DERGİ - Beş yıldızı hak eden film: Dunkirk

Dunkirk Telif hakkı Warner bros

Dunkirk, Er Ryan'ı Kurtarmak filminde seyirciyi olayın içine çeken yaklaşımı neredeyse mükemmel hale getirmeyi başarıyor.

Christopher Nolan'ın yönettiği ve İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz birliklerinin Fransa'nın Dunkirk sahilinden tahliye edilmesini anlatan Dunkirk filmi geçen hafta vizyona girdi.

Dunkirk'te mahsur kalan İngiliz askerlerini küçük teknesiyle Manş Denizi'nden İngiltere'ye taşımaya çalışan sivil bir İngiliz centilmeni rolüyle Mark Rylance başrolde yer alıyor.

Yönetmen bu sessiz sakin adamı izleyicinin yerine, savaşın ortasına koyuyor.

1940'ta 400 bin Britanyalı ve Fransız askeri Dunkirk'te Alman askeri tarafından kuşatılıyor. Bu kıyı kasabasında tek kaçış yolu Manş Denizi.

Son 20 yılın en iyi savaş filmleri arasında sayılan Er Ryan'ı Kurtarmak ve Savaş Vadisi (Hacksaw Ridge) de izleyiciyi savaşın merkezine oturtuyordu. Bu yöntemi icat eden Nolan olmasa da onu mükemmelleştirdiği söylenebilir.

Açılış sahnelerinde izleyicinin görsel olarak filme davet edildiğini görüyoruz. Çok sayıda asker, sırtları kameraya dönük bir halde Dunkirk'te bir caddede yürüyor. Nolan, bu askerler arasında bıraktığı boşluğa seyircinin girmesini sağlıyor sanki.

Düşman ateşinden korunmaya çalışan genç asker Tommy (Fionn Whitehead) sahile ulaştığında, çok sayıda askerin İngiltere'ye dönmek için birkaç gemiye binmek üzere sıra beklediğini görüyoruz.

Nolan burada üç ayrı hikaye anlatımına başlıyor ve bunları filme başarılı bir şekilde serpiştiriyor.


Telif hakkı Shutterstock

Kıyıda bir hafta boyunca yaşananlar birkaç karakter üzerinden anlatılıyor. Bu hayali kahramanlardan Kenneth Branagh, Britanya donanma komutanlarından biridir. Bu geleneksel karakterin tek derdi, askerlerini ülkesine geri götürmektir.

Masum ve korku dolu Tommy'nin bir Fransız askerle karşılaştığını ve birlikte yaralı bir askeri sedye üzerinde kıyıya taşımaya çalışırlar. Bunu erdemli oldukları için değil, kendilerine doktor görüntüsü vererek gemiye binip canlarını kurtarmak için yapmaktadırlar. Burada Dunkirk'ün kahramanlık hikayeleriyle dolu diğer savaş filmlerinden ayrıldığını görürüz.

Rylance'ın oynadığı Bay Dawson karakteri ise denizdeki bir günlük hareketliliğin bir parçasıdır. Yüzlerce küçük tekneye asker taşımaları için çağrı yapılmıştır. Dawson'un genç oğlu ve arkadaşı da teknededir. Daha sonra, denizden kurtardıkları travmaya uğramış bir asker Cillian Murphy de katılır onlara. Ama filmin duygusal yükünü taşıyan, kırışmış ve yorgun yüzüyle, kararlı ve namuslu Rylance'tır. Senaryoda yazılanların ötesinde bir derinlik kazandırır filme.

Tüm çıplaklığıyla savaş

Nolan, karmaşık bir gerçekliği, kahramanlık ve korkunun farklı biçimlerini ortaya koymak için olayı efsanelerden sıyırıp önümüze serer.

Filmde sadece bir saatlik bir kısmı aktarılan hava taarruzunda ise Tom Hardy ve Jack Lowden'ı savaş uçağı pilotu olarak görüyoruz. Birinin yakıtı bittiğinde diğerinden ikmal için telsiz irtibatını sürdürmeleri gerekecektir.

Bütün bu karakterler havadan ateş altındadır ve Nolan bu korunmasızlık durumunu iyi ifade eder.

Havadan açılan ateşe karşı askerlerin tek yapacağı şey yüzükoyun yere yatmaktır. Tekneler batmakta, gemiye binip kurtulduğunu sanan askerler bu kez oradan kurtulma mücadelesi vermektedir.

Filmde ne fazla diyalog ne de karakterlerin geçmişine dair bilgi vardır. Nolan, olayların gelişimi ile hikayeyi anlatır ve ekrana kilitler seyirciyi. Bombalanan geminin içindeki kapana kısılmışlık duygusunu da, Alman savaş uçaklarıyla karşı karşıya gelen pilotların yaşadığı tehlikeyi de doğrudan hissettirmeyi başarır.

Film çekimlerinde kullanılan tekniklerden ziyade, izleyicinin dikkatini çeken şey olayların karmaşık gelişimidir. Her görüntü hafızaya kazınır: Bir asker üniformasıyla denizde yürümektedir, nedeni açıklanmaz; cesetler kıyıya vurmuştur.

Kara Şövalye ve Prestij gibi filmlerinde Nolan aksiyon ustası olduğunu kanıtlamıştı.

Filmin duygusallıktan uzak olması onun iyi yanlarından birini oluşturuyor. Er Ryan'ı Kurtarmak duygusallığa biraz fazla yüklenmiş olsa da Dunkirk'te de biraz fazla serinkanlıdır sanki.

Rylance'ın oynadığı Dawson karakteri dışındaki karakterlere derinden bağlanmadan, hikayenin bileşenleri olarak bakmaya başlıyor insan.

Ancak bu hafiften aksaklık filmin başarısına gölge düşürmüyor. Pek az filmde görüldüğü gibi 106 dakika boyunca seyirciyi olayın içine çekmeyi, gerçek bir deneyim yaşatmayı başarıyor.