Pakistan'ın iki yüzü

Geçen hafta Avrupa'da bir gazetenin dış politika editöründen bir elektronik posta mesajı aldım.

Image caption Pakistan'da bir tiyatro oyunu

"Pakistan'da, buradan cehennemin dibi gibi görünen bir yerde yaşamak hakkında bir haber yazar mısın" diye soruyordu.

"Daha cehennemin dibinde değiliz, ama oraya varmak için büyük çaba harcıyoruz." ya da "Evet, cehennemin dibindeyiz ama en azında hava fena değil." diye yazmayı tasarladım.

Veya "Peki para çekme makineleri ve sanat galerileri var mıdır cehennemin dibinde, çocukların sokakta kriket oynamalarına, düğünlerde dans edilmesine izin veriliyor mu?" diye sormayı da düşündüm.

Ama bunların hiçbirini yazmadım, çünkü belli tip Pakistanlılar gibi düşündüğümü farkettim.

Çünkü bu tip Pakistanlılar, ülkelerinin imajına büyük önem atfediyorlar.

İntihar bombacıları, elektrik kesintileri, gecekondu mahalleri ya da kriket takımının istikrarsız sonuçları konusunda kaygı duymuyorlar demiyorum.

Önemsiyorlar bunları...

Ama Taliban, enerji krizi ya da kriket takımının, çok sevdikleri ülkelerine kötü bir şöhret kazandırdığını düşünüyorlar.

Kültürel yaşam

Geçen aylarda bir film gösterime girdi burada.

Dört profesyonel Pakistanlının yaşamları anlatılıyordu.

"Made in Pakistan - Pakistan'da üretilmiştir" adlı belgesel film, ülkeyi dünyanın en tehlikeli yeri olarak niteleyen Newsweek dergisinin kapak haberine yanıt olarak çekilmişti.

Belgesel Newsweek'in yargısında herhangi bir değişim yaratmamış olabilir, ama burada büyük ilgi gördü.

İmajları konusunda saplantılı olan Pakistanlılar, ülkenin, başındaki bütün belalara karşın canlı bir demokrasi olduğunu söyleyeceklerdir.

Ayrıca, Pakistan'ın Güney Asya'nın en hareketli pop müziğine sahip olduğunu, modern sanat eserlerinin açık arttırmalarında büyük ilgi gördüğünü, yazarlarının uluslararası ödüller için aday gösterildiklerini hatırlatmayı da ihmal etmeyeceklerdir.

Ama bunun Güney Veziristan'dan kaçmak isteyenler için teselli olamayacağı gerçeğini ise gözardı edeceklerdir.

Ekim'in ilk iki haftasında Pakistan'da 13 saldırı düzenlendi, hedeflerden biri de ordu karargahıydı.

Mamma Mia müzikali

Aynı iki haftalık dönemde, Çehov'un Martı'sı Karaçi'de sahneye konurken, Abba müzikali Mamma Mia ayakta alkışlarla karşılandı.

Başka etkinlikler de vardı ülke genelinde.

Bir sokak tiyatrosunun 25'inci yıldönümü, çocuklar için film festivali, konserler, binlerce düğün ve sokaklarda bitmez tükenmez kriket maçları...

Cehennemin dibinde insanların bu denli hoplayıp zıplamasını kimse beklemez herhalde.

Geçen gün Mamma Mia'nın Karaçi'deki gala gecesinin Taliban'a karşı son mevzi olabileceğini savunan ve müzikallerden nefret eden bir arkadaşımın yazdıklarını okurken, televizyonda Taliban'ın Pakistan'ın kültür başkenti Lahor'da saldırılar düzenlediğini gördüm.

Son dönemde bu saldırılar o kadar sıklaştı ki.

O sabah Kohat'taki saldırıda 50 sivil hayatını kaybetmişti.

Bu görüntülerin etkisini üzerimden atmaya çalışırken, bir başka haber geldi: Lahor'daki polis merkezine saldırılar düzenlenmekteydi.

Daha sonra yeni bir "son dakika" haberi: Bir polis soruşturma merkezi saldırı altında.

Sonunda üç olaya ilişkin gelişmeleri, haber kanalının ekranda oluşturduğu üç ayrı pencereden izlemeye başladım.

Daha sonra ise sosyal paylaşım ağlarının Mamma Mia'nın orjinalliğini tartışanlar ile "ne oluyor benim ülkeme" sorularını soranlar arasında bölündüğünü farkettim.

'Fanusta hayat'

Pakistan'ın parlak tarafına bakan yabancı gazeteler, son dönemde ülkeden yumuşak haberler geçmeye başladı:

Pakistanlı ressamlar, rock yıldızları, Facebook protestocuları.

Ama gözden kaçırdıkları, bizlerin dünyanın üzerine odaklanmasını istediğimiz bu kültürel etkinliklerin, müreffeh bir köpük içinde yaşayan orta sınıfın, jeneratörler eşliğinde, özel güvenlik görevlilerinin gözetiminde yapıldığı, çoğunlukla da hızlı gıda zincirleriyle cep telefonu firmalarının sponsorluğunda düzenlendiği gerçeği.

Bu fanusun dışında ise, yaşamlarını sürdürebilmek için büyük çaba gösteren, eve döndüğünde günün korkunç hikayelerini bölünmüş ekranlarda izleyen milyonlar var.

Çoğu da, tiyatro salonlarına giderek Abba şarkılarına eşlik etme şansına sahip değil.

Cehennemin dibinde, söylenmesine izin verilen tek marş Abba'nın ünlü şarkısına atıfla, "Money, Money, Money" yani "Para, Para, Para" olsa bile.