bunun başka çaresi yok.

“Bugün bu çok komik, çok hayalperest bir öneri gibi gelebilir. Ama bu işi uzun vadede çözmenin başka bir yolu olduğunu sanmıyorum.

“AB üyeliği olmaksızın Türkiye’yle oluşturulacak her türlü tali ittifak çökmeye mahkumdur. AB’nin bunun farkına varması lazım.”

İlgili haberler