'Orta Doğu üzerinden AB bileti'

Avrupa Birliği içinde seyahat ederken pasaport kontrol noktasına geldiğimizde üye ülkelerin vatandaşlarının kimlik kartlarını neredeyse uzaktan göstererek geçmesi oldum olası imrendirmiştir beni

O yüzden de vize zorunluluğu kaldırılınca önüme çıkan ilk fırsatı değerlendirip, Şam'da Türkiye Suriye ilişkileri üzerine düzenlenen bir konferansa katılmak için yollara düştüm.

Bir ülkeye girerken, daha önce vize almamak keyifli bir duygu.

Fakat insanın pasaportunda gazeteci yazınca durum pek de öyle olmuyormuş.

Bir uçak dolusu Türkiye vatandaşı, o benim Avrupa Birliği içinde imrendiğim rahatlığı yaşarken aynı konferansa gelen iki gazeteci arkadaşım ve ben yine bekletildik.

Ne de olsa demokrasi yoksunu ülkelerde gazeteci tehlikeli bir varlık, görevlilerin bir saatten biraz daha fazla süren, “niye geldiniz” sorgusundan sonra girebildik Şam sokaklarına.

Şam sokakları bugünlerde Türkiye vatandaşlarından geçilmiyor dersem abartmış olmam sanırım.

Doğrusu Türkiye'den gelmiş olmanın da apayrı bir havası var Şam’ın taksi sürücülerinin, garsonlarının ve satıcılarının üzerinde.

Konferansa Batıdan da bir çok gazeteci akademisyen ve siyasetçi katılmıştı.

Konuşulanlar yazılmamak kaydıyla dile getirildiği için kimin neyi söylediğini anlatamayacağım ama benim çıkardığım sonuç şu:

Zaten Türkiye yanlısı olan Batılılar Türkiye'nin Ortadoğu ülkeleriyle gelişen ilişkilerinin Türkiye'nin kıymetinin anlaşılabilmesi açısından önemli bir araç olduğunu düşünüyorlar.

Türkiye'nin zaten Avrupa Birliği macerasına karşı olanlar da, tamam işte ‘Orta Doğulu olduğunuz kanıtlandı’ demeye getiriyorlar.

Arap aydınlarına gelince, onlar da Türkiye'nin Ortadoğu üzerinden Avrupa Birliği bileti almaya çalıştığını düşünüyorlar fakat bu durumu yermiyorlar, kendilerinden gördükleri birinin, Türkiye'nin, Avrupa Birliğine girmesi onları da mutlu edecek, bunu sık sık söylüyorlar.

Fakat bir ricaları var: “Buraya, Osmanlının torunları olarak gelmeyin, bize medeniyet öğretmek için hiç gelmeyin, bir çok konuda bizden ileri olsanız da bize eşitlerin ilişkisini kurmak için gelin” diyorlar.

Suriyeli bir kadınla konuşurken daha da oturuyor zihnimde Arap aydınlarının ne demek istediği.

Aslında konu konuyu açıyor sohbet sırasında.

Dünyanın hiçbir yerinde görmediğim değişiklikte ve çeşitte kadın iç çamaşırının Suriye'de rahat rahat satılıyor olmasıyla başlıyoruz sohbete.

Süeti, derisi, çiçeklisi, kelebeklisi, pullusu.

Suriyeli kadın arkadaşım bunun Suriye de geleneksel bir sanat haline geldiğini, bu renkliliğin ataerkil toplum yapısıyla, ülkedeki otoriter rejimle yakından ilgili olduğunu anlatıyor.

Ona göre içine kapanmak zorunda kalmış Suriyeliler için ev hayatını renklendirmenin bir yolu da bu.

Suriyeli arkadaşımın anlattığına göre, yakın bir zamana kadar Suriye’de namus cinayeti işlediğini öne süren erkeklere ceza verilmiyormuş, yasa yeni değişmiş ve şimdi iki yıl alıyorlarmış.

Aile içi şiddet de epey yaygınmış ama kadınlar için sığınma evleri gibi kurumlar yokmuş.

''Sizde de namus cinayetlerine indirim vardı yakın bir zamana kadar, sizin kadın örgütleriniz bize deneyimlerini aktarmalı'' dedi arkadaşım.

Aslında temel soru da bu: Türkiye-Suriye ilişkileri, ekonomik ve siyasal çıkarlar için mi kurulan ilişkiler yalnızca, yoksa zamanla, insanlar arasındaki iletişim kaçınılmaz olarak daha iyi bir yaşam için deneyim paylaşımına da dönecek mi?

Vizelerin kalkmış olması alışveriş ve turistik gezi olarak mı kalacak, yoksa dokunabilecek miyiz birbirimizin hayatlarına?