Bombay'dan Mumbai'ye

Bombay'ın gecesi... Tarihi, egzotikliği ve İngiliz İmparatorluğu'nu bu kadar iyi ifade eden iki kelime daha düşünmek zor.

Ayrıca yeni isim "Mumbai"yi de çok görmüyorum. Kentin başlıca tanrıçasının adı "Mumba Ai". Ben de 1980'lerin bir bölümünü, kentin tam kalbinde, tanrıçanın evinin yani tapınağının yanında geçirdim.

Üniversiteden sonraki ilk işimdi. Business India adlı bir dergide çalışıyordum. O zamanlar Bombay'da çok az yabancı çalışıyordu. Ekonomik kalkınmadan önceki Hindistan hala Sovyet usülü emir-komuta ekonomisine kilitlenip kalmıştı. O zaman yabancılara da yerel rayiç üzerinden maaş ödeniyordu. Bu yüzden şehir merkezindeki bir dizi perişan odada yaşadım.

Bazen derginin işleri sabaha karşı üçe dek sürüyor ve eve yürüyerek dönüyordum. Kaldırımlara dizili yatakların üzerinde tamamen uykuya dalmış insanlar olurdu. Bir an bile kendimi tehdit altında hissetmedim. Son günlerde Mumbai'nin gecekondu mahalleleri hakkında çok şey duyduk. Dolayısıyla ben de Bombay'ın gecelerindeki eski yuvamı tekrar ziyaret etmenin ilginç olacağını düşündüm.

Sıcak, yapış yapış bir akşamdı. İlk durağım bir polis müfettişiyle röportaj yapmak için şehir merkezindeki bir karakol oldu. Manikürlü tırnakları, boyalı saçları ve pahalı gözüken İsviçre yapımı saatiyle gösterişli bir karakterdi.

Zarif Çin porseleni bir fincandan çayımı yudumlarken, süklüm püklüm bir halde Slumdog Millionaire'deki işkence sahnelerini sordum. "Saçmalık" dedi. Ama kendi ifadesiyle "hafif dayak"ların rutin bir uygulama olduğunu da itiraf etti. Sonra da alelacele daha rahat bir konuya geçti. Güvenlik kameralarına ait monitörleri gösterdi ve adli tıp biliminin soruşturmaları ne kadar geliştirdiğinden bahsetti. En büyük görevinin de Hindular ve Müslümanlar arasındak gerilimi idare etmek olduğunu vurguladı.

Ben de inatla polisteki yolsuzluktan, uyuşturucu mafyalarını sordum ama sert, buyurgan yanıtlar aldım. Fahişelerin büyük ölçüde azaldığını iddia etti. Ancak bunun polisle ilgisi yoktu, insanların AIDS'ten korkması sayesindeydi.

'Kent merkezi beklediğimden az değişmiş'

Mumbai'nin merkezini yapısal anlamda beklediğimden çok daha az değişmiş buldum. Viyadüklü bazı otoyollar vardı, ki bana sürücülerin periyodik olarak buradan aşağı düştüğü söylendi. Ancak yoksul kiracıların asılmış çamaşırlarıyla kaplı ucuz meskenler hala yerinde duruyor, Viktoryen ya da art deco önyüzleri yavaş yavaş bozuluyordu.

1960'lı yılların Fiat taksilerinin çok azının yerini daha yeni otomobiller almıştı. Kendir balyaları taşıyan öküz arabaları, sömürge döneminden kalma küçük dükkanlar, el arabalarıyla meyve satan işportacılar, bağdaş kurarak oturan ayakkabı satıcıları, kaldırımlarda yaşayan ve çalışan sepet dokuyucuları vardı. Pazarlarda, metal malzemelerden taze balığa dek herşey satılıyor, saat akşam 10'a yaklaşırken bile sepetlerin içinde çırpınan canlı tekir balıkları görebiliyordum. Hemen yakında Joseph Conrad romanlarındaki gibi perişan ve hovarda havasıyla Mumbai'nin rıhtım bölgesi vardı.

Hindu ve Müslümanlar arasındaki gerilim daha da kötüleşti. Ancak yan yana çalışan Hindu ve Müslüman esnafın arasından geçtim. Buleşvar'da, Mumbai'nin eski kent merkezinde şehrin Hindu baştanrıçasını ziyaret ettim. Mumba-Ai'nin küçük tapınağın sütunları, kapalı bir mekandaki ormanı temsil etmesi için çiçeklerle kaplanmıştı ve kalabalık ilaheyi küçük bir an görmek için birbirlerini sıkıştırıyordu.

Geceyarısında Falkland Caddesi'ne, Mumbai'nin kötü bir üne sahip eğlence sokağına vardım. Kadınlar kasvetle ortalıkta geziniyordu. Yüzlerinde mesleklerinin başlıca özelliği olması gereken davetkar bakıştan eser yoktu. Mumbai'nin seks endüstrisi milyonlarca yoksul erkeğe hizmet veriyor, sefalet ve kederi açıkça görülüyordu. Bir kadın satıcısı koluma yapıştı. Ona müşteri sayısının gerçekten düşüp düşmediğini sordum. Birden saldırganlaştı "Buraya para harmaya mı, yoksa fazla meraklı sorular sormaya mı geldin?" diye sordu bana..

Bir taksi durdurup arka koltuğuna oturdum. Açık pencereden gelen hava güzel ve serindi. Çeyrek yüzyıl önce yaşadığım ve sevdiğim şehrin asıl karakteri değişmemiş gibi geldi bana. Hala Charles Dickens'ın romanlarındaki gibi çürüme, tutku ve sömürü doluydu. Ancak Mumbai pragmatik bir yerdir, ama işler. Fakat şimdi, çoğu iş durdu. Kaldırımlardaki yataklarda yatan insanlar uykuya daldı, hep yaptıkları gibi...

İlgili haberler