İstanbul 2020: Belki şehre olimpiyat gelir

Geçtiğimiz hafta Uluslararası Olimpiyat Komitesi Denetleme Heyeti (IOC-EC), Tokyo ve Madrid’in ardından 2020 oyunlarına aday son kent İstanbul’u ziyaret ettiler, projeleri incelediler.

28 Mart’ta, “mükemmel bir izlenim” ile giderlerken anladık ki, olimpiyat, İstanbul’a verilirse, 2023 vizyonu denen modern cumhuriyetin en büyük inşaat projelerinden birinin ana unsuru olacak.

Sportif açıdan ise, iyimser olalım, sayısı 31 milyonu aşan ülke gençliğine futbolun ötesinde bir şeyler olduğunu gösterecek.

Adaylığın iki unsuru

Adaylığımızın iki ana unsura dayanıyor: İstanbul’un eşsiz konumu, iki kıtanın buluştuğu yer ve binlerce yıllık bir medeniyetler mirasına sahip olması ile Türkiye’nin genç nüfusu ve olimpiyatın bırakacağı miras. “Hoşgeldin” resepsiyonlarından, kapanış toplantılarına kadar bütün ziyaret süresince aynı vurgu yapıldı: “İstanbul iki kıtanın buluştuğu, binlerce yıllık tarihe sahip eşsiz bir şehirdir” ve “Türkiye’nin nüfusu çok genç, olimpiyat bu gençliğe miras kalacak”.

Kâr amacıyla olimpiyat yapılmaz

Olimpiyat düzenlemek maddi açıdan akıl kârı değil. Oxford Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırmaya göre, geçtiğimiz 50 yılın kış ve yaz olimpiyat oyunlarının planlanan bütçeyi aşma oranı ortalama %179! 1960 yılından beri olimpiyat düzenleyen hiçbir şehir maddi kâra geçmemiş. Londra oyunları 2005’te 4.2 milyar sterlin bütçe ile yola çıkıp 2012’de bunun iki katından hayli fazla bir bütçe ile düzenlendi. İstanbul 2020’nin Madrid veya Tokyo’dan katkat yüksek olan 19 milyar dolarlık bütçesinin 2020’de ne kadar olacağını ise tahmin etmeye dahi çalışmamak en iyisi.

Olimpiyat dev inşaat projesinin bir parçası

Öte yandan İstanbul 2020 bütçesi olimpiyat yapılmasa da yapılacak bir şehircilik hamlesini de içeriyor ve zaten maddi kâra geçmek gibi bir amacı gütmüyor. Üçüncü havaalanı projesi, üçüncü Boğaz köprüsü, Marmaray ve Boğaz tüneli, yeni metro hatları vs. bütçeye dahiller. Bu durum, önümüzdeki projenin aslında bir olimpiyat projesinden çok, olimpiyatı da kapsayan bir inşaat hamlesi olduğunu gösteriyor.

TOKİ’nin IOC-EC ziyareti esnasında gösterdiği planlara göre, bu projelerle beraber şehrin kuzeybatısında 420 km2’lik yeni bir şehir kurulacak. 420 km2 ne kadar, tasavvur etmeniz için: İstanbul toplam 5.300 km2, Şişli ilçesi 30 km2 , Kadıköy ilçesi 25 km2 yüzölçümüne sahip.

Siyasi irade en büyük avantaj

Şehrin çehresini böylesine değiştirecek bir projede siyasi irade adaylığımızın en önemli avantajı olarak öne çıkıyor. Londra oyunlarına kadar “bir futbol milleti” olarak Euro 2020’yi olimpiyata tercih ederken, Londra’da Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) başkanımız Dr. Uğur Erdener’in çabaları ile futbol turnuvası ile olimpiyat arasındaki muazzam farka vâkıf olan siyasi otorite için bugün olimpiyat, 2023 projesinin bir parçası halini almış durumda.

Bu tarz bir siyasi irade, olimpiyat gibi, potansiyel protestolara oldukça açık projelerde çok önemli. Çünkü işin içine TOKİ girdiği zaman şehircilik açısından protesto edecek şey çok oluyor: Harem’e stadyum, Belgrad Ormanı’na spor tesisleri vs. İstanbul’un çehresini değiştirecek, şehirde yaşayanların hayatını etkileyecek ürkütücü hamleler.

Olimpiyat projesinin “çevresel etkileri”ni konu alan basın sunumunun toplam 2 dakika 46 saniye ile bütün sunumlar içinde en kısa sunum olması ve oyunların çevresel etkilerinden bahsedilmeyip, sisler ardında bir “2023 master planı”nın referans gösterilmesi de olimpiyatın bağımsız bir proje değil, “çok daha büyük bir şeyin” parçası olduğunun kanıtı gibi.

Tesis şart ama…

Hassell mimarlık bürosunun geçici tasarımını yaptığı tesis çizimlerinde gözüktüğü üzere TOKİ tarafından İstanbul’da 4 ana kümede (Esenler/Olimpiyat Köyü, Ataköy, Boğaz ve Orman) 24 tesis inşa edilecek. Ancak, örneğin en önemli rakip Tokyo’nun ana stadını tasarlayan Zaha Hadid gibi, şehre sıradanın ötesinde estetik bir katkıda bulunacak sembol bir mimari isim yok, ileride olacağı söyleniyor.

Sporsever olarak tesisleri bir nebze kabul etmek mümkün, ne de olsa pek çok dalda Türkiye ilk defa tesise kavuşmuş olacak. Ancak ulaşımı zor milyar dolarlık devasa yatırımlar yerine şehrin çeşitli yerlerine dağılmış, ulaşımı kolay ufak tesisler amatör sporcu yetişimi açısından daha mantıklı değil mi?

…sportif çıkış noktası zayıf

Yukarıdaki soruyu sormak elzem, çünkü bir kere daha görüldü ki, olimpiyat bizim için spor odaklı bir proje değil. Bütün sunumlar içinde, “miras” vurgularından akılda kalan tek şey, bakan Kılıç’ın mütemadiyen yaptığı “ülke çapında 700 spor tesisi” vurgusu oldu. Ne madalya hedeflerinden bahsedildi, ne 2020 geldiğinde olimpiyata kaç sporcu ile gideceğimiz. Hatırlatalım, 2012 Londra, 1988 Seoul oyunlarından beri en başarısız olimpiyatımız olmuş, Türkiye’nin sistematik sporcu yetiştiren bir programının olmadığı bir defa daha yüzümüze çarpılmıştı

Bu çok üzücü, çünkü 2020’ye sporcu yetişimi için çok kısa bir zaman, sadece 7 yıl kaldı ve biz artık “kendi ülkesinde olimpiyat yapan en başarısız ülke olma” yolunda emin adımlarla ilerliyoruz.

Lafta “legacy - miras” kelimesini defalarca tekrar ederken, bunun ne manaya geldiği üzerine anlaşılan çok da kafa yormuyoruz.

Paralimpik oyunlar

İstanbul’da olimpiyat kadar paralimpik oyunlar, Türkiye gibi “engelli” olmanın neredeyse toplumsal hayattan dışlanmak manasına geldiği bir ülke için çok önemli. Tekerlekli sandalyede oturarak 24 saatinizi geçirdiğinizi hayal edin. Günlük hayatınızda hiç farkına varmadığınız yüksek kaldırımları, asansörsüz ve rampasız binaları, binemediğiniz otobüsleri, dolmuşları, geçemediğiniz turnikeleri… İşte paralimpik oyunlar, 8.5 milyon “engelli”nin yaşadığı Türkiye’de neyin gerçekten “engel” olup, neyin olmadığını geniş kitlelerin belki ilk defa görmesini, anlamasını sağlayacak.

Orada, bir olimpiyat var uzakta…

İşte bu “ilk defa görmek” argümanı, olimpiyatın İstanbul’a gelmesini destekleyen en önemli argüman. Çünkü hepimiz farkındayız ki, olimpiyat ve olimpik spor kültürü uzun yıllardır bu ülke için bir anlam ifade etmiyor. “Ölmeye, ölmeye” gittiğimiz stadlardan, sadece dört yılda bir “orada, bir olimpiyat var uzakta…” hissiyle çıkıyoruz. Zoraki ilgilenirmiş gibi yaptığımız, birkaç kişisel başarı dışında madalya sıralamalarında arkalarda yer aldığımız, 1 ay sonra da kendi kısır gündemimize dönüp rahatlayarak unuttuğumuz “bir şey” olimpiyat.

İstanbul’da bir olimpiyat, belki de bu kısır sarmalı kırabileceğimiz, bu dünyada futbol dışında da “büyük bir şeyler” olduğuna bizzat şahit olabileceğimiz tek şans. Kazanmanın her şey, kaybetmenin ölüm, bir Türk’ün de dünyaya bedel olmadığını idrak edebileceğimiz belki de tek ortam.

Her şeye rağmen, “evet!”

Olimpiyat gelmezse, değişen hiçbir şey olmayacak. İstanbul’daki inşaat hamlesi olimpik tesislerin bir kısmı hariç, gene TOKİ liderliğinde gerçekleşecek. Fakat Türkiye bir 10, 20, 30 yıl daha “spor” kavramını “futbol” ile eşdeğer tutan bir kısırdöngüye hapsolmuş kalacak.

Türkiye’de 25 yaşın altında nüfus 31 milyondan fazla. Gözlerinizi kapatın ve düşünün: 31 milyon genç, spor = sadece futbol… Görmeyi istediğiniz şey, yaşamayı istediğiniz ülke bu mu?

İşte tam da bu nedenle TMOK Başkanı Dr. Uğur Erdener’in kapanış sunumundaki cümlesi olimpiyata, beraberinde getireceği bütün soru işaretlerine rağmen neden “evet!” denmesi gerektiğinin de cevabı: “Olimpiyatı, genç insanlarımıza borçluyuz”.