DERGİ - İnsanlar neden aksanına göre değerlendirilir?

Pygmalion Telif hakkı Getty
Image caption Bir dil profesörünün, iddia üzerine çiçekçi bir kadını asilzade gibi davranma ve konuşması için eğitmesini anlatan My Fair Lady filminden bir sahne

Bazıları, insanlar üzerinde daha iyi bir etki bırakmak için kendi aksanlarından farklı konuşmaya çalışır. Oysa aksan, konuşmanın ötesinde bir anlam taşır ve birçok gizli önyargıya maruz kalır.

İnsanlar üzerinde iyi bir izlenim bırakmak için iyi giyinmek gerektiği söylenir. Aynı şeyi konuşma için de söyleyebilir miyiz? Daha etkili olmak için normal konuşma şeklimizi değiştirmek işe yarar mı?

Bunu yapmış ünlü isimler var. Örneğin Margaret Thatcher, Lincolnshire aksanını değiştirip siyasi konumuna daha çok yakıştığı düşünülen standart telaffuza geçmişti.

Daha yakın bir dönemde ise yine İngiliz siyasetçiler Tony Blair ile George Osborne tersine bir değişime girişmiş, halka yakın olduklarını göstermek için üst sınıflara özgü konuşma tarzlarını farklı aksanlarla halk diline indirgemeye çalışmıştı. Fakat onların bu çabası komik bulunmuştu.

Standart aksan, bir dilin medyada, hukukta, resmi kurumlarda kabul görmüş belli bir bölgeye özgü halidir. İngilizce konuşan birçok ülkede çoğunluğun konuştuğu dil standart olarak görülür; Standart Amerikan, Standart Avustralya İngilizcesi vb. İngiltere'de ise standart veya Kraliçe İngilizcesi olarak adlandırılan dili yüzde 3'ten daha az bir kesim konuşuyor. Burada elbette çoğunluğun kendi dilini yanlış konuştuğu söylenemez.

Image caption Konuşma tarzını değiştiren ünlüler arasında Margaret Thatcher da bulunuyor.

Dilbilimci yazar Rosina Lippi-Green, çoğu insanın sosyal bakımdan en prestijli lehçeyi o dilin tek doğru ve geçerli biçimi olarak gördüğü bu durumu "standart dil ideolojisi" olarak adlandırıyor. Oysa dilbilim bakımından tüm lehçe ve aksanlar geçerlidir.

Bölgesel lehçe ve aksanla konuşan bazı meslek sahipleri, iş bulma ve işlerinde ilerleme şanslarını arttırmak için aksanlarını yumuşatma zorunluluğu hissettiklerini belirtiyor.

Hatta çağrı merkezleri gibi yerlerde çalışanların, aksan eğitim programlarına tabi tutulduğu görülüyor. Bazıları ise güven verici, yatıştırıcı ve kulağa hoş geldiği düşünülen İskoç İngilizcesi veya Amerikan güney aksanı gibi bölgesel aksanları teşvik ediyor.

Günümüzde konuşma tarzını üst sınıflara uyarlayarak kariyerde ilerleme olanaklarını artırmak öyle kolay değil.

İnsanların aksanlarını değiştirmek isteme nedenlerine baktığımızda bazı önyargıların etkili olduğunu görürüz.

Fakat elbise giyip çıkarır gibi işte başka bir aksanla konuşup evde normal aksana dönmek eğitimli oyuncuların bile zorlanacağı bir iştir.

Image caption Aksan, işe giderken giyilen bir takım elbise gibi değildir.

Ayrıca aksanlar sadece konuşma biçimiyle de ilgili değildir. Nereli olduğumuza dair en büyük ipuçları onda saklıdır. Kişiliğimizin temelini oluşturur.

Araştırmalar gösteriyor ki, ağızdan çıkan bir tek kelime, konuşmacının etnik ve kültürel konumuyla ilgili bilgi sahibi olmaya ve kişi hakkında olumlu veya olumsuz bir yargı oluşturmaya yetiyor.

Bu önyargılar, kişileri aksanlarına göre belli kategorilere yerleştirmeye neden oluyor. Farkına bile varmadan bu bilgiyle ayrımcılık bile yapabiliyoruz. Bu durum, azınlıkların iş, eğitim ve konut şanslarını zorlaştırabilir.

Stanford Üniversitesi'nden toplumsal dilbilim alanında çalışmalar yapan John Baugh bir sosyal deney yaparak ev ilanları için farklı aksanlarla telefon etmiş ve Afrika kökenli Amerikalı aksanıyla, Meksika kökenli birinin aksanıyla veya Standart Amerikan İngilizcesi konuştuğunda farklı cevaplar almıştı.

Dil olarak bu aksanların herhangi bir sorunu olduğundan değil, ama etnik ve ırk kökeniyle ilgili bilgiler içerdiği için ev sahiplerinin ev kiralamak istemediği görülüyordu.

Telif hakkı Alamy
Image caption Karşımızdaki insanın ağzından çıkan tek kelimede onunla ilgili yargılar oluşturmaya başlarız.

1960'lardan beri yapılan benzer araştırmalar, konuşmasına göre dinleyicilerin kişiye boy, cazibe, sosyal statü, zeka, eğitim, kriminallik gibi farklı özellikler yakıştırdığını gösteriyor. Konuşan kişi değişmese bile farklı aksanlar konuşmaya başladığında bu yargılar da değişebiliyor. Bu durum, sosyal olarak kötü damgalanmış bir aksanla konuşan insanlar açısından büyük olumsuz sonuçlar doğurabiliyor.

İşte dile karşı gelişen bu tutumlar nedeniyle bazıları için aksanları gurur kaynağı olurken bazıları için de gizli bir utanç kaynağı olabiliyor ve aksanlarının doğru olmadığı düşüncesiyle değiştirme arayışlarına girebiliyor.

Dile dair bu önyargılar üzerinde yapılan araştırmalarda, standart ya da 'prestijli' görülen aksanda konuşanların daha zeki, daha becerikli ve yüksek statü olarak değerlendirilen işleri yapmaya daha uygun görüldükleri ortaya çıktı. Standart olarak görülmeyen aksanla konuşanların ise genellikle daha düşük statülü işlere alındıkları görüldü.

Bu bulgular iş hayatımız ve kariyerlerimiz açısından önem taşıyor, özellikle standart olmayan aksanlarda konuşanlar açısından. İngiltere'de yapılan bir araştırmada, nüfusun dörtte biri aksan ayrımcılığına uğradığından şikayet etti. Uyum sağlamak için aksanlarını değiştirmeye çalışanların sayısı arttıkça farklı aksanlarla ilgili önyargıların da arttığı görülüyor.

Image caption Filipinli öğrenciler İngilizce dersinde

Örneğin kendi bölgesel aksanlarını koruyan çok az sayıda akademisyen bulunuyor. Zira öğrenciler de akademisyenlerin başarısını çoğu zaman uzmanlıklarından bağımsız olarak değerlendiriyor.

Öte yandan araştırmalar, işverenlerin yüzde 80'inin iş başvurusu yapanların becerilerini aksanlarına göre değerlendirdiklerini gösteriyor.

Bütün bunlar standart aksana sahip olmayan kişilerin daha kolay bir yaşam için konuşmalarını değiştirmeye çalışması şaşırtıcı olmadığını gösteriyor.

Fakat önyargıların giderilmesinde dil değişikliği de yeterli olmayabiliyor. Bir deneyde, standart Amerikan İngilizcesi ile konuşan birinin ses kaydı eşliğinde Kafkas veya Asya görünümlü birinin fotoğrafı gösterildiğinde, aynı konuşma dinlenmesine rağmen ikincisinde dinleyenlerin konuşmacıyı anlamakta zorluk çektiği görüldü. Hatta bazıları yabancı bir aksandan bile söz etti. Bütün bunlar, dili algımızda ne kadar sosyal önyargılarımız olduğunu gösteriyor.

Bunlara rağmen farklı aksanlı olduğu halde başarılı olanlar da yok değil. Ama ne pahasına? İnsanlara, kimliklerinin bir parçasını değiştirmeyi önermek yerine, herkese, gizli dil önyargılarımızın farkına varıp ona göre davranma tavsiyesinde bulunmak daha doğru olacaktır.