DERGİ - İngilizceye çevrilen roman sayısı neden az?

İngilizce yayım yapan yayınevleri başka ülkelerin edebiyat eserlerini çevirip yayımlama konusunda hiç de iyi değil.

Hem İngiltere hem de ABD’de sonbaharda yayımlanan kitap listelerinde sadece Japonya ve Çin’den birer çeviri kitap yer alıyordu. Yeni çıkan diğer tüm kitaplar İngilizce kökenliydi. Hilary Mantel, Ian McEwan, Peter Carey, Colm Tóibín, Martin Amis, Margaret Atwood, Sarah Waters, Richard Ford…

Türkiye’de yüzde 40 çeviri kitap

Başta kurgu romanlar olmak üzere edebiyat farklı kültürlere açılan önemli bir penceredir; empatiyi geliştirir, turistik bir gezide öğrenilemeyecek şeyleri anlamanızı sağlar. Yayıncılar daha fazla çeviri kitap yayınlamayarak aslında bizi okumanın bu en önemli fonksiyonlarından mahrum bırakıyorlar. İngilizce konuşulan ülkelerdeki bu yüzde 2-3 çeviri kitap oranını başka ülkelerle karşılaştırırsak durum daha vahim görünecektir. Çünkü yayıncılıkta çeviri kitap oranı Fransa’da yüzde 27, İspanya’da 28, Türkiye’de yüzde 40, Slovenya’da ise yüzde 70’i buluyor.

Sonbahar yayın listesini dolduran isimlerin iyi yazarlar olduğu bir gerçek. Evet, hepsi İngilizce yazıyor; ama İngiltere’nin yanı sıra ABD, Kanada, İrlanda’yı da temsil ediyorlar. Hatta Hindistan (Salman Rushdie), Güney Afrika (JM Coetzee) ve Nijerya’yı (Chimamanda Ngozi Adichie) da. İngilizcenin ana dil ya da ikinci dil olduğu ülke sayısı fazla ve bu ülkelerin edebi gelenekleri güçlü olduğu için Londra ve New York’taki yayıncıların seçenekleri de hep fazla oluyor. Neden başka ülkelere yönelip çeviri yükü altına girsinler ki!

Umut verici girişimler

Londra’daki Pushkin yayınevinin sahibi Adam Freudenheim İngilizce kitap basan yayınevlerinin az sayıda çeviri kitap yayımlamasını kısmen anlayabildiğini, ama oranın çok dengesiz olduğunu belirtiyor. Pushkin’de bunu değiştirmeye çalıştıklarını vurgulayan yayıncı, bugün kitaplarının yüzde 90’ının çevirilerden oluştuğunu söylüyor.

İnternetten alışveriş sitesi Amazon bile, dört yıl önce başlattığı girişimle 14 dilden 129 kitabı İngilizceye çevirip yayımladı.

Sektör içinden isimler, birkaç yıldır devam eden girişimlerin umut verici olduğunu belirtiyor.

Bazıları İngilizce yayın yapan yayınevlerinde basılan kitap sayısının çok fazla olduğunu, bu nedenle buradaki yüzde 3 oranının aslında Slovenya’nın yüzde 70’inden daha büyük olduğunu ifade ediyor. Ayrıca bu istatistiklerin bağımsız küçük yayınevlerini dikkate almadığı belirtiliyor. Örneğin ABD’deki Mage adlı yayınevi sadece Farsçadan çeviriler yayımlıyor.

Orhan Pamuk örneği

Uzmanlar ayrıca üniversite yayınevlerinin ve internetin de umut verici odluğunu söylüyor. Örneğin Massachusetts üniversitesi yayınlarının yüzde 30’u çeviri. Words Without Borders (Sınır Tanımayan Kelimeler) adlı uluslararası dergi ise 80 dilden 1000 eseri İngilizceye çevirdi.

Bu arada bazı yabancı yazarlar da İngilizce yazmaya başladı. Örneğin Çinli Ha Jin’in bir kitabı, Amerikan internet yayını Huffington Post’ta en iyi kitaplar listesine girmişti. Bu listeye giren başka bir yazar da Orhan Pamuk oldu. Fakat Pamuk Türkçe yazmasına rağmen, çevrilmek üzere yazıyor diye eleştiriliyor.

Giderek küreselleşen dünyada kültürler arası çapraz etkileşimler kaçınılmaz olduğu kadar heyecan verici de. Fakat yerel romanların otantikliğini ve çeşitliliğini korumak da gerekir. Edebiyat çevirileri olmasaydı ne Küçük Prens ile konuşmanın, ne Kafka’nın Dönüşüm’ündeki Gregor Samsa gibi dönüşmenin nasıl bir şey olduğunu öğrenebilecek, ne de Yüzyıllık Yalnızlık’ın büyülü gerçekçiliğinden haberdar olacaktık.

Bu makalenin İngilizce aslını BBC Culture’da okuyabilirsiniz.

Dergideki diğer makalelere buradan ulaşabilirsiniz.