DERGİ - Batıda protest müziği kim temsil edecek?

Efsanevi folk müzik şarkıcısı Pete Seeger geçen ocak ayında öldüğünde ardında güçlü bir politik müzik mirası bıraktı. Peki, bugün bu geleneği sürdürecek kimse var mı?

Çağdaş protest müziğin temel taşlarından biri olan Pete Seeger 90’lı yaşlarında bile protesto hareketine katılmış, New York’taki İşgal (Occupy) Hareketi’nin toplandığı alana gidip We Shall Overcome (Üstesinden Geleceğiz) şarkısını göstericilerle birlikte söylemişti. Bu şarkı siyahi Amerikalıların 1950’lerin sonları ile 60’lardaki medeni haklar hareketinin marşı haline gelmişti.

94 yaşında ölen Seeger ardında güçlü bir miras bıraktı. Şarkıları çoğunlukla değişim talep eden protest şarkılardı. 1940’larda ünlü Woody Guthrie ile birlikte şarkı söylemiş, daha sonra kurduğu The Weavers grubuyla birlikte folk-protest hareketini başlatmıştı. Daha sonra aynı gelenekten gelen Joan Baez hem kendisi için hem de Bob Dylan, Odetta ve Phil Ochs için “Hepimiz kariyerimizi ona borçluyuz” diyecekti.

Bugünkü muhalif sesler

Peki bugün Seeger’in muhalif sesini kim yükseltiyor? Seeger’in öğrencilerinden Steve Earle, öğretmenine gurur verecek şekilde şöyle diyordu: “Şarkı yazmanın asıl fonksiyonu, konu edilmezse ölecek olan bir hikâyeyi anlatmaktır.” Bazı gözlemciler ise ölmekte olanın protest şarkılar olduğunu söyleyecektir. Seeger’in, Bob Dylan’ın, Staple Singers’in, Gil Scot-Heron’un protest şarkılarının benzerleri var mı bugün?

Amerikan popüler kültürünün steril bir versiyonunu temsil eden Grammy ödüllerinde protest müziğin izleri görülmüyor tabii. Ancak ana akım dışı alanda protest şarkıların hala oldukça canlı olduğunu gösteren etkinlikler var.

The Minutemen grubunun bas gitarcısı Mike Watt çok sayıda protest şarkısı yazdı. “Müzikte geliş-gidişler vardır, döngüler vardır. Ama bir şeyler olması için bu işin içindeki insanların etraflarındaki duvarların kendilerini sıkıştırdığını hissetmesi lazım,” diyor.

Son yıllarda bu duvarlar da giderek sıkıştırıyor aslında; Irak ve Afganistan savaşları, Orta Doğu’daki devrimler, kronik işsizlik, uzayan ekonomik kriz… Konu edecek çok sorun var ve bazı müzisyenler bu duruma yanıt da veriyor. Tom Morello’nun Seeger tarzı yazdığı Nightwatchman adlı solo şarkısı ve Bruce Springsteen ile eski protesto şarkılarından The Ghost of Tom Joad ve American Skin (41 Shots)’un yeni kayıtlarını yapmaları buna örnek.

2012’de Springsteen’in siyasi içerikli müzikal yorumlarını içeren Wrecking Ball albümünü çıkarması başka bir örnek. Ajit-rap grubu The Coup, Wake Up albümünü çıkaran The Roots diğer örnekler arasında sayılabilir.

Ana akım medyanın sansürü

Fakat bunların hiçbiri Seeger’in We Shall Overcome şarkısı kadar popüler kültüre giremedi. Ticari radyo istasyonları ve televizyon kanalları siyasi içerikli müziğe yer vermek istemiyor. Bir keresinde Seeger’ın da Vietnam Savaşı karşıtı Waist Deep in the Deep Muddy adlı şarkısı bir televizyonda sansüre uğramış, fakat programı sunan kişinin sansürden dolayı televizyonu eleştirmesi üzerine birkaç ay sonra 1968’de bu şarkıyı söylemişti. Çoğu kişi ABD’de savaşla ilgili algının değişmesinde bu şarkının yayınlanmasının dönüm noktası olduğuna inanıyor. Son zamanlarda Amerikan hükümetinin politikalarını eleştiren şarkılara ana akım medyada hiç yer verildi mi? Hayır.

2005’te Amerikalı rap şarkıcısı Kanye West ABD’de bir televizyon kanalında o dönem başkan olan Bush’un New Orleans’taki Katrina Kasırgası mağdurlarına yardım götürmede gecikmesini eleştiren yorumları büyük tepki toplamıştı. Fakat bu yorumlar The Legendary KO adlı hip-hop grubuna ilham kaynağı olmuş, grubun yaptığı George Bush Doesn’t Care About Black People şarkısı internette bir milyondan fazla indirilmiş, müzik listelerine girmiş, ama hiçbir radyoda yer verilmemişti.

Tabandan gelen değişim

Zaten protest müziğin doğasında da bu zorluklar yok mudur? Fakat bu durum bu tür şarkıların satışına mutlaka engel olur diye bir yargı doğru değildir. Örneğin Chicagolu Against Me adlı punk grubunun, bir zamanlar Seeger’in yaptığı gibi statükoyu eleştiren albümleri yüzbinlerce sattı. Zenginle yoksul arasındaki uçurumun giderek büyümesinden söz eden Disparity by Design adlı şarkıları aslında daha sonra başlayacak olan İşgal Hareketi’ni öngörmüştür denebilir.

Grubun şarkıcılarından Tim McIlrath sanatçıların ses çıkarma konusundaki isteksizliklerini eleştiriyor. “Hipster kültürü popüler sanata iyice nüfuz etmiş durumda. Bugün müzikte geçerli olan bu akçe. İlgisizlik her şeyden ağır basıyor. Politik olmak, ya da müzikte bu tür şeylere yer vermek rağbet görmüyor,” diyor. Ve ekliyor: “Değişim hiçbir zaman tepeden inmemiştir; daima tabandan gelmiştir ve müzik bunu hızlandırıcı bir etken olabilir.”

Herhalde Pete Seeger da ancak böyle ifade ederdi.

Bu makalenin İngilizce aslını BBC Culture’da okuyabilirsiniz.

Dergideki diğer makalelere buradan ulaşabilirsiniz.