'Zafere kanatlanan' Fenerbahçe

25 Nisan 2013… Sabaha karşı 3.30… Nöbetçiler, bebeğe bakmaya kalkan anneler ve aşk acısı çekenler dışında herkes uyuyor.

Kadıköy’de bir stadın cılız ışıkları seçiliyor uzaktan.

Kalede Alpaslan var, yılların tecrübesi. Oyunu geriden yönlendiriyor.

Öymen ve Çağdaş ataklara gözcü.

Şükrü, Fıratla kanatlardan bindiriyor.

Tolga, Emre, Çağrı orta sahada geçilmez armada. Önlerinde kıvrak zeka Sinan. Sercan tek forvet.

Hatice, Tuğba ve Nida da sahada. Biraz fazlayız anlayacağınız. Haluk Hoca rakibi iyi etüt etmiş. Tek bir aksayan nokta yok.

Akşam saat 21.59

Bizim takım tribünde. Sahaya çubuklular çıkıyor.

Bir müzik yayılıyor önce kolonlardan.

'Zafere kanatlanın'

Sonra usul usul kartonlar, yükseliyor. İplerin üzerinden dev figürler kayıyor yukarı usul usul. Bir stat beliriyor, sonra şehir silüeti, en nihayetinde bir uçak. Aşağıda bir pist. Uçağın arkasında güneş. Tam arada net mesaj: “Fly high to glory-Zafere kanatlanın"

Ve o pankartın ortasında dikkatli bakınca göreceğiniz küçük silüetler. Üç gece uyumayan gencecik pırıl pırıl çocuklar. Hala görevdeler. Siz uzaktan beğeni tebessümleriyle izlerken küçük damlalar süzülüyor gözlerinden. Armaya hizmet etmiş olmanın haklı gururuyla.

Sonra?

Sonrası malum. Kocaman bir mücadele.

Ama öyle “Hadi koşun aslanlarım, siz yaparsınız” gazıyla değil.

38 maçtır yenilmeyen, bir hücumda 5 ayrı varyasyon yapabilen takıma top göstermeyen akıllı bir mücadele.

Aslında tribünde bir sahada 11 Fernandes.

Atletik teknik adamlar. Ama çubuklular kararlı.

10 dakikalık Benfica baskısı savuşturulduktan sonra, sahaya yerleşme.

Aynen dün dediğimiz gibi Topal ve Meireles’in yay çevresinde nefis paylaşımı.

Baroni ilk kez bu kadar ekstra oynuyor. Ceza alanı çevresinde de var, kanat atakları savunmasında da.

Kuyt malum, Webo havada iyi, yerde güçsüz. Sow sürekli kanat değiştiriyor.

Gökhan Gönül beşeri seviyenin biraz üstünde. Ziegler garantici. En önemlisi; Yobo ve Egemen kusursuz. Sakin ve güçlüler.

Taraftar faktörü

Bunlar beklenmedik şeyler değil. Maça asıl etki edense taraftar. Maçtan sonra Selçuk Şahin’in “geriye pas yapınca bile desteklediler, çok iyiydiler” demesi herşeyi anlatıyor aslında.

Sabır, sabır, sabır. Hakeme en az 10 düdük çaldırdı alt tribünler.

Lokomotif kale arkaları tempoyu nefis ayarladı.

Tezahüratlar arabesk yerine net ve sertti. Maraton ve Fenerium üst çok geniş katıldı.

Böyle bir takım oyunu başarısız olamazdı. Baroni kaçırdığında Kuyt’ın yaptığı teselli koşusu, ikinci yarının habercisiydi. Tribünde de sakinler ağlayanları hazırlıyordu ikinci 45’e…

Sonra 7 yılda 3 kez direkten dönen camia, bu kez direkten içeri girdi. 3 yıldır milyonları taşıyan kocaman omuzlar yere düşmedi bu kez. Gol, gol dedi, sağa sola baktı. Hakemi gördü, ışık yandı gözünde. Eskişehir maçında isyana açılan o eller sevince kalktı.

Amsterdam hayalleri

Sonra sabaha karşı 3.30’da çalışan çocuklar Lizbon hayallerine daldı. Ve tabii Amsterdam.

Hepsi biliyor ki; rövanş çok daha zor olacak .

Gerektiğinde top kesip gerektiğinde üçüncü stoper olarak kafaya çıkan Topal’ın yokluğu da, forvetteki etkin dönüşün kilit adamı Webo da, sakin güç Raul da önemli eksikler.

Muhtemelen oyun daha çok Fenerbahçe sahasında oynanacak.

Ama artık çubukluyu giyen herkes yapması gerekeni biliyor. Antrenör takımı sürekli üstüne koyuyor.

Bir güneş doğuyor Kadıköy’den. Büyükada aydınlanıyor. Büyük adam çamurlu triko çubuklu formalı yeni misafire “Bu da sana hoş geldin armağanı olsun” diyor.

Haftaya Lizbon’a uçaklar kalkıyor. Dönüşte belki İstanbul yanacak, belki yürekler. Ama her sonuçta şöyle bir ses çınlıyor: 'Bu taraftar sizinle gurur duyuyor.'