DERGİ - Protesto merkezi olarak meydanların tarihi

Meydanlar belki daha önce de vardı ama antik Yunanlılar, "agora"ları ya da kentlerin kalbindeki buluşma merkezleriyle bu tür kentsel alanları sadece meşhur etmekle kalmadılar, heyecan verici mekânlar haline de getirdiler.

Daha sonra, sadece Batı'da değil tüm dünyada, her meydan biraz agoraya benzedi. Tüccarlar, filozoflar, ozanlar, siyasetçiler buralarda bir araya geldi, yönetimden şikâyetçi olanlar öfkelerini buralarda açığa vurdu ve eleştirmeye çalıştıkları rejimlerin kolluk güçlerince buralarda dağıtıldı, hatta kıyıma uğradı.

Agoralar, genel olarak keyif alınacak yerler olmasına karşın, agorafobi (açık alan korkusu) sözcüğünün kaynağı olmasına da şaşırmamak lazım. Zira meydanlar asırlardır protestolara, şiddete ve hatta devrimlere ev sahipliği yapıyor. Bu meydanların listesi uzun. Tahrir, Taksim, Tiananmen, Trafalgar... Üstelik bunlar sadece "T" ile başlayanlar.

Meydan ve protesto

"Place de la Concorde" (Concorde Meydanı) "uyum" anlamına gelen adına rağmen 1968'deki öğrenci ayaklanmasının başladığı yerdi. St Petersburg'daki Saray Meydanı, 1917'de Lenin ve Bolşevikler'i iktidara getiren Ekim Devrimi'yle anılır. Moskova'daki Kızıl Meydan, Lenin'in mozolesine ve daha önce Sovyet, şimdi de Rus ordusunun gücünü sergilediği geçit resmiyle biliniyor.

Eski Küba lideri Fidel Castro, 1959'da ABD'nin desteklediği Fulgencio Batista'yı devirdikten sonra Havana'daki "Plaza de la Revolución"da (Devrim Meydanı) bir milyon kişiye hitap etmişti.

Kısa bir süre önce Trablus, İstanbul, Kahire ve Kiev'deki meydanlarda çatışmalara tanık olduk. Pekin ve Pyongyang meydanlarında gövde gösterileri izledik.

İngiltere'de 1990'da Margaret Thatcher liderliğindeki Muhafazakâr Parti hükümetinin getirdiği "kelle vergisi"ne duyulan öfke sokağa taştı ve Trafalgar Meydanı'nda ülke tarihinin en büyük protestoları yapıldı.

Bir kent siyasi açıdan ne kadar olgun, sosyal açıdan ne kadar huzurlu olursa olsun, halka açık meydanlar her zaman risk altındadır. Tarih bize buralarda şiddetin patlak verdiğini söyler. Meydanlar yalnızca bir buluşma yeri değildir, aynı zamanda kentsel bir emniyet sibobudur. İnsanların bir araya gelip kutlama yaptıkları, günlük yaşamın sıkıntılarından kurtuldukları yerlerdir.

Kent yaşamının önemli parçası

Birçok kentin merkez noktası oldukları için meydanlar mimari deha ve kültürü buluşturan, büyük yatırımların yapıldığı yerler oldu. Antik Roma'daki Forum, İmparator Augustus tarafından görkemli bir yer yapılırken, 1. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar diğer Roma meydanları, “Ölümsüz Şehir”de her zaman yaşamın önemli bir parçası oldu.

Piazza della Rotunda'daki tüm tanrılara adanan kubbeli tapınak Panteon'dan etkilenmemek mümkün mü? Navona meydanındaki Barok döneme ait görkemli çeşmelerin arasında bir ikindi gezintisi yapmayı kim istemez? Dini inancınız ne olursa olsun, ya da hiç inancınız olmasın, kitlelerin 17. yüzyılda Lorenzo Bernini tarafından yapılan eşsiz Roma sütunlarını hayranlıkla izlediği St. Pietro meydanı herkes için heyecan verici bir yerdir.

Bu muhteşem kent meydanları, doğal olarak ilgi odağı olsa da, dünyanın en etkileyici ve eğlenceli şehir merkezleri, meydanlar ağına sahiptir. Londra'da çoğu zaman kapıları kapalı olsa da meydan bahçeleri, Torino'nun sütunlarla örülü, görkemli Barok meydanları, Venedik'in antik "campo"ları her zaman dolup taşar. Bu büyüleyici alanlar, şehrin dar caddeleri ve labirent gibi sokaklarından sonra nefes alınan, huzur bulunan yerlerdir.

‘Avrupa'nın misafir odası’

Bunların en ihtişamlısı Venedik'teki San Marco meydanıdır. Napolyon Bonapart bu meydan için "Avrupa'nın misafir odası" demiştir. Üç tarafı kemerli klasik binalarla çevrili meydan, Bizans mimarisinin görkemini yansıtan San Marco Bazilikası'na ev sahipliği yapar. Katedralin ünlü çan kulesi 1912'de yeniden inşa edilmişti. Orijinal kule bundan 10 yıl önce yıkılmış, bazilikanın bekçisinin talihsiz kedisi dışında ölen olmamıştı.

Meydanlar çok büyük olunca, sıcaklığını kaybediyor, halkı daha az kucaklıyor. Pekin'deki Tiananmen ve hatta Mexico City'deki Plaza de la Constitución - eski Aztek kenti Tenoktitlanthe'nin büyük buluşma yeri- herkeste agorafobi uyandırabilir. Tiananmen 1950'lerin sonunda dönemin Çin lideri Mao Zedong tarafından genişletildi. Mao, Tiananmen'in dünyanın en büyük meydanı olmasını istemişti.

Tiananmen'in rakibi Cakarta'daki Merdeka Meydanı ya da Çin'de liman kenti Dalian'daki Şinghai meydanını, şehir meydanlarından çok kentsel parklar olarak görmek gerekir.

Tanklara karşı poşetli adam

Demokrasi yanlıları, 1989'da Tiananmen'de, Çin Halk Cumhuriyeti'nin gücünü sınadı. O yıl 5 Haziran'da polis ve askerler göstericilere ateş açtı. Yüzlerce, belki de binlerce protestocu öldü. Tiananmen Meydanı adını "Tiananmen Kapısı" ya da "Ebedi Huzur Kapısı"ndan alıyor.

O zaman bir fotoğraf akıllara kazınmıştı. Elinde alışveriş torbaları olan beyaz gömlekli bir adam, meydanın kuzey ucundaki Chang'an Avenueat bulvarında tankların önüne dikilmişti. Kimse, bu cesur adamın kim olduğunu, ona ne olduğunu bilmiyor ya da söylemiyor. Tiananmen Meydanı bu adamı yuttu!

Son yıllarda dünyanın büyük kentleri tarihi meydanlarına yatırım yapmakla kalmadı, meydan kavramı da moda oldu. Amerika Birleşik Devletleri'nde Houston ve Pittsburgh'daki Pazar meydanlarıyla Detroit'teki Campus Martius gibi bakımsız meydanlar yeniden hayata döndürülüyor.

Kentin kalbi

Yeniden canlandırılan bu meydanların popülerliğinin ana nedeni belki de gerçekten insanların buluşma yeri olması. Bu çok aşikâr görünebilir ama dünyanın bazı büyük meydanları sadece dev kavşaklardan ve hızlı yollardan ibaret. Örneğin Paris'teki "Place de la Concorde" birçokları için büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor; zira bu meydana toplanmayı bırakın yürümek bile zor.

Otoriter siyasi rejimler, Yunan agorasına özel yerini kazandıran dağınık, belirsiz insan yaşamını meydanlardan silip, gündelik hayatın yerine gösterişli törenleri, siyaset ve askerleri koymaya yöneldi.

Şehirlerin büyüme ve yayılma şekli farklı olsa da merkezlerinin ayrı bir önemi var. Kentlerin kalbinde agora var; demokratik buluşma yerleri olarak halk meydanları var.

Bu makalenin İngilizce aslını BBC Culture’da okuyabilirsiniz.

Dergideki diğer makalelere buradan ulaşabilirsiniz.