Gezi Parkı: 'Apolitik çapulcu' ideolojisi

Gazeteci Ahmet Şık’ın eşi Yonca Verdioğlu geçen gün sabah köpekleri Pablo’yu dolaştırmak için Dolmabahçe’deki parka gitti. İki genç, protestocuların bıraktığı çöpleri topluyordu.

Yonca, daha sonra ikisinin de 19 yaşında olduğunu öğreneceği, geceyi Gezi Parkı’nda geçiren bu üniversite öğrencilerine yardım etti. Ama yağmur nedeniyle çok ıslandılar. Yonca, giysilerini kurutmaları ve kahvaltı için onları eve davet etti.

Kahvaltıda sohbet ettiler. Gençler, evine misafir oldukları adamın kafasının neden sargılı olduğunu merak etti. “Kocam gazeteci” diye cevapladı Yonca. Ahmet, iki gün önce Gezi Parkı’nda kafasına isabet eden gaz el bombasıyla yaralanmıştı.

“Öyle mi, isminiz nedir” diye sordular Ahmet’e. İsmini söyledi Ahmet. Gençler birbirine baktı. İkisi de daha önce bu ismi duymamıştı. Eylemci üniversiteliler, Mart 2011’de diğer 11 gazeteciyle birlikte Oda TV olarak anılan soruşturma kapsamında “terör örgütüne yardım ve yataklık yapma” gerekçesiyle tutuklanan, basılmamış kitabı toplatılan ve bu nedenle Türkiye’deki basın özgürlüğü sorununun dünya tarafından daha görünür olmasını istemeden sağlayan “başı sargılı adamın” adını ilk kez kahvaltı masasında duydu.

Solcu olduğunu söyleyen iki öğrenci herhangi bir örgütlenme içinde bulunmamış hatta daha önce bir eyleme de katılmamıştı.

'Gazete okumayı bırakmış bir nesil'

Gençlerin durumunu belki de en iyi, Türkiye’nin popüler TV dizisi oyuncularından Ahmet Kural’ın, eylemin kitlesel bir direnişe dönüştüğü 31 Mayıs’ta “#direngeziparki” etiketiyle Twitter’dan yaptığı yorum özetliyor: “Gazete okumayı bırakmış bir nesli militana çevirdiler. Alkış tutan, şarkı söyleyen, silahsız militanlara. Şimdi onlar düşünsün.”

Başbakan’ın şu ana kadar verdiği yanıtlar bunu doğrulamasa da, eylemlerin üzerinden bir hafta geçmesine rağmen “onlar” hâlâ düşünüyor. Bu arada Kural’ın mikroblog sitesi Twitter’daki takipçi sayısı yaklaşık 200 bin kadar artarak 640 bin kişiye ulaştı.

Kural yalnız değil: Sosyal medyayı da aktif kullanan Mehmet Ali Alabora, Okan Bayülken, Halit Ergenç, Levent Üzümcü gibi yıldızları, ilk günden itibaren Gezi Parkı eylemlerinin hem sesi hem de katılımcısı oldu. Eylemci gençlerin onlara, örneğin Ahmet Kural’a duyduğu yakınlığın ise, Ahmet Şık’tan çok daha fazla olduğunu görmemek mümkün değil. Birçoğu bu genç kitleyi apolitik olarak nitelendiriyor. Başbakan Tayyip Erdoğan onları “çapulcu” diye anıyor.

Çoğu, her ikisine de itiraz etmiyor. Öyle ki binlercesi, Başbakan’ın “başbelası” olarak gördüğü Twitter’daki gerçek kullanıcı isimlerine “çapulcu” takma ismini ekledi.

Dolmabahçe’den Taksim’e çıkan İnönü Caddesi’ndeki barikata kaldırım taşı taşıyan 19 yaşındaki Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencisi “Evet apolitiğim. Bu ilk eylemim. Bugüne kadar herhangi bir eyleme katılıp taraf olmak istemedim. Hâlâ da istemiyorum.” diyor.

“Peki neden buradasın” sorumu ise "İlk gün hapı kullanıp kullanmadığımdan, kıyafetime, içtiğim alkole kadar her şeyime karışılıyor" diye cevaplıyor.

“Eyleme arkadaşlarımla geldim. Kimse beni yönlendirmedi” diye ekliyor. Biz konuşurken bir arkadaşı gelip “Hiç fotoğrafım yok. Barikatla bir fotoğrafımı çeker misin” diye soruyor. Barikatlarla, yakılmış otomobil ve otobüslerle “zafer” değil, hatıra fotoğrafları çektiriyorlar. Bunu yaparken ne devrimci yumruğu kaldırıyorlar, ne de zafer işareti yapıyorlar.

'Gezi Parkı nerede'

Aralarında bırakın yayalaştırma projesini, Taksim’e çıkarken “Gezi Parkı nerede” diye soranlar var.

“Beş yıldır ilk kez Taksim’e geliyorum” diyor Ümraniye’de oturan bir başka genç: “Topçu Kışlası’nın ne olduğunu bugün Başbakan konuştuktan sonra merak ettim ve internetten öğrendim. Ama burada olmam gerektiğini düşündüm. Çünkü değil bu kışla ya da diğer projeler, kız arkadaşımın bacak arasını nasıl kullanacağına bile Başbakan karar vermeye çalışıyor.” Cuma öğlen Harbiye’den Gezi Parkı’na birlikte yürüdüğüm bir başkası Taksim’in üzerindeki gaz kütlesini fark edip “Bulut ne kadar aşağıya inmiş” tepkisiyle karşılıyor.

İstanbul yıllardır her kitlesel eylemde biber gazı soluyor. Ama sadece gençlerin değil, pek çok akranımın da ilk gazı deneyimini Gezi eylemlerinde yaşıyor.

39 yaşındaki Pınar, İstiklâl Caddesi’nde müdahalenin azaldığı bir anda polisten “Lüften o gaz fişeklerini doğrudan üzerimize atmayın. Havaya doğru atın. Çünkü direkt atınca canı çok acıtıyor” ricasında bulunuyor.

Başak (40) ilk rastladığı polise “Size, bize ne yapmanızı söylediler” diye soruyor.

45 yaşında ilk eylem

Mühendislik eğitimi aldığı ODTÜ’de hiçbir eyleme katılmayan, bugün “No more lies” mahreciyle sokak sanatı yapan 43 yaşındaki arkadaşımın da ilk eylemi Gezi.

15 yaşındaki oğlunu parka getirmeye cesaret edememiş. Ama eyleme destek için hazırladığı stencil’ları onunla birlikte hazırlamış: Sprey boyalarını ve şablonunu çıkarıp, Gezi’nin duvarlarına, zeminine yanağına bir çınar yaprağı yapışmış Erdoğan’lar resmediyor. Onun tepkisi de gençlerden farklı değil: “Niye burada olduğumuzun cevabı Erdoğan’ın bize söylediği şeylerde mevcut. Hepimiz insan yerine koyulmamaya karşıyız. Parktaki diğer sanatçıların işlerinde de, duvar yazılarında da aynı şeyi görebilirsin” diyor. Oğluna göstermek için parkın ve diğer sanatçıların işlerini fotoğraflıyor “No more lies”.

ODTÜ’yü eylemsiz bitiren bir başka arkadaşım Ahmet (45) ise kendine kızgın: “İşin buraya varacağını göremediğim” için diyor Ahmet. Onun da ilk eylemi. “Yaşam alanımız, bu parka yapılmak istenende olduğu gibi giderek daraltılıyor. O yüzden burada olmalıyız.” Ahmet, bu yazıyı kaleme aldığım saatlerde Gezi direnişçileri için aldığı çadırları Taksim’e götürüyor.

Tamamen ideolojik

Başbakan Erdoğan bir parktan başlayıp hükûmetini hedef alan eylemler için “Bu parkla, ağaçla ilgili bir şey değil. Tamamen ideolojik” diyor. Önce tüm İstanbul’a ve sonra Türkiye’ye yayılan sokağın sesi Erdoğan’ı doğruluyor. Bu ideoloji, apolitik ya da çapulcu olarak anılmasını umursamıyor. Başbakanın, yaşam alanlarına yaptığı müdahaleye isyan ediyor. Haysiyetini savunuyor.

Basit ve anlaşılır bir ideoloji.

“En çok kendime kızdım” diyor 45 yaşındaki Ahmet.

İlgili haberler