'Mahalleniz kırmızı bölge olsun mu?'

Bu hafta kendisini temel hak ve özgürlükler tartışmasının odağında bulan Ankara’nın Bahçelievler semtini oldum olası çok sevmişimdir.

Şehri gittikçe kuşatan kocaman alışveriş merkezleri yerine, Bahçelievler'de caddenin iki yanına sıralanmış dükkânlarından alışveriş yapmak; aşırı lüks ve pahalı restoranlar yerine sevimli ama daha ucuz sayılabilecek mekânlarında rahat rahat oturmak bana hep keyif vermiştir.

Her Ankaralı gibi birçok anım da var üstelik bu semtte.

Başkentin ilk çok salonlu sineması burada açılmıştı; ilk bowling salonu da.

Mahalle sakinleri için de Bahçelievler'in özel bir yeri var. İki çocuğuyla birlikte akşamüstü gezmesine çıkmış Cemile Günaltay’ın söylediği gibi Bahçelievler, gençlerle dolu, eğlenceli ve her ihtiyacı karşılayan bir semt.

Ankara'nın yeme içme kültürü

Bahçelievler benim de ilham ihtiyacımı karşılamıştır hep... Ne zaman bir şeyler yazmak istesem, yeni fikirler arasam, hep Bahçelievler'e giderim.

Siyaset bilimi öğrencisiyken 'sosyal değişim' dersi için hazırlayacağım ödevin konusuna da Bahçelievler’de dolaşırken karar vermiştim: "Ankara’nın yeme içme kültürü ve gelişmesi iktidardaki partiye ve siyaseti gelişmelere göre şekillenir" tezini savunan ödevime.

Cumhuriyetin ilk bürokratları için yapılan devlet mahallesi, Demokrat Parti’nin iktidara geldiği tarihten adını alan 14 Mayıs mahallesi, küçük memurların yaşadığı Yenimahalle'nin zamanla popülerliğini yitirmesi gibi değişiklikleri anlatmıştım ödevimde.

Bahçelievler semti üzerine bu hafta yapılan tartışmalar yalnızca sosyal değişim dersinde edindiğim bilgileri tazelemekle kalmadı, demokrasi teorisi dersinde öğrendiklerimi de gözlemleme fırsatı sundu.

Bazıları için bu tartışmalar Türkiye'nin içine girdiği "döngünün" yansıması.

Mesela Bahçelievler’in küçük publarının birinde birasını içerken rastladığım İlker Erinç'e göre, yapılmak istenen hiç de basit bir referandum değil, ülkedeki yaşam tarzını dönüştürmenin bir provası.

Bahçelievler'de İlker Bey gibi düşünenler az değildi aslında. Bir çok köşe yazarı da, özgürlükler üzerine referandum yapılamayacağını dile getirdi. Tartışmalar aldı başını, yürüdü.

Bahçelievler sakinlerinin bir çoğu mesela Ramazan Uzman, "ben gelirim çay içerim, sen gelirsin içki içersin, bu hep böyleydi, kimse kimseyi rahatsız etmediği sürece, sorun ne?" diyerek aslında çözümü ortaya koydu ama mahalleniz içkili bölge olsun mu sorusunun yöneltilecek olması zihinleri bulandırdı. Fakat bu dayatmaya pabuç bırakmayanlar da vardı.

Kırmızı bölge

Mesela yolda hızlı hızlı yürürken durup benimle konuşma nezaketini gösteren Leyla Yüksel, konu hakkında fikirlerini anlatırken "elbette mahalleniz kırmızı bölge olsun diye sorarlarsa, olmasın derim” dedi.

“Ama” diye ekledi “bu Türkiye'deki genel bir sorunun, ötekileştirme sorununun yansıması. Bizden misin, değil misin dayatması. İnsanları böyle bir soruya muhatap bırakmak yanlış...”

En sonunda Ankara Büyükşehir belediyesi geri adım attı ve Bahçelievler sakinleri içkiyle ilgili soruya muhatap olmaktan kurtuldu.

Asıl meselelerini tartışmaya döndüler, yedinci cadde haftanın belli günlerinde trafiğe kapansın mı?

Bu tartışmanın da içkili bölge tartışması kadar hararetli olduğunu söylemem lazım.

Bana göre, yeteri kadar otapark imkânı yaratılırsa, Bahçelievler'in ana caddesinin trafiğe kapatılması, semti daha da güzelleştirir. Ama bu Bahçelievler ahalisinin bileceği bir şey.

Referandumla ilgili haber hazırlamak için dolaştığım Bahçelievler'i sevme sebeplerimden birini daha fark ettim. Hissettiğim ama daha önce üzerine düşünmediğim bir neden: Bahçelievler'in sakinleri...

Yolda kimi çevirsem, reddedilmedim. Kimse 'vaktim yok' ya da 'fikrim yok' bahanesinin arkasına da sığınmadı. Düşüncelerini rahat ifade etti, ismini vermekten çekinmedi. Galiba Bahçelievler'i sevme nedenlerimden biri de bu, demokrasi kültürünü yaşatan, birbirine saygı duyan, mahallesine sahip çıkan sakinler...

Zaten Bahçelievler'i Bahçelievler yapanlar da onlar...