DERGİ - Bilime yön veren ada

Ternate adası Telif hakkı Getty

Evrim dendiğinde akla Charles Darwin gelir. Oysa Endonezya'nın küçük adalarından birinde, ismi pek bilinmeyen bir doğa bilimci, bilim dünyasını sarsacak bir teori geliştiriyordu.

Endonezya'nın Ternate adası, komşu ada Tidore gibi tümüyle yanardağdan oluşuyor. Denizin içinden çıkmış bir koni görünümündeki adanın etrafında ince bir şerit halindeki düz alan küçük bir kasabayı, bir yolu ve havalimanını barındırıyor.

Bu ada, insana çok uzaklarda olma hissi veriyor. Bir İngiliz doğa bilimcisinin doğal seleksiyon yoluyla evrim teorisinin temelini burada attığına inanmak zor.

35 yaşındaki Alfred Russel Wallace 1858'de Ternate'ye geldiğinde, dört yıldır Malay Takımadaları'nı araştırıyordu. Kimi zaman buharlı gemiyle, kimi zaman at üstünde ya da yürüyerek bu adaları dolaşıyor, yardımcısıyla birlikte onbinlerce böcek ve hayvanı öldürüp inceliyordu.


Image caption Alfred Russel Wallace 1858'de Ternate'ye geldiğinde, dört yıldır Malay Takımadaları'nı araştırıyordu.

O sıralar Ternate'nin şanlı dönemleri sömürgecilik nedeniyle geride kalmıştı. Oysa öncesinde bu adalar, binlerce yıldır yetiştirdikleri karanfil baharatını satarak zengin olmuş, Filipinler ve Papua Yeni Gine'ye kadar uzanan sultanlıklar kurmuştu. Komşu Tidore adası da aynı şekilde zengin bir rakipti o zamanlar.

Ama karanfil kokulu bu adalarda, sultanın karanfil tekelini önce Hollanda, sonra İngiltere kırdı. 1858'de Wallace geldiğinde, bu adaların Magellan'ı çeken şanı artık gerilerde kalmıştı.

Wallace'in burada meyve ağaçlarıyla çevrili evine yerleşmesi ile sıtmaya yakalanıp hasta düşmesi çok sürmedi. Ateşten soğuk terler döküp günlerce yatmak zorunda kaldığında, İngiliz din adamı ve düşünür Thomas Malthus'u hatırlamıştı.

Malthus, doğanın hastalıklar, açlık, savaş ve kazalarla insan nüfusunu kontrol altında tuttuğunu söylüyordu. Wallace aynı mantığın hayvan türlerine de uygulanabileceğini düşünmüştü.


Image caption Karanfil baharatı binlerce yıl sadece birkaç adada yetişen bir ürün olarak kaldı.

Hastalık ve varlık sorunu üzerinde yoğunlaşırken daha sonra şöyle yazacaktı: "Bu büyük ve daimi yıkım konusunda düşünürken şu soru geldi aklıma: Neden bazı canlılar ölürken bazıları hayatta kalıyor? Bunun cevabı en güçlü olanın hayatta kalması olsa gerek."

Bunun üzerine Wallace'ta, canlıların doğal seleksiyon yoluyla evrilip ortaya çıktığı düşüncesi gelişmişti.

İyileşir iyileşmez bu düşüncesini kağıda döktü ve ünlü bilim adamı Charles Darwin'e gönderdi. Bu mektup 18 Haziran 1858'de Darwin'in eline ulaştığında onu bir telaş sardı.

Çünkü kendisi de son 20 yıldır doğal seleksiyon yoluyla evrim teorisi üzerinde çalışıyordu ve bu konuda üç cilt halinde hazırladığı dev eserini bir yıl içinde yayınlamayı planlıyordu.

Image caption Wallace'in farklı türlerle tecrübesi, doğal seleksiyon teorisini geliştirmesine neden oldu.

Ama Darwin doğru olanı yaptı ve 1 Temmuz 1858'de Londra'da yapılacak olan bir bilim konferansında sunulmak üzere hem kendisinin hem Wallace'in doğal seleksiyon konusundaki fikirlerini meslektaşlarına iletti. Wallace uzaklarda, kendisi ise birkaç gün önce kaybettiği 19 aylık oğlu için yasta olduğu için katılamamıştı konferansa.

Bu teori sunulduğunda herkesin ilgisini çekmişti. Bu ilgi Darwin'i 'Türlerin Kökeni' olarak bildiğimiz kitabını yazmaya yöneltti. Wallace devreye girmese belki de Darwin hala uzun eseri üzerinde çalışıyor olacak ve uzun haliyle onu fazla kimse okumayacaktı. Kasım 1859'da yayımlanan kitap din dünyasını sarsmış, bilim dünyasını şekillendirmişti.

Image caption Darwin ile Wallace'in doğal seleksiyon teorileri 1858'de bir bilim konferansında ortak sunulmuştu.

Wallace ise gezilerine devam etti. 1859'da biyocoğrafya alanında izini bırakan ve Güneydoğu Asya ile Avustralya faunasını ayıran Wallace Hattı'nı ortaya koydu. 1862'de İngiltere'ye geri döndüğünde 83 bini böcek olmak üzere 125 bini aşkın canlı örneği getirmişti beraberinde.

1868'de anılarını kaleme aldığı Malay Takımadaları (The Malay Archipelago) kitabını yayımladığında büyük ilgi gördü. 90 yıllık ömründe kadın haklarından ruhiyatçılığa kadar birçok konuda yazdı ve meslektaşı Darwin'in hak ettiği saygıyı hiçbir zaman ondan esirgemedi.