DERGİ - Dünyanın en güzel parkları

Parklar kentlerin nefes almasını sağlayan, herkese açık demokratik alanlardır. Peki, dünyanın en güzel parkları hangileri?

New York’un gözde parklarından High Line’ın üçüncü ve son kısmı da Eylül ayında halka açıldı. High Line yaratıcılık örneği bir park; artık kullanım dışı olan ve kentin üzerinden geçen eski bir yerüstü yük tren hattının güzergâhı ağaçlandırılarak parka dönüştürülmüş. İlk bölümü beş yıl önce halka açılan park milyonlarca yerli ve turistin uğrak yeri olmuş. Parkın açılışı ile birlikte Manhattan’ın Batı yakası da canlanmaya başlamış. Bölgede beş bin yeni konut, 16 gökdelen, yeni okul ve işyerleri ile Whitney Müzesi’nin yeni binasının inşaatı devam ediyor.

İngiltere’nin Liverpool kentindeki Princess Park, ilk modern şehir parklarından biridir. 1842’de açılan park, etrafında şık orta sınıf konutlarla birlikte planlanmıştı. Parkın varlığı zenginleri bölgeye çekti ve bu eğilim giderek hem İngiltere’de hem de Avrupa ve Amerika’da yaygınlık kazanmaya başladı. 1850’de Frederick Law Olmstead adlı Amerikalı peyzaj mimarı Liverpool’daki kamu bütçesinden finanse edilen ilk parkı (Birkenhead Park ) gidip gördüğünde şunları diyecekti: “Demokratik Amerika’da, buradaki Halk Bahçesi ile kıyaslanacak hiçbir şey olmadığını kabul etmeliyim.”

Olmstead daha sonra İngiliz mimar Calvert Vaux ile birlikte dünyanın en ünlü kent parkını, Manhattan’ın göbeğinde Central Park’ın tasarımını yapacaktı. 3,5 km karelik bir alanı kaplayan parkı her yıl 35 milyon kişi ziyaret ediyor.

3. Napolyon imparatorken Baron George-Eugene Haussmann’dan Paris’in bir bölümünün yeniden tasarımının yapılmasını istemiş. Haussmann’ın en büyük başarılarından biri, Londra’daki Hyde Park’a rakip olacak şekilde Bois de Boulogne oldu. Bu koru Central Park’ın iki buçuk katı büyüklüğünde. Yarış pistleri, botanik bahçesi, çocuk parkı ve güneş battıktan sonra ortaya çıkan fahişeleriyle bu park Paris’i bütün yönleriyle yansıtıyor. 27 Ekim’de açılan ve tasarımını ünlü mimar Frank Gehry’nin yaptığı Fondation Louis Vuitton sanat merkezi de ilgi odaklarından biri haline geleceğe benziyor.

Şehrin gürültü ve hengamesinden uzaklaşmak için gidilen yerler olduğundan şehir parkları mistik ve masalsı yapıları da içinde ya da etrafında barındırmıştır. 1820’lerde Londra’daki Regent’s Park’ın etrafında John Nash’ın neokalsik tarzda tasarımını yaptığı sıra sıra evler, Cumberland Terrace başta olmak üzere büyüleyicilikleriyle ünlüdür.

En muhteşem şehir parklarından biri de Barcelona’da Antoni Gaudi’nin tasarımını yaptığı Park Guell’dir. Nash’ın Regent’s Park tasarımından esinlenen bu parkın kıyısında yeni burjuvaziye hitap edecek tarzda pahalı villaların yapılması planlanmıştı. Ama öyle olmadı. İlginç mimari fantezileri sergileyen yapılarla dolu park halka açık.

Şehir parkları, gelirinden ve geçmişinden bağımsız olarak herkese açık demokratik alanlardır. Herkesin hayal kurabileceği, oyun oynayacağı, spor yapacağı, öğlen işyerinden çıkıp sandviçini yiyeceği, kısacası kentin aslında zararsız olduğunu hissettirecek alanlar…

Bu makalenin İngilizce aslını BBC Culture’da okuyabilirsiniz.

Dergideki diğer makalelere buradan ulaşabilirsiniz.