Galatasaray: Gazı kaçmış gazoz...

Galatasaray'da ''gayrı resmi basın sözcüsü'' Rasim Ozan Kütahyalı'nın iddia ettiği üzere kulüp başkanı Ünal Aysal, heyecanını kaybetti mi, kaybetmedi mi bilinmez, ama bir gerçek var ki, Roberto Mancinili Galatasaray havasını kaybetti...

Bu gerçeği pazar günkü Fenerbahçe derbisinde bir kez daha gördük.

Aslında Karabük, Kayseri, Konya, ve iki Kopenhag serisinde de bu gerçek gözler önündeydi ama Galatasaray camiası bunu görmek istemedi.

Uymadı Mancini; açık ve net.

Elbette İtalyan hoca için 'futbolu bilmiyor' diyecek kadar cüretkar değiliz...

Ne var ki, anlaşılan bu sempatik Akdenizli, Türkiye'yi, Türkiye gerçeğini bilmiyor...

Öyle ki, 2-0 kaybedilen maç sonrası yaptığı açıklama bile Mancini ile Türk insanı arasındaki farkı ortaya koymaya yeter.

Nasıl mı?

Açıklayayım.

Maç bitmiş, sıcağı sıcağına Mancini, yayıncı kuruluşun muhabirinin sorularını yanıtlıyor.

İtalyanca değil, İngilizce'yi seçiyor ve ilk cümlesi, "Penaltıya kadar mükemmeldik..."

Tercüman Mert, lafı şöyle çeviriyor: "Penaltıya kadar istediğimiz oyunu oynadık..."

İkinci cümlesi ise, "Maç öncesi Kadıköy'den puan alabileceğimizi düşünüyorduk."

Mert'in tercümesi, "Maç öncesi 3 puan alabileceğimizi düşünüyorduk, Kadıköy'e puanlar için geldik..."

Görüldüğü gibi İtalyan hocanın felsefesi ile bizimkisi kuzey ile güney kadar farklı.

'Gazı kaçmış gazoz'

Mancini hala Türkiye'yi tanıyamamış.

Tercüman Mert, durumu idare etmeye çalışıyor.

Evet, Roberto Mancini tercihi ile Galatasaray, 'gazı kaçmış' gazoza dönmüştür.

Kimse darılmasın gücenmesin; teşbihte kusur olmaz ama gerçek budur.

İtalyan hoca ile Galatasaray'ın dokuları birbirine uymadı.

Galatasaray, yıllardır ileride basan, kaos futbolunu sonuca çeviren, yediğinden en ez bir ya da iki fazlasını atarak başarılı olan bir takım; yanılmıyorsam Muslera'nın yıldızlaştığı 12 Mayıs 2012'deki Fenerbahçe maçından beri de savunma futbolu ile sonuç alamıyor.

Ama İtalyan hocanın oyun anlayışı böyle değil.

Ruhunda 'savunma' dürtüsü var. 'Önce yemeyeyim nasılsa atarım" zihniyetine hakim.

Oyun kuruculardan çok, bozucularla oynamayı seviyor.

En beğendiği isim de stoperden devşirme ön libero Ceyhun Gülselam.

Derbiyi bırakın, Kopenhag maçında hücumcuyu oyundan alıp Ceyhun'u sahaya sürmesi bile Mancini ile Sarı-Kırmızılılar'ın birbirlerine ne kadar uzak kaldıklarının göstergesi.

Ama Galatasaray'ın yıllardır oturan oyun anlayışı buna uygun değil...

İşte Galatasaray'daki çöküşün nedeni de budur.

'Oyuncu seçme lüksü yok'

İtalyan hoca, İtalya ve İngiltere'de önemli başarılara imza atmış biri olabilir, hatta Avrupa'nın gelecek vaad eden isimleri arasında da yer alabilir, ama bizim topraklarda bizim kurallarımızı öğrenene kadar 'sezonlar' geçer.

Sonu da Frank Rijkaard'dan farklı olmaz.

Mancini başarılı demişken, İnter'i çalıştırdığı dönemde Çizme'de şike skandalı vardı ve ezeli rakipleri ya 2. ligde, ya puan silmeler nedeniyle küme düşme hattındaydı.

Manchester City'de ise arkasında sınırsız para desteğiyle Şeyhler vardı; öyle ki, Balotelli, Tevez ve Dzeko'yu aynı anda kulübede oturtabiliyor, her hafta takımına yeni bir futbolcu katabiliyordu...

Galatasaray ise öyle değil.

Öncelikle sarı-kırmızılı ekip, para sorunu yaşıyor. Çarkın dönmesi takımın şampiyon olup Şampiyonlar Ligi'ne gitmesine ya da Şampiyonlar Ligi'nden gelecek puan-paralara endeksli.

Sportif başarısızlık geldiği anda bu sistem çöker...

Demek ki, Burak'ı beğenmedim gitsin, yerine Gomez gelsin, Riera kötü Alaba'yı alalım, Bruma yavaş, Roben'i getirelim, deme lüksü yok İtalyan hocanın...

İntihar

Öyle ise!

Evet, öyle ise görünen o ki, Mancini çok iyi bir tercih değil.

Hele, Fatih Terim gibi olanaksızlıklardan takım yaratıp, küme düşme hattındaki kulübü üst üste 2 yıl şampiyon yapmış birini yollayıp yakışıklı İtalyan'ı getirmek intihardı Ünal Aysal yönetimi için; galiba kendi ayaklarına sıktılar kurşunu, kan kaybından da 'harap bitap' haldeler.

İtalyan hocayı Galatasaray'ı tanımamakla eleştirdik; gel gelelim, Ünal Aysal da tanımıyor 2,5 yıldır başkanlığını yaptığı kulübü.

Göreve geldiği günden, geride bıraktığımız Eylül 2013'e kadar dikensiz gül bahçesinde yürüdü.

Niçin?

Sorunları Fatih Terim, olmadı Ali Dürüst, o da olmadı Abdurrahim Albayrak, hatta Adnan Öztürk göğüslüyordu.

Bu isimler teker teker 'gönderilince' Aysal, 'profesyoneller'le baş başa kaldı; gerçekleri gördü.

Ve artık havasını kaybeden Galatasaray, onun için dikensiz gül bahçesi değil.

Bu bağlamda, Rasim Ozan Kütahyalı'nın iddia ettiği gibi Ünal Aysal, "Heyecanımı kaybettim" demiş olabilir; Galatasaray'ın da havasını kaybettiği şu günlerde.

İlgili haberler