Belge: Açılımın başarısız olması hükümeti zora sokar

Murat Belge

Profesör Murat Belge, hükümetin, “Kürt açılımı”nı uygulamada başarısız olması durumunda ciddi bir sorunla karşı karşıya kalacağını söyledi.

Türkiye'deki Demokratik Açılımı değerlendirmek üzere konuştuğumuz Belge, açılımın yalnızca kamuya açık girişimlerden ibaret sayılmaması gerektiği görüşünde...

Murat Belge: Açılım denildiğinde, sanırım hükümet kararıyla, bu İçişleri Bakanlığı’nın bizzat yapacağı görüşmeler olarak sınırlandı. Bakanlık da Ankara, İstanbul ve başka illerde çeşitli toplantılar düzenledi, farklı insanlar ve kurumlarla görüştü ve onların fikirlerini öğrendi. Fakat, ben bunun açılım dendiği zaman şu anda yürümekte olan tek biçim olduğu kanısında değilim.

Gizli müzakereler?

Bir süreden beri, sağdan soldan, arka koridorda, ya da perde arkasında denilen tarzda temasların görüşmelerin olduğunu da duyuyoruz. Bu gibi görüşmeler, tanımı gereği, kamuoyuna açıklanmaması gereken şeylerdir. Bazı bakımlardan, bu tür görüşmelerin sonuçları daha belirleyicidir. İçişleri bakanıyla ben veya benim gibi sivil toplum temsilcileri, oturup konuştuğumuzda, "af ilan edilmeli," "dağdaki adamlar aşağı inmeli" gibi mesajlar verebiliriz. Ama biz konuştuk diye ne kimse dağdan iner ne de başka bir şey olur. Arka koridordaki konuşmalarla ise bu gibi sonuçlar sağlanabilir. Sanıyorum bu gibi görüşmelere başlanmış olabilir ya da başlanması planlanıyor olabilir. Dolayısıyla açılımın gidişatına tek bir faaliyetten bakmamak gerektiği kanısındayım.

BBC: Tarafların açıklamalarına bakıldığında, hükümetten, Genel Kurmay’dan ve PKK’dan, Abdullah Öcan’dan gelen açıklamalara, sürecin çok kontrollü gitmediğine dair işaretler de alınabiliyor. Şiddetin tekrar tırmanışa geçebileceğine dair açıklamalar da var. Gizli müzakereler olsa süreç daha kontrollü ilerlemez miydi?

‘Türkiye karar arifesinde’

Murat Belge: Herkesin gördüğü gibi Türkiye’de adeta bir; iç savaş demeyeyim, çünkü iç savaş deyince, siperler kazılmış, silahlar patlıyor diye düşünülür. Böyle değil; siperler yok, silahlar o anda somut olarak patlamıyor, ama en azından sembolik olarak, iç savaş nasıl bir gerginlik, nasıl bir kamplaşma yaratırsa, bunların hepsi var. Yani Türkiye bir anlamda, konuyu fazla uzatmadan söyleyelim, bütün geçmişiyle hesaplaşıp, "ben bundan sonra böyle böyle olacağım, şöyle bir toplum olacağım," ya da "ben değişmeyeceğim, böyle kalacağım" falan gibi bir karar arifesinde ve zaten bu Kürt meselesi dediğimiz şey de bütün bu sorunlar yumağının içinde bir parça.

“Barışı engellemek için her türlü provokasyonda bulunacak olanlar var”

Yani dolayısıyla, açılım da dense, kapanım dense de, aslında, hükümet ne derse desin, karşısında, onu bu mücadelede hükümete karşı bir silah olarak kullanıp, onu yere çalmak isteyenler var. Kürt-Türk çatışması, işte bir tarafta gerilla gibi bir şey yarattı. Biliyoruz, dünyanın her yerinde, Bosna-Hersek’te, şurada burada olduğu gibi, ekonominin normal işlemediği yerlerde karaborsanın işlemesi gibi, bir kara düzen haline geliyor ve bu kara düzenin içinde varolan, oradan nemalanan, orada bir önemli adam olan, dolayısıyla da yani bu düzen değiştiğinde, gidip kahvede altmışaltı oynayacak arkadaş bulamayacağını bilen insanlar var.

Dolayısıyla da, bu işin barışa doğru yönelmesini engellemek, bu işi yolundan saptırmak için her türlü provokasyonda bulunacak insanlar orada da burada da bulunacaktır. Bunları, bu tür müzakereleri daha fazla açarak engelleyemezsiniz.

‘Saydamlık gerek’

Ama tabi bu temelde “barış içinde demokratik çözüm” dediğimiz şeyin, barış içinde ve demokratik olabilmesi için mümkün olduğu kadar saydam olması da lazım. Saydam derken de, insanların bakıp, en azından genel çizgileriyle nereye gidildiğini görebilmeleri ve söyleyecekleri bir söz olduğu zaman da onu tartışma imkanlarının toplumdan esirgenmediği bir saydamlıktan bahsediyorum. Ama tabi bütün bunlar için henüz çok erken bir aşamadayız. Daha çok başlangıçtayız.

Hükümet mi sıkışıyor, muhalefet mi tükeniyor?

BBC: “Hükümetin söylediklerini kullanıp onu yere çalmak isteyenler her zaman olacaktır” dediniz, ama şu ana kadar, hükümetin tavrı kamuoyuna bir somut öneri sunmaksızın, konuyu tartışmaya açıp, daha sonra gelecek önerilerden bir yol haritası çıkarmak gibi görünüyordu. Sizce şimdiye kadar ana muhalefet ve diğer bazı partilerin, henüz hükümet bir şey söylemeden, sürece şiddetle karşı çıkmış olması bu hükümetin giderek sıkışmasına mı yol açıyor, yoksa muhalefet somut öneriler olmadan konuyu tartışarak argümanlarını mı tüketiyor?

‘Muhalefetin tavrı içeriksiz hırçınlık’

Murat Belge: Şimdi bence muhalefet bu şiddetle ve bu celalle kendini çok sevimsiz bir yere koyuyor. Yani "Daha önce daha sevimli bir yerde miydi?" diye sorarsanız, söyleyecek çok bir şeyim yok. Fakat şimdi bunun gibi gerçekten milyonlarca insanı, çok önemli, hayat memat yerlerinden kavramış olan bir meseleye böylesine hırçın ve ayrıca da içeriksiz bir hırçınlık tavrı takınarak muhalefet etmeleri, bence, hükümetin herhangi bir planına set çekmez, çekmemeli diye düşünüyorum. Bu tavırlar karşısında geri adım atması, hükümet açısından, hoş görülemez bir yanlışlık olur. Pek fazla da ihtimal vermiyorum doğrusu.

BBC: Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetine karşı, daha önce de Avrupa Birliği reformları ve Anayasa değişikliği konularında, değişikliği ya da reformları başladığı hızda götüremediği yolunda eleştiriler gelmişti.

Murat Belge: Bu eleştiriler doğrudur da.

BBC: Sizce, Demokratik açılım ya da Kürt açılımı, başarıyla yürütememek, hükümetin geleceğini nasıl etkiler?

“Kürt sorunu Avrupa Birliği meselesi gibi değil”

Murat Belge: Şimdi, biraz daha karmaşık şeyler var aklımda. Türkiye’de her sabah bununla masaya oturuyoruz ve her gece bununla yatağa yatıyoruz. Hayatımızın çok fazlasıyla içinde. Yıllarca, hafif ütopik, hafif fantezi gibi görülen Avrupa Birliği meselesi gibi değil. Avrupa Birliği Türkiye’de ya da Türkiye Avrupa’da, orada da benzer bir durum oldu. Ama, Türkiye’deki Kürt sorunu böyle bir şey değil. Niye bunu söylemek gereğini duyuyorum: Çünkü bu konuda, "Tamam bunu yapıyoruz." deyip baş parmaklarını döndürmek gibi bir tavra girmek, hükümeti çok fazla yıpratır. Ortada bu sorunun barış içinde çözülmesini isteyen çok fazla insan var.

‘Çözümün telaffuz edilmesi önemli’

Çözüm bir şekilde telaffuz edildi. Yıllardır edilmiyordu. bir şeyler yapılıyor, insanlar ölüyor. Bir tür bıkkınlık gelip yerleşiyor. İşte habire aynı laflar, yakında bitecek deniyor, üç buçuk kişi deniyor, ama olmuyor. Ama bir kişi de gelip de, "Bunu böyle değil de şöyle yapalım." demiyor. "Başka bir yol yok." diyorlar, "böyle olacak". Şimdi ilk defa bu hükümet kalkıp, öyle değil, böyle yapalım dedi. Bunu telaffuz etti. “Böyle bir şeyi ben görüyorum, bu mümkündür” dedi. Şimdi o zaman birden bire, “Tamam, mademki mümkün” diye kamuda bir baskı başlayacaktır. Bunu durdurmak çok zor. Yani hükümet, birtakım yerlerden dirençle karşılaşıp ben vazgeçiyorum derse de, bu sefer farklı olacaktır. “Avrupa Birliği için reformları hızlı yapmıyorsun, dolayısıyla ben sana oy vermeyeceğim.” demiyor kimse. Buranın iç sorunlarına göre, bu partiye oy vereceği varsa veriyor. Ama şimdi bu meselenin böyle olacağını sanmıyorum. AK Parti’nin, AKP’nin de bunu görüp anlaması gerekir, eğer bir parti ise diye düşünüyorum. Bu benim açımdan bir aşırı iyimserlik değildir inşallah.

BBC: Bu açılımın telaffuz edilmesini mümkün kılan unsurlardan birinin, PKK’nın taleplerini sınırlaması, ayrılıkçılıktan vazgeçtiğini açıklaması olduğunu söyleyenler var.

Murat Belge: Sanırım, evet.

Açılımın başarısız olması, PKK’nın lehine mi olur, aleyhine mi?

BBC: Peki açılımın tıkanması gibi bir durum PKK’nın lehine mi, aleyhine mi olur?

Murat Belge: Onlar için de çok iyi olacağını düşünemiyorum. Çünkü Türkiye’de yaşayan Kürt halkının, 'savaş', 'bağımsızlık' gibi sorunları olduğu kanısında değilim. Bazı küçük azınlıklarda mutlaka vardır böyle şeyler, dünyanın her yerinde olduğu gibi. Türkiye’de yaşayan Kürt halkı deyince, temel bir kategorizasyon yapmamız gerekiyor. Bir “Kürdistan” dediğimiz bölgede öteden beridir yaşayanlar var, bir de onunla ilgisi olmayan İzmir’de İstanbul’da bu ülkenin büyük kentlerine yerleşip kendine bir hayat kurmuş insanlar var. Onların, zaten, çatışmadan yana olmamaları normal ama ben bölgede yaşayan insanların da çatışmadan yana olduklarını sanmıyorum.

“PKK sempatisi, ‘savaş devam etsin’ demek değil”

Zaman zaman gidiyorum geliyorum, tanıdıklarım var, her zaman bir temasım var. Buralardan edindiğim izlenim de, hiçbir zaman bu yönde bir kitlesel talep olmadığı.Ama kitlesel olarak bir PKK sempatisi var, adı PKK ya da başka bir şey olsa da bu uzun boylu değişmez. “Bunlar bizim çocuklarımız, amcamın oğlu, teyzemin oğlu, bizim için, bizim haklarımız için gidiyorlar ölüyorlar” diyenler, toz kondurmamak, sahip çıkmak isteyenler var. Ama bunlar, savaş devam etsin, anlamında bir şey değil.

Yani o bakımdan, ortada, makul anlaşma zeminini, geçersiz kılmayan bir hava var. Ama PKK’dan gelen birtakım şeylerle bu bozuluyor ve bir sonuca ulaşmıyor. Dolayısıyla, bunun PKK’yı Kürt kamuoyunda çok sevimli kılacağını sanmıyorum. Ama savaş böyle bir şeydir, silah böyle bir şeydir. Bunu ellerine alan ve kısmi başarılar kazananlar, kolay kolay ellerinden bırakamazlar. Genellikle de silahı elden bıraktıklarında, pek de başka fazla bir yetenekleri olmadığı gerçeğiyle yüzleşeceklerini bildikleri için buna da yanaşmazlar.

Türkiye’de de böyle şartlanmış daha fazla güç odağı var. İşte Ergenekon hikayesi devam ediyor. Bunun, şimdi yüzde kim bilir ne kadarının adı sanı biliniyor. Ama bunun bir benzerinin de Kürt tarafında olduğunu hep başından beri düşünüyorum.

* Murat Belge ile "Türkiye'deki demokratik açılım süreci hangi aşamada?" konulu gündem programımız için görüştük. Aynı program için görüştüğümüz güvenlik ve istihbarat konularında çalışan Gareth Jenkins ve Carnegie Vakfı Ortadoğu Uzmanı Henri Barkey mülakatlarını okumak için isimleri tıklayabilirsiniz.