2. Dünya Savaşı'nda Yunanistan'dan Ortadoğu'ya kaçanlar anlatıyor

Telif hakkı UN ARCHIVE

Yunan adalarına bir milyondan fazla mültecinin göçü, İkinci Dünya Savaşı'nda aynı rotayı tersine izlemiş olan ve sayıları giderek azalan bir grubun acı dolu anılarını depreştirdi.

Alman ve İtalyanlar Yunanistan'ı işgal ederken, onbinlerce kişi deniz yoluyla Ortadoğu'daki mülteci kamplarına kaçtı.

Savaş bittiğinde döndüler. Çoğu evlerine sağ salim ulaştı, ancak bazılarının yolculuğu trajediyle sonuçlandı.

Eleni Karavelatzi "Böyle bir olayı unutmak zor. Sizi yaralıyor ve izleri sonsuza dek acıtıyor" diyor.

İngiliz gemisinde trajedi

Eleni, ailesi Türk kıyılarından 2 kilometre uzaklıktaki Meis Adası'ndaki Nazi işgalinden kaçtığında 12 aylıktı.

Önce deniz yoluyla Kıbrıs'a, sonra da Gazze'deki El Nuseyrat adlı mülteci kampına gittiler. Savaşın sonuna dek orada kaldılar.

Telif hakkı EMPERYAL SAVAS MUZESI

Eylül 1945'te İngiliz gemizi SS Empire Patrol, Mısır'daki Port Said kentinden Eleni'nin ailesi ve 500 diğer Yunan mülteciyle kalktı.

Birkaç saat sonra gemide yangın çıktı. Aralarında 14 çocuğun da bulunduğu 33 kişi öldü.

Eleni Meis'teki bahçesinden AB sınır güvenliği kurumunun yeni mültecileri arayan gemilerini görebiliyor ve 1945'te olanları hatırlıyor;

"Annem ve babam beni bir ipe bağlayıp filikaya indirdiklerini söylediler. Ama beni indirirlerken babam filikanın dolu olduğunu görmüş ve yine yukarı çekmiş. Ben yukarı çıkarttıklarında bir kadın filikaya atlamış. Filika alabora olmuş ve bütün çocuklar boğulmuş"

Boğulan çocuklar arasında Eleni'nin üç kuzeni de vardı. İsimleri şimdi yaşadığı yere kısa bir mesafede yapılan anıtta kazılı.

Bu trajediden sağ kurtulan tek diğer insan Maria Chroni. Meis Adası'nda torunuyla yaşıyor.

1937 doğumlu Maria Chroni, bir enkaz parçasına tutunarak hayatta kalmış.

"Kendimi bir tahta parçasına tutunurken buldum. Nasıl olduğun hatırlamıyorum. Tek bildiğim bu halde denizde 10 saat kaldığım. Daha sonra babam gelip beni kurtardı" diyor.

Diğer yunan mülteciler Nazi işgali yüzünden Suriye'ye kaçtılar.

Halep'ten Mısır ve ötesine

Çoğunlukla Sakız Adası'ndan geliyorlar.

Marianthi Andreai "Almanlar buradaydı ve biz açtık. Üç yaşındaydım. Kaçak yollarla Türkiye'ye geçtik ve oradan Halep'teki El Nayrab kampına giden trene bindik" diye anlatıyor.

Marianthi, yolculuğundaki bazı yüzleri özellikle hatırladığını söylüyor. "Yaşlı kadınlar sarmıştı etrafımı. Sonra Türk sınırındayken askerlerin 'Gel buraya' 'Gel buraya' diye bağırdığını hatırlıyorum. Koşarak kaçtık. Bonra ben yere düştüm. Sonunda bizi bıraktı. Ama bunu hiç unutamam" diyor.

Selanik'teki Aristo Üniversitesi'nden tarih profesörü Iakovas Michailidis, Yunan arşivleri El Nayrab kampının geçici bir yerleşim noktası olduğunu söylüyor ve "İnsanlar buraya kısa süreliğine getiriliyor daha sonra Ortadoğu'nun ve hatta Afrika'nın farklı noktalarına gönderiliyordu" diyor.

Ionnis Stekas önce Ortadoğu'ya, sonra da Afrika'ya gittiklerini anlatıyor.

Babasının onu ve erkek kardeşini anneleri Chrisanti'yle birlikte ülke dışına yollamak için mallarını sattığını söylüyor.

"Babam da 10 yaşındaki kızkardeşimle bizim ardımızdan gelmeyi planlıyordu. Ama kısa süre sonra Almanlar Türkiye'ye göçü yasakladı." diyor.

Annesi günlüğünde "Çeşme'ye gidip orada bir ay kaldık. Sonra İzmir'e geçtik. Oradan trenle üç günde Halep'e gittik." yazıyor. Ioannis'in büyük ağabeyi Kostas orada müttefikler güçler tarafından askere alınmış.

Altı yaşındaki Ioannis'in annesiyle birlikte yaptığı uzun yolculuk Mısır'dan Tanzanya kıyısındaki Darüsselam'a, oradan da Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin şimdi Lumumbashi adını alan Elizabethville kentine devam etmiş.

Günlükte "40 gün sonra Halep'ten trenle iki günde Mısır'a, Süveyş kanalına ulaştık. Orada bir süre çadırlarda kaldık. Mısır'dan sonra gemiyle Kızıl Deniz'i geçip Aden'e ulaştık. Yolculuğun devamı için erzak alınırken, iki gün geminin içinde kaldık. Aden'den kalkarken etrafta düşmanın sivilleri bombalamasını önlemek için balonlar dolaşıyordu. Hiç kimse nereye gittiğimizi bilmiyordu. 10 gün sonra Darüsselam'a ulaştık" yazıyor.

Stamatis'in hikâyesi

Stamatis Michailades, 1942'de Sakız Adası'ndaki Alman işgali sırasında yaşanan açlıktan kaçtıklarında sadece altı yaşındaydı.

Ailenin diğer üyeleri adada kalırken, Stamatis erkek kardeşi ve babasıyla adayı terk etti. Baba ve iki erkek çocuğu önce Türkiye'ye sonra Mısır'da çöldeki Musa Kuyuları Mülteci Kampı'na geçmiş. Savaşın sonuna dek orada kalmışlar.

Geçmiş ve bugün

Evlerine dönen geçmişin Yunan mültecileri, bugün yerlerinden olan mültecilere duygusal bir yakınlık hissediyor. Ancak yaşları nedeniyle mültecilerle buluşmaları zor.

Ancak yaşananları Yunan televizyonlarından duyuyorlar ve Marianthi Andreadi ülkesinin mali sorunlarına karşın "ellerinden geleni yaptıklarına" inanıyor.

Balkonlarından ağzına kadar dolu balıkçı teknelerinden inen Suriyeli mültecileri izliyorlar. Maria Chroni "Aynı geçmişteki gibi. En zoru da çocukların gelişine tanıklık etmek" diyor.

Eleni, Yunan mültecilerin evlerine ve normal yaşamlarına dönmeyi başardığına dikkat çekiyor. Ancak Yunanistan'ın yeni mültecilerinin yakın gelecekte bunu yapabileceklerinden emin değil.