Romanya'nın 'perişan çocuk yurtları'

Bükreş'e hareket etmeden önce Romanya'da bize yardımcı olacak kişiden elektronik posta aldım.

Image caption Bükreş'te bir yetim çocuk, bir hastanenin AIDS bölümünde yatıyor, Şubat 1990 (AP)

"Kurumlarda artık durum iyi" diyordu. Belki biraz kalabalıktı ama temizdi artık.

Hastaların internetten yararlanmaları da mümkündü.

Hastalar bahçedeki çiçekleri de suluyordu.

Kurum müdürü, Noel'de Romen Filarmoni Orkestrası'nı getirtip özel bir konser verdirmeyi planlıyordu.

Oraya gittiğimde, durumun biraz farklı olduğunu gördüm.

Bir kurum görevlisi, kapının kilidini açtığında, vücut ve idrar kokusuyla karışmış adeta bir küf kokusu kapladı havayı.

Görevli, benimle birlikte odaya girmeye isteksiz gibiydi.

Çürümeye yüz tutmuş yataklarda, 10 zavallı insancık vardı.

Bir yatağa iki kişi düşüyordu, çarşaflarda dışkı izleri vardı.

Yirmi yıl öncesi

Birçokları, 1989 yılında görüntüleri dünyaya yansıyan Romen yetimhanelerinin korkunç halini hatırlayacaktır.

Ama Romanya bugün de, sahiplenmek istemediği insanlarına böyle davranıyordu.

Yorganların altında, çukurlarına kaçmış kara gözler görüyordum.

Öğleden sonraydı.

Bakıcı, burada kalanlara, ilaçlarının yeni verilmiş olduğunu söyledi.

Hastaları sakinleştirmek, tartışmalı bir tedavi yöntemi.

Ancak bu Romen kurumunda çalışan görevliler işlerin yoğunluğundan bunalmış halde.

Bu zavallı haldeki insanlar sadece tek bir oda dolusu olsa, iyi.

Daha birçokları var.

Bu kurumda 160 hasta kalıyor. Yaşları ise 18 ile 80 arasında değişiyor.

Kadın ve erkekleri birbirinden ayırmak güç.

Zaten kadın-erkek ayrımı da yapılmamış kurumda.

Kısa kesilmiş saçları ve paçavra gibi giysileriyle mahkumları andırıyorlar.

Pis çarşaflar

Kilit altında yaşatılan, dış dünyadan koparılmış bu istenmeyen insanlar, doğduktan hemen sonra yoksul ana babaları tarafından terkedilmiş.

O günden bu yana da devlet tarafından ihmal ediliyorlar.

Kurumda çalışanların, yetimhaneden sonra gelenlerin yaşları hakkında en ufak bir fikri bile yok.

En az 18 yaşında olmaları gerekiyor ama, aslında çok daha genç görünüyorlar.

Bunlardan üçü, üç erkek çocuk, akıl sağlıklarının bozuk olduğu gayet açık şekilde görülen erkek ve kadınlarla paylaştıkları yatakların pis çarşafları arasına sinmişler.

Çocuklardan biri, inanılmaz derecede zayıf.

Bir görevli, bu çocuk hakkında hiçbirşey bilmediklerini söyledi.

Konuşamıyor çocuk.

Sarılık olduğundan şüpheleniyorlar, ama kimse de emin olamıyor.

Biz odadan ayrılırken bu çocuklar sessizce, ileri geri sallanmaya başlıyor.

Burası Bolitin Yetişkinler Kurumu.

Başkent Bükreş'ten uzaklığı yarım saat bile değil.

Bükreş, günümüzde gelişen Romen ekonomisinin merkezi.

Büyük alanlarda neonlarla ünlü Batılı markalarının reklamları yer alıyor.

Alışveriş merkezleri, yeni parayla Noel hediyeleri alan ailelerle dolup taşıyor.

Isıtma bozuk

Diktatör Nikolay Çavuşesku'nun devrilmesinden bu yana Romanya'nın nereye geldiğinin birer işareti bunlar.

Ama herkes de hoşnut değil, son 20 yılki değişikliklerden.

Yine başkent Bükreş'ten fazla uzak olmayan Carpiniz köyündeki, "Sosyal ve Sıhhî Bakım Birimleri" denilen bu kurumların bir diğerine gittim.

Bir hemşire binayı dolaştırdı bana.

100'ü aşkın hasta vardı.

Hemşire tam olarak bilmiyordu bu kurumun perişan duvarları arasında kapalı kalmış hasta sayısını.

Isıtma sisteminin aylar önce bozulduğunu anlattı.

Dondurucu bir soğuk vardı binada.

Hastalar battaniyeler ve termal ceketlerle sarınmışlardı.

Yataklarının üzerinde ileri geri sallanırken nefesleri neredeyse buz kesiyordu havada.

Ayrı bir binada ciddi sakatlıkları olan 15 kişi, antika deriden divanlar üzerine adeta atılmış gibiydiler.

Hemşire, en az 20 yaşında olduklarını söyledi bu kişilerin, ama ufacık yüzleri ve bedenleri, çok daha genç olduklarına işaret ediyordu.

Kurumdaki diğer sağlam durumdaki insanların aksine, bunların soğuktan korunmak için özel giysileri yoktu.

Giysileri paçavradan öteye gitmiyordu; havada, çürüyen beden kokusu vardı.

Çarpık, kirli ayaklarına daha yakından baktığınızda, kangren olduğunu görebiliyordunuz.

AB'ye verilen söz

Romanya, bu tür kurumlarındaki insanlık dışı koşulları değiştirme, insan hakları uygulamalarını düzeltme sözü vermişti.

Bu, Avrupa Birliği üyeliği için yerine getirmesi gereken bir koşuldu.

Kuşkusuz bu nedenle, gazetecilerin bu tür kurumlara girip çıkmalarından hoşlanmıyorlar.

Bütün bu gördüklerim, aklıma Romen mihmandarımızı ve ülkedeki koşullar hakkında yazdığı, göz boyayan ifadeleri getiriyor.

Gönderdiği elektronik postaya bakıyorum bir kez daha.

Herhalde bana Romanya'da bu konuda verilecek bir haber olmadığını anlatmaya çalışıyordu.

Ülkeye gitmeye gerek yoktu.

Her alanda büyük ilerleme sağlanmıştı.

Sonra başka birşey daha oldu.

Mülakat yapmayı planladığımız bir kişi, görüşmeyi iptal etti.

Bu şahıs, Çocuk ve Yetişkin Koruma Merkezi'ne çağrılmış ve bizimle konuşmaması istenmişti.

Derken şoförümüz, gizli polisin, bizim planlarımız hakkında kendisini sorguya çektiklerini anlattı.

Açıkça anlaşıldı ki, mihmandarımız olacak kişi yalnızca BBC için çalışmıyordu.

Hükümet adına da çalışan bir muhbirdi.

Bu duruma derhal bir çare bulmamız gerekiyordu.

Kendisine, Londra'dan acil bir telefon geldiğini söyledim.

Romanya'dan dönmemiz ve gelişen yeni haber üstünde çalışmamız istendiğini belirttim.

Bükreş garında kendisine veda ettik.

Öyle görünüyor ki, eski, komünist dönemden kalma yöntemler kolay kolay kaybolmamıştı Romanya'da.

Devlet muhbirleri hala kol geziyor, Romanya'nın gözlerden ve akıllardan uzak tutmak istediği kurumlar da aynen varolmaya devam ediyordu.