Fransızların felsefe düşkünlüğü

17 yaşındaki kızımın omzu üzerinden hayranlıkla bakıyorum.

Korkutucu felsefe sınavı öncesinde son bir zihinsel prova yapıyor.

Benim ilk düşüncem: "Beni bu işkenceden kurtaran Rabb'ıma şükürler olsun"...

Bir Haziran sabahında oturup şu konu etrafında ayrıntılı ve tutarlı bir argüman geliştirmek dört saat harcamak zorunda olduğunuzu düşünün: gerçek barışa tercih edilebilir mi?

Veya: güç şiddet olmadan ayakta kalabilir mi?

Ya da: biri olgulara rağmen haklı olabilir mi?

Belki de B seçeneğini, yani bir metin üzerinde yorum yazmayı tercih edersiniz...

Bu durumda buyrun, Spinoza'nın 1670 yılında yazdığı Tractatus Theoligico-Politicus adlı eserinden bir parça...

Veya Seneca'nın fedakarlık hakkında yazdıklarına ne dersiniz?

Bu örnekleri kızımın kitaplarından aldım.

Hakim olması gereken temalar listesine bakınca onun için yüreğim kanıyor.

Kızım Ruby Bac Litteraire yani Literatür Bakaloryası denilen dereceyi almayı seçti...

Alternatif olarak daha doğa bilimleri ağırlıklı bakaloryalar da var.

Hepsi felsefe unsuru içerir.

Ama Bac Litteraire'de felsefe kraldır.

Bu haftada sekiz saat felsefe dersi anlamına gelir; sınavlarda da yedi katsayısı anlamına.

Diğer bir deyişle, yılsonu not hesaplanmasında, en ağırlıklı ders felsefesidir.

Ayrıca bu, nosyonlar yani kavramlar ya da temalar üzerinde ciddi yetkinlik gerektirir.

İşte Ruby kitaplarından bazı kavramlar: bilinç, sanat, öteki, varoluş ve zaman, madde ve ruh, toplum, hukuk, görev, mutluluk.

Ve başvurmanız gereken yazarlar arasında da Platon, William of Ockham, Kant, Hegel, Schopenhauer, Heidegger ve Sartre bulunmaktadır.

Neden Fransa'da felsefeye neden böyle bir vurgu yapılıyor?

Diğer ülkelerin okul bitirme sınavlarında fikir tarihi, din ve benzeri konular var.

Ancak Fransızların derdi bambaşka...

Felsefe Bac'ının amacı düşünce tarihini anlamak değil, insan düşüncesinin akışına balıklama dalmaktır.

Kant ya da Spinoza'nın söylediklerini öşrenmenin amacı, sadece onların düşüncelerini anlamak değil, argümanlarını kullanabilir hale gelmektir.

Bakalorya'yı Napolyon 1809 yılında başlattı; felsefe de ilk sınavdaki konulardan biri oldu.

Gerçi o zamanlar olsa sınav sözlü ve Latinceydi ve sınavı sadece 31 erkek aldı.

Felsefenin arkasındaki fikir tamamen felsefiydi.

Yeni oluşturulan cumhuriyette (evet, Napolyon kendini imparator ialn etmişti biliyorum, ama hedef hala aynıydı) örnek vatandaşlar yaratmak önemliydi.

Büyük yazar ve düşünür Montesquieu'nün kendisi de, cumhuriyetin erdem üzerinde yükseleceğini ve erdemin bireylerin özgürce karar verme kapasitelerine dayandığını söylememiş miydi?

Yani felsefe öğretiminin amacı genç erkek ve kadınların eğitimlerini tamamlamak ve onları düşünmeyi öğretmekti.

Böylece birey ve toplum, Tanrı ve akıl, iyi ve kötü gibi evrensel argümanları görmek bizleri, hükümet, medya ve modanın dayattığı gündelik fikirlerin diktatörlüğünden koruyacaktı.

Ne kadar güzel, diye düşünmeden edemiyor insan. Ne harika bir fikir. Medeniyet diye buna denir.

Ama acaba gerçekten de öyle mi?

Yoksa, bu teoride çok iyi olan ama gerçeği çok farklı olan bir şey mi?

Nihayetinde, fikri alemi bunca yücelten, böyle bir fikir tabanlı bir toplum önce bu fikirlere inanmaya ardından da bu fikirler için savaşmaya ve ölüp-öldürmeye değeceğini düşünmeye başlarsa ne olacak?

Örneğin birkaç gün önce, bir kişi Paris'in ünlü Notre Dame Katedrali'nde kendini öldürdü.

İntihar eden kişi olan Dominique Venner aşırı sağcı bir filozof ve deneme yazarıydı.

Son blog yazısında Heidegger'den yaptığı alıntıda, bir insanın hayatının son saniyesinin önceki hayatının tümü kadar önemli olduğu ileri sürülüyordu.

İşte kendi fikirlerine, kendi hayatının almaya karar verecek derecede aşık olan bir adam... Ne kadar da Fransız bir olay.

Ama bu marazi bir şey...

Diğer taraftan, felsefe çalışmalarına başladığından beri kızımda meydana gelen değişikliği hayranlıkla izliyorum.

Bir yıl önce tamamen kaybolmuş haldeydi; tüm o yoğun ve soyut düşünceler karşısında panik halindeydi.

Bugün ise aynı derecede rahat değil ve hevesli.

Önünde gerçekten de bir düşünce dünyası açılmış durumda.

İmkansızı arzu etmek saçma mıdır? Haklılığımızdan emin olabilir miyiz? Sanat gerçek mi?

Bunları kızıma bir sormam gerekir.