Guantanamo Uygurları ve Avrupa

Washington'da oturduğum apartmanın asansöründe bir komşumla karşılaşıyorum.

İki gündür kentin tepesinden ayrılmayan kapkara bulutlar hakkında kısa bir sohbetten sonra, "Obama'nın Avrupa gezisi Avrupa'da nasıl karşılandı? Avrupalılar Obama'ya güveniyor mu?" diye soruyor. Bu soru, seçimlerden yedi ay sonra Amerikalıların kafasını en çok kurcalayan sorulardan biri. Çünkü, Bush yönetiminin, ülkeleriyle Avrupalı müttefikler arasındaki iyi ilişkiyi bozduğuna inanan Amerikalılar, Başkan Obama'nın bu ilişkiyi tamir edebileceğini umuyor. Obama'nın son gezisinde uğradığı Almanya ve Fransa'da halkın büyük sevgi gösterileriyle karşılanmış olduğu haberleri bu umudu şimdilik ayakta tutuyor. Fakat son aylardaki gelişmeler ve Amerikan basınında yeralan haberler Atlas Okyanusu'nun iki yakasında yaşayan Batılı kardeş ulusların barışmasının güç olduğuna işaret ediyor. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki son başkanlık seçimi, Beyaz Saray'da yıllar süren bir muhafazakar ablukayı kırıp ilk kez siyah bir başkanla birlikte Demokratik Parti'yi iktidara taşırken Avrupa'da tersine bir gelişme yaşanıyor. Avrupa ülkelerinde yapılan seçimler en son Avrupa Parlamentosu seçimlerinde de olduğu gibi muhafazakarların Yaşlı Kıta'daki siyasi ağırlığını artırıyor. Bunun sonucunda, ekonomik krizin aşılması için gereken önlemlerden tutun, Guantanamo Üssü'ndeki insan hakları sorununa kadar çözüm bekleyen hemen hemen her konuda Amerika Birleşik Devletleri'yle Avrupa ülkeleri arasında anlaşmazlıklar devam ediyor. Bu durum Amerikan kamuoyunun gözünden kaçmıyor. Amerika Birleşik Devletleri'nden bakıldığında artık çözümleri engelleyen hep Avrupaymış gibi görünüyor. Avrupalı sağ politikacıların, Obama'nın işini güçleştirmeyi arzu ettiği, Obama başarılı olursa bunun Avrupalı muhafazakarları da zayıflatabileceği korkusu yaşadığı duygusu yaygınlaşıyor. Washington'da görev yapan Avrupalı gazeteciler arasında da yaygın kanının bu olduğunu söylemek mümkün.

'Uygurların suçsuz tutsaklığı'

Son yaşanan Uygur Türklerinin dramı bunun bir örneği. Amerikan Askeri Mahkemesi, yıllardır Guantanamo Üssü'nde tutulan, işkence gören ve nihayet hiçbir suçla ve suç örgütüyle ilişkileri olmadığı anlaşılan onyedi Uygur Türkü'nün serbest bırakılması kararını aylar önce verdi. Ama Çin vatandaşı olan bu tutukluların ülkelerine geri gönderilmesi, işkencenin de devam etmesi olasılığını beraberinde getirebileceğinden, bu seçenek üzerinde durulmadı. Zaten tutuklu Uygur Türkleri de bunu istemedi. Ama Amerikalı muhafazakarların direnişi, bu Bush mağdurlarının Amerika Birleşik Devletleri'ne getirilmesini de şimdiye kadar engelledi. Sonuç, onyedi suçsuz insanın siyasilerin direnişi nedeniyle hakettiği özgür ve baskısız yaşama bir türlü kavuşamaması oldu. Son aylarda Obama yönetimi umudunu Avrupa'ya bağlamıştı. Ama yakın zamana kadar Guantanamo'daki insan hakları ihlallerini yüksek sesle eleştiren Avrupalılar da, sıra mağdurların sorununu gerçekten çözmeye gelince yan çizmeye başladı. Bunun üzerine Amerikan Dışişleri Bakanlığı Pasifik Okyanusu'nda ufacık bir ada olan Palau'yla anlaşarak, dört Uygur Türkü'nü o ülkeye gönderdi. Geride kalan onüç Uygur Türkü Guantanamo'daki esaret hayatına, Avrupalılar ise direnişe devam ediyor. Amerikan basınında, Alman İçişleri Bakanı Wolfgang Schaeuble'nin "eğer bu insanlar tehlikeli değilse, onları Amerikalılar kendileri neden almıyor?" dediği yeralıyor.

'Avrupa burun sürtmeye mi çalışıyor?'

Avrupa'dan yükselen bu sesler, eski Başkan George Bush döneminde Amerika Birleşik Devletleri'nin dünyada izlediği çatışma politikalarından utanç duyan ve Avrupalılar karşısında ezik durmaya başlayan Amerikalıları hayal kırıklığına uğratıyor. Amerikalılar, Avrupa'nın yıllardır dile getirdiği eleştirilerin tek amacının Amerika Birleşik Devletleri'ni zor duruma düşürmek olduğuna, bugünkü politikalarının da sorun çözmeye değil, Washington'un burnunu sürtmeye yönelik olduğuna inanmaya başlıyor. Bu kanıyı paylaştığını söyleyen fakat bunları gazetesinde dile getiremediğini anlatan bir Alman gazetesinin Washington muhabiri de, nihayet duygularını kendine ait Facebook sayfasına döktü. Bu sayfada iki günden beri, "onyedi Uygur Palau'da ne yapacak? Balıkları mı seyredecek? Almanya ve Schaeuble'ye, böyle insan hakları şampiyonluğu yaptığınız için gerçekten teşekkür ederim. Biz, kocaman bir 'hiç birşey yapmayanlar' ülkesiyiz!" cümleleri yeralıyor.