DERGİ - Batı sanatı Osmanlı korkusunu nasıl yıktı?

Batılı ressamlar Osmanlı İmparatorluğunu ya korkunç düşman ya da egzotik cennet olarak resmetmiştir. Şark neden korkunç olarak algılanıyordu? Ressamlar bu yargıyı nasıl yıktı?

Yedi hafta süren bir kuşatmanın ardından Osmanlı ordusu 29 Mayıs 1453’te Bizans İmparatorluğu’nun başkenti Konstantinopol (İstanbul)'u ele geçirmişti. 21 yaşındaki Sultan 2. Mehmet (Fatih) üç gün boyunca askerlerin kentte taşkınlık ve yağma yapmasına izin vermişti.

Avrupalı egemenlerin perspektifinden bakıldığında ise bu Hristiyanlığa vurulan büyük bir darbeydi. Dünyada güç dengesi değişmişti artık. 30 yıl kadar sonra Osmanlılar Avrupa’nın daha da içlerine girdiler. İtalya’nın güneyindeki Otranto kentine saldırıp Müslümanlığa geçmeyi reddeden 800 kişiyi kılıçtan geçirdiler.

‘Türk tehlikesi’

1529’da Kanuni Sultan Süleyman ordusuyla Viyana kapılarına dayanmıştı. Geçen yıl yayımlanan Turquerie: An Eighteenth Century European Fantasy (Türklük: Bir 18 Yüzyıl Fantezisi) adlı kitabın yazarı Haydn Williams’a göre Batı Avrupa “şoka girmişti”.

Osmanlının acımasız askeri disiplini öylesine ün salmıştı ki yıldırılmış Avrupalılar yeni bir terim üretti: “Türk tehlikesi”. Bu paranoya hali uzun süre devam etti. 16. ve 17. yüzyıllarda dünya hala Hristiyan Batı ve doğudaki baş düşmanı Osmanlı olarak bölünmüş durumdaydı.

En azından yerleşik tarih böyle diyor. Son dönemlerde yapılan araştırmalar ise aradaki çelişkilerin o kadar da keskin olmadığını gösteriyor. İstanbul’un alınmasından sonra Osmanlının ne kadar barbar olduğuna dair propagandanın Avrupa’da kol gezdiği doğrudur. Fakat Avrupalıların Osmanlı İmparatorluğu’na karşı ilgisi de giderek artıyor, İstanbul’a gidip Türk kültürüne doğrudan tanık olan diplomatların, tüccarların ve ressamların anlattıkları bu ilgiyi daha da besliyordu.

Rönesans ve Osmanlı

Brüksel’de açılan yeni bir sergide işte bu merak, saygı ve etkileşim konu ediliyor. Bozar Sanat Merkezi’ndeki Sultan’ın Dünyası: Rönesans Sanatında Osmanlı Şarkı adlı sergide Osmanlının Rönesans’taki yeri ele alınıyor.

Bu iki dünya arasındaki en ünlü bağlardan biri, 15. yüzyıl sonlarında Fatih Sultan Mehmet’in sarayına resmi ziyaretle giden Venedikli ressam Gentile Bellini’ydi. Fatih, Venedik Dükü’nden bir heykeltıraş ve madalya yapmak üzere bronz dökümcü istemiş, Osmanlılarla ticari ilişkilerini geliştirmek isteyen Venedikliler bu talebi sevinçle karşılamıştı. 1479’da Bellini ile heykeltıraş Bartolomeo Bellano İstanbul’a vardı.

Fatih portresi

Bellini’nin bronz Fatih madalyası ve 2. Mehmet için yaptığı Venedik manzarası ile sarayda yaşayanların portreleri bugüne kadar geldi. Londra’daki Ulusal Galeri’de (National Gallery) 1480 yılına ait tabloda Bellini, Sultan’ın portresini yapmıştı.

Bu resimde Fatih mermer bir kemerin altında beyaz sarığı ile görülmektedir. Kanca şeklindeki burnu sakalıyla uyum halinde görülmektedir. Her iki tarafta havada asılı duran taçlar fethedilen krallıkları temsil etmektedir.

Sultan’ın Dünyası sergisinin küratörü Guido Messling, Fatih için “Çok soylu bir görünümü var,” diyor. “Kendi görüntüsünü ölümsüzleştirmek için portresini yaptırmış olmalı. Osmanlı’da daha önce böyle bir portre yapılmamıştı. Böylece Bellini’nin Osmanlı minyatürcüleri üzerindeki etkisi büyük oldu.”

Türk korkusu azalıyor

İstanbul’da kaldığı sürece Bellini ayrıca kent sakinlerinin de ayrıntılı çizimlerini yaptı. Bunlardan biri de oturan bir yeniçeri çizimiydi. Bu türden resimler 16. yüzyılın ikinci yarısında Avrupalı okurlara Türk giyimiyle ilgili bilgi veriyordu.

Fransa Kralı 2. Henri’nin gezgini Nicholas de Nicolay 1568’de İstanbullu halkın “kendi gördüğü şekliyle” resimlerini çizip yayımlamıştı. Daha sonra ise fahişeleri model olarak kullandığı ortaya çıkmıştı. Böylece Avrupalıların Türklere dair fantezileri erotik bir içerik de kazanmaya başladı.

Osmanlıların 1529’daki başarısız Viyana kuşatmasının ardından Avrupalıların Türk korkusu azalmıştı artık. Osmanlıların Avrupa kültüründeki ifade ediliş şekli de değişmeye başladı. Messling’e göre, “Osmanlılar geri çekilip tehlike azaldıkça onların egzotik özellikleri daha ağır basmaya başlamıştı. Avrupalılar kendilerini daha güvende hissediyor, böylece Osmanlılar hakkında fanteziler kurmaları kolaylaşıyordu.”

Kalıplar değişiyor

Rönesans ressamları Şark halılarına büyük değer veriyordu. Canlı renkleri ve desenleri resimler açısından iyi bir konuydu. Ayrıca portreleri yapılan kişiler için de önemli statü sembolü olarak işlev görüyordu. Ressam Hans Holebin (Genç)’in 1533 tarihli Elçiler tablosundaki halı ile 1604’te Somerset House Konferansı için yapılan tablodaki kırmızı Uşak halısı buna iyi bir örnektir.

Türk figürleriyle donanmış ince saatler ve güneş saatleri üretilmeye başlandı. Hristiyan ayin yeleklerine canlı desenli Osmanlı dokumaları eklendi. Kutsal Roma İmparatoru Matthias bile 1611-12’de yaptırdığı portresinde, dönemin modasını yansıtacak şekilde Osmanlı yapımı tavus kuşu desenli ipek kaftanını giymişti.

Osmanlı İmparatorluğu artık yavaş yavaş Avrupalılar için korkulacak değil imrenilecek bir olgu haline geliyordu. Haydn Williams’ın kitabında dediği gibi “Korkunç Türk kalıbı daha barışçıl bir varlığa dönüştü.” Bu varlık artık cazibeyi, şehvet düşkünlüğünü ve lüksü temsil ediyordu.

Bu makalenin İngilizce aslını BBC Culture’da okuyabilirsiniz.

Dergideki diğer makalelere buradan ulaşabilirsiniz.