Orta Doğu'da her milletten gönüllü

Pek de ilk buluşma olabilecek gibi bir ortam değildi. Filistinlilerin 'Nakba' yani 'Felaket Günü' diye adlandırdıkları, İsrail devletinin kurulduğu günün anılması için düzenlenen bir otobüs gezisiydi.

Image caption Her yıl her milletten binlerce gönüllü Batı Şeria ve İsrail'e giderek sivil toplum faaliyetlerine katılıyorlar

Ama Dublin'den gelen 30 yaşındaki bir öğrenci, Gavan Kelly için , bu, hayatındaki en büyük aşkın da başlangıcı olacaktı. Doğu Kudüs'teki ya da Gavan'ın dediği gibi "işgal altındaki Filistin'de", bir kahvede oturmuştuk. "İsrail Ev Yıkımlarının Durdurulması Komisyonu" için çalışan Gavan, yaşadıklarını anlatıyor.

"O günü asla unutamam" diyor. "İlk defa burada, kendimi gerçekten evimde hissettim. İnsanların, köyleri üzerine inşa edilen otoparkta dansedip, dua etmeleri, yaşananları anmalarını izliyordum. Buna tanık olduktan sonra burayla aramda güçlü bir bağ oluştu." diye sürdürüyor.

Gavan'ın yüzü kızarıyor, masada oturan nişanlısı Hanadi'ye bakıyor utangaç utangaç...

"Ve tabii aynı gün, bu inanılmaz, güzel Filistinli hanımla karşılaştım." diyor...

Sivil toplum kuruluşları mantar gibi

Burada son 20 yılda, mülteci nüfusunun artmasına paralel olarak faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları da mantar gibi çoğaldı. Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Çalışma Örgütü UNRWA, 1990'ların başlarından bu yana Filistinli mülteci sayısının iki kat arttığını ve 4,5 milyonu aştığını tahmin ediyor.

Bu bölgedeki sivil toplum örgütlerinde çalışmak isteyenler yoğun bir rekabet içinde.

Örgüt kapsamındaki işlere talep yüksek, tek bir göreve 10 başvuru yapıldığı oluyor. Üstelik başvuruda bulunanlar da, Oxford ve Cambridge gibi İngiltere'nin en seçkin üniversitelerinden mezun gençler...

Cambridge mezunu Alice Gillham'a bu işin neden bu kadar popüler olduğunu soruyorum. Buradaki ikinci işi bu Alice'in. Geçen yaz bir mülteci kampında üç ay öğretmenlik yapmış; şimdi de Filistinli Mültecilere Yardım ve Çalışma Örgütü'nün iletişim bölümünde çalışıyor.

Doğu ve Batı Kudüs'ü ayrıan Yeşil Hat'tın yakınında yeralan örgütün şık tesislerinde konuştuğum Alice, ne yapmak istediği konusunda açık sözlü.

"Ben kendimi kurban etmiş değilim. Bu, burada işlerin gerçekte nasıl yürdüğünü öğrenmek için büyük bir fırsat. Bu iş bir atlama tahtası, benim heyecan verici mesleğimde ilk adım!" diyor...

Gavan gibi, Alice'in de, İsraillilerle Filistinliler arasında süre giden anlaşmazlık hakkındaki duygu ve düşünceleri güçlü ve kesin. "Her gün işgal yüzünden yaşanan haksızlıklara, her gün uluslararası hukukun ihlal ediliyor olmasına ben ve arkadaşlarım tepki duyuyoruz." diyor.

Burası, düpedüz bir savaş alanı olmasına rağmen, yardım görevlileri hayli yüksek bir yaşam standardına sahipler. İsrail belk ucuz bir ülke değil ama, buradaki yabancı çalışanlar, yüzme, binicilik, iyi restoranlara gitmek gibi, ülkelerinde yaptıkları hemen herşeyi burada da sürdürebiliyorlar.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi bir yerde çalışmakla kıyaslanamayacak bir durum kuşkusuz...

Cuma akşamı, Ramallah'taki "Kar Barı"nda kokteyl alan Araplar kadar, İngilizlerin, Fransızların, Amerikalıların sohbetleri de karışıyor havaya. Burası tıpkı kendi ülkenizde de gidebileceğiniz türden bir yer. Mönüde 'fajitas'lar ve kokteyller var; hoparlörlerden dans müziği yayılıyor.

Emily, "Burada yaşamak inanılmaz derecede kolay" diyor. Bu, gerçek adı değil. Bir araştırma enstitüsünde kaçak olarak çalışıyor. "Ramallah çok konforlu bir yer, burada yaşamak bir fedakarlık olmuyor." diyor. İki buçuk yıldır buradaymış ve buradan ayrılmayı düşünmüyor. "Başka bir yere gitmeye korkuyorum. Dünyada burası kadar ilginç bir başka yer olduğunu sanmıyorum" dişyor Emily.

Ama bölgede bunca çok sayıda uluslararası yardım görevlisinin bulunmasının yararlı olduğuna, herkes katılmıyor.

Eleştirel çevreler, Filistinli Mültecilere Yardım ve Çalışma Örgütü'nün, mültecilerin başka yerlere yerleştirilmesine yanaşmadığı için bu insanların yaşadığı sefaletidaimi hale getirdiğini savunuyorlar.

Diğerleri de, uluslararası görevlileri, yerel halkın gücünü elinden alıp, kendi güçlerini ortaya koyarak, adeta, yeni-sömürgeciler gibi davranmakla suçluyor.

İsrailli çalışma örgütü "Sivil Toplum Kuruluşu İzleme Grubu", ciddi suçlamalarda bulunuyor. Bölgede faaliyet gösteren 100'ü aşkın sivil toplum kuruluşunun faaliyetlerini izliyor. Grubun başkanı, "daha köktenci eğilimli grupların, buraya, belli bir siyasi görüşü olan ve anlaşmazlığa miyop bir şekilde bakan öğrencileri getirdiğini" söylüyor.

Naftali Balanson, bana internetteki blogları gösteriyor. "Kullandıkları dile bakın" diyor ve ekliyor : "Getto, ırk ayrımcılığı, İsrail katliamları...Bu tür karşısındaki şeytanlaştıran ifadeler yapıcı değil. Bunlar anlaşmazlıkları alevlendiriyor."

Filistinlilerden de eleştiriler geliyor. Gelen yabancıların yalnızca kendi gruplarıyla haşır neşir olmalarından, burada çalışmanın onlara sadece, tamamlamaları gereken bir üniversite projesi gibi görünmesinden yakınıyorlar.

Doğu Kudüs'te, dile getirilen bu görüşleri Gavan ve Hanadi'ye aktarıyorum. Hanadi, derin derin içini çekiyor ve nişanlısının koluna sarılıyor. "Burada olmaları harika birşey." diyor. "Peki ama, burada bu kadar çok sayıda olmalarına rağmen, niçin hiçbir değişiklik görmüyoruz?" diye de ekliyor.

Sonra Hanadi kendi evine gidiyor, yakınlarda İslamiyeti kabul ederek 'Cemal' adını alan Gavan ise, El Aksa Camiine namaza gidiyor.

Bu artık her Cuma yaptığı birşey olmuş. Ama Gavan'ın yeni İslam kimliğiyle hala mücadele ettiği bir nokta var. "Bir bira için ölüyorum" diye itirafta bulunmadan edemiyor...