Din ve vicdan hürriyeti açısından ‘demokratikleşme paketi’

Telif hakkı AP

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın önceki gün açıkladığı demokratikleşme paketi, din ve vicdan özgürlüğü açısından bakıldığında, içinde olandan çok, olmayanlarla tartışma yarattı.

Sosyolog Profesör Nilüfer Narlı'ya göre, bunun en önemli nedeni, toplumdaki beklentilerin büyük olmasıydı.

Narlı, bu konuda henüz elinde sistematik bir çalışma bulunmadığının altını çiziyor. Ancak, gözlem ve deneyimlerine dayanarak, özellikle Aleviler'in büyük hayal kırıklığı içinde olduğunu söyleyebileceğini belirtiyor.

Aleviler'in sorunlarıyla ilgili çalışmalarıyla tanınan gazeteci Miyase İlknur'a göre ise, Aleviler'in bu paketten çok büyük bir beklentisi yoktu ve önümüzdeki baharda yapılacak yerel seçimler öncesinde yeni bir açılım beklemek gerçekçi değil.

Buna karşın, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümeti yetkilileri, Aleviler'le ilgili açılım çalışmaları tamamlanmadığı için pakete dahil edilmediğini söylüyor.

Hükümet partisini yakından takip eden gazeteci Fehmi Koru ise, Aleviler'le ilgili açılımların en kısa zamanda Meclis'e taşınacağı görüşünde.

Paketten çıkanlar

Başbakan Erdoğan’ın açıklamadan bir gün önce "Türkiye demokrasisine sınıf atlatacağını" söylediği paketten, din ve vicdan özgürlüğü açısından iki somut sonuç çıkmıştı.

  • Mardin’in Midyat ilçesindeki Mor Gabriel Manastırı’nın Süryani vakıf yönetimine iade edilmesi.
  • Savcı, hakim, polis ve askerler dışındaki kamu çalışanlarının türban yasağının kaldırılması.

Ancak, Aleviler’in hakları ve Heybeliada’daki din adamı yetiştiren Rum Ortodoks Ruhban Okulu’nun yeniden açılması -bu konuda resmi bir açıklama olmasa da- basına göre, kamuoyunda paketten çıkması yaygın olarak beklenenler arasındaydı.

Pakette Ruhban Okulu anılmazken, Aleviler de sembolik bir adımla karşılaştı: Nevşehir Üniversitesi’nin adının Hacı Bektaş-ı Veli olarak değiştirilmesi.

Profesör Narlı, bu adımı şöyle değerlendiriyor:

“Aleviler, son bir-iki yıldır kendilerini incinmiş hissediyorlardı. Özellikle, üçüncü köprüye Yavuz Sultan Selim adının verilmesi onların bazı endişelerini derinleştirmişti. Başbakan bunun farkında olduğu için, belki de bir söylem düzeyinde ‘Aleviler’in kültürel kimliğini tanıyoruz, buna saygı duyuyoruz.’ mesajı verdi. Aleviler’in incinme duygusunu gidermeye çalışıyor.”

Ruhban Okulu neden açılmadı?

Narlı’ya göre, Süryaniler’e vakıf mallarının iadesi de, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde atması gereken adımlar arasındaydı.

Peki, Ruhban Okulu konusunda neden bir adım atılmadı?

Bu konuda da resmi bir açıklama yok.

Ancak, hükümet partisinin Meclis’teki grup başkan vekillerinden Ahmet Aydın, önceki gün katıldığı bir televizyon programında “mütekabiliyet”ten bahsetti.

Diplomasi dilinde çok kullanılan bu kelime, “karşılıklı durum” ya da “karşılıklılık” anlamına geliyor.

Aydın, Yunanistan’ın ağırlıklı olarak Batı Trakya Bölgesi’nde yaşayan Türk Müslüman azınlığın haklarında iyileştirme yapılması karşılığında, bu adımın atılabileceği mesajını verdi.

Profesör Narlı, bu yaklaşımı “Eski bir devlet geleneğinin karşımıza çıktığını görüyoruz” sözleriyle değerlendiriyor.

Narlı, Başbakan Erdoğan’ın yerel seçimler öncesinde, gerek Ruhban Okulu, gerekse Aleviler’in hakları konusunda, Sünni Müslümanlar’ın duygularına da hassasiyet göstermeye çalıştığı görüşünde.

“Unutmayalım, Türkiye’de çok hassas dengeler var. Türk milliyetçileri kendilerini rahatsız hissediyorlar bu süreçten” diyor sosyolog Narlı ve devam ediyor:

“O yüzden Türk milliyetçilerini çok fazla ürkütmek istemedi muhakkak Başbakan. Çünkü, özellikle dindar Türk milliyetçilerinin oy verdiği parti, Ak Parti.”

Aleviler’in somut talepleri

Profesör Nilüfer Narlı’nın hükümetin kendi seçmeninin hassasiyetlerine özen gösterdiği görüşüne, Alevi gazeteci ve aktivist Miyase İlknur da katılıyor.

"AKP’nin kendi seçmenine vadettiği bir takım hakları, daha da pekiştirmek için çıkarılmış bir paket bu. Kendini öteki hisseden, ‘Ben bu eşitlik ilkesinden yararlanamıyorum’ diyenlere pek bir şey yok” diyor İlknur.

Gazeteci İlknur’a göre, Aleviler’in devletten talep ve beklentileri olmakla birlikte, bu paketten çok büyük bir beklentileri yoktu:

“Çeşitli duyumlarla, cemevlerine yasal statü kazandırılacağı söylendiyse de, bir yerel seçim öncesinde AKP’nin bunu yapmayacağını Aleviler çok iyi biliyordu. Çünkü, AKP her seçim öncesinde kendi tabanını bir arada tutmak, daha da pekiştirmek amacıyla kutuplaşmayı tırmandıran bir siyaset izledi bugüne kadar.”

İlknur, hükümetin yeni bir paketle Aleviler’in haklarını iyileştireceği açıklamalarına da itimat etmiyor.

Peki, 2008 yılında başlayan çalıştaylar? Hiç mi ilerleme sağlanamadı?

Gazeteci İlknur, bu süreçte Aleviler’in tarihlerinde ilk kez bir araya gelerek, hükümete beş maddelik ortak bir talep listesi ilettiğini anlatıyor. Maddeler şunlar:

  1. Cemevlerine yasal statü kazandırılması.
  2. Zorunlu din derslerinin kaldırılması.
  3. Sivas’ta 1993 yılında 35 kişiye mezar olan Madımak Oteli’nin müze olması.
  4. Alevi köylerine cami yapılmasından vazgeçilmesi.
  5. Kamu kurumlarındaki ayrımcılıkların sona erdirilmesi.

Zıt görüşler

İlknur, hükümetin "Aleviler arasındaki görüş ayrılıkları nedeniyle onlara yönelik çalışmaların tamamlanamadığı ve Erdoğan tarafından açıklanan pakete yetiştirilemediği" söylemini de, “Bu bir bahane” sözleriyle değerlendiriyor.

“Hangi Alevi, cemevlerine yasal statü kazandırılmasına karşı çıkmış?” diye soruyor. Kendi yanıtlıyor: “Çünkü, bunu vermeleri kendi tabanlarında rahatsızlık yaratacak.”

Gazeteci Miyase İlknur, yakın gelecekten de umutsuz:

“Kocaman şeyden bir üniversitenin adının değiştirilmesi çıktı. Bu mudur yani demokrasi? O üniversitenin adını versen ne olur, vermesen ne olur? Yavuz Sultan adı şurada köprüde dururken, sen oradaki üniversitenin adını Hacı Bektaş koysan ne olur, koymasan ne olur? Bu mu yani? Ben Aleviler'le ilgili can alıcı, can yakıcı sorunların çözüleceğine inanmıyorum.”

Gazeteci Fehmi Koru ise, hem Profesör Nilüfer Narlı, hem de gazeteci Miyase İlknur’la pek çok açıdan zıt görüşlerde.

Koru’ya göre, Aleviler’le ilgili düzenlemeler ikinci bir paket halinde ya da bu paketin Meclis’te görüşülmesi sırasında bir ek olarak gündeme gelecek.

Gazeteci Koru, şöyle diyor:

“Türkiye’de bugün birincil önceliği vermemiz gereken konu, bence, Alevi vatandaşların kendilerini bazı taleplerle ifade etmeye başlamaları ve bu taleplerinin yerine getirilmesidir. O da, en fazla cemevi konusunda kendisini belli ediyor.

"Öyle zannediyorum ki, hükümet de bu talepleri anlama noktasına doğru hızla yol alıyor. İnanıyorum ki, cemevi konusunda en kısa zamanda Aleviler’in talepleri karşılanır. Karşılanmadığı takdirde, bunun özellikle Türkiye’deki din ve vicdan özgürlükleri uygulamaları açısından ciddi sıkıntılar yaratacağını söyleyebiliriz.”

Sünni Müslümanlar’ın tepkisi

Koru’ya göre, Sünni Müslümanlar arasında “Müslümanlar’ın camiden başka ikinci bir ibadethanesi olmaz” diyenler olsa da, bunlar azınlıkta.

Bu nedenle, Koru, hükümetin seçimler öncesinde kendi tabanına yönelik hassasiyetler sonucu Aleviler’e yönelik demokratik açılımları geride bıraktığı görüşüne katılmıyor:

“Seçimlere gelince, Sünni kesimin Aleviler’e böyle bir hak tanınıyor diye hükümete tavır alacaklarını ben zannetmiyorum. Tam tersine, kardeşçe barış içinde bir arada yaşama arzusu herkeste var.”

Gazeteci Koru, Sünni Müslümanlar’ın Ruhban Okulu’nun açılmasına tepki duyacaklarını düşünmediğinin de altını çiziyor. “Sonuçta” diyor, “din adamı yetiştirmek isteyen Hristiyanlar’ın bu ihtiyaçlarına cevap verilmesi, her şeyden önce hükümetin görevidir.”

Koru, iktidar partisinin Meclis’teki grup başkan vekillerinden Ahmet Aydın’ın mütekabiliyet söylemini, parti içindeki farklı görüşlerden biri olarak değerlendiriyor.

Gazeteci Fehmi Koru’ya göre, din ve vicdan özgürlüğü konusunda Türkiye öncelikle kendi üzerine düşeni yerine getirmeli:

“Neticede Türkiye gerekeni yaparsa, orada bir imam-hatip lisesi açılması engelleniyorsa; insanların din ve vicdan hürriyetlerinin, eğitim haklarının yerine gelmesi için, Türkiye, bir komşu ülke olarak Yunanistan üzerinde bu konuyu her zaman gündemde tutabilir. Ama önce kendisinin bu konudaki taleplere cevap vermesi lazım.”