9 Eylül İngiltere Basın Özeti

İngiltere gazetelerinde bugün Suriye ve Olimpiyat Oyunları'na ilişkin haberler öne çıkıyor.

Guardian gazetesinin deneyimli Ortadoğu muhabiri Martin Chulov, Halep yakınlarındaki izlenimlerini aktardığı analiz haberde, ‘ABD’nin Suriye’ye yönelik müdahale tehdidinin, muhalif İslamcı gruplar arasındaki çatlağı derinleştirdiğini’ yazıyor.

Halep’te yol kenarındaki bir dinlenme tesisinde muhaliflerle görüşüp gözlemlerini aktaran Chulov, “Barack Obama, Beşar Esad’a saldırabileceğini söylediğinde Kuzey Suriye’deki binlerce cihatçı ne yapmaları gerektiğini gayet iyi biliyordu. O andan sonra hepsi büyük silahlarını sakladı, üslerini boşalttı, araçlarını ahırlara park edip kendileri de çiftliklere, fabrikalara ve gönülsüzce ağırlanacakları toplulukların arasına attı” diyor.

Suriye’nin kuzey doğusunda etkin olan ve cihatçı grupların başını çeken ve bölgeye Şeriat kanunları getirmek istediklerini belirten Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) liderlerinden Ebu İsmail’le konuşan yazar Chulov şöyle devam ediyor:

“Suriye’nin ana muhalifleri, açmazdan kurtulmak için bir şans olarak gördükleri Amerikan saldırısını desteklerken, aralarındaki cihatçı gruplar olayları prizmanın daha farklı bir yerinden görüyor. Onların bakış açıları daha çok, ‘Benim düşmanımın düşmanı, benim dostum değildir’ yönünde.”

Irak ve Afganistan’da savaşan üyeleri bulunduğunu belirten 26 yaşındaki Ebu Ebid adlı bir cihatçı Amerika’nın saldırması durumda “Bizim Emir’imiz nasıl üstesinden gelineceğini bilir. Herkes, Amerikalıların rejime saldırmak istediklerini söylemelerine rağmen, hepimizin onların düşmanı olduğunu biliyor” diyor.

Yazar, bulunduğu dinlenme tesisinde bir yanda cihatçıların sohbetine, diğer yanda ise yine aynı dinlenme tesisinde bulunan muhalif Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) üyelerinin sohbetine kulak kabartıyor.

'Suriye'de savaş Irak'tan daha zor'

Cihatçılardan rahatsız olduklarını dile getirmekten çekinmeyen ÖSO üyelerinden biri cihatçıları kastederek “Amerikalılar onlara da saldırırsa umurumda bile olmaz… Aslında bundan memnuniyet bile duyarım. Birilerinden korkmaları lazım” diyor. Kahkahalar arasında sohbete devam eden gruplardan bir diğeri de “Umarım Amerikalılar [cihatçıların] karargâhlarının nerede olduğunu biliyordur” diye devam ediyor.

Halep’in kuzeydoğusundaki El Bab bölgesinde, IŞİD bayraklarının, El Kaide bağlantılı diğer gruplar El Nusra Cephesi ve Özgür Suriye Ordusu bayraklarına göre daha yaygın olduğunu belirten Guardian gazetesi yazarı, yine bölgede etkin gruplardan Liva el Tevhid Tugayı üyeleriyle de görüşüyor.

Tugaya bağlı genç bir savaşçı da IŞİD’i eleştirip “Kendileri gibi davranmayanı veya kendileri gibi düşünmeyeni kafir olarak görüyor ve cezalandırılması gerektiğini söylüyorlar” diyor.

Genç savaşçı, “Amerikalılara karşı savaşmayı öğrenmiş olabilirler ama Irak’tan başka hiçbir şey öğrenememişler” sözleriyle eleştiriyor cihatçı IŞİD üyelerini.

Guardian yazarının konuştuğu IŞİD lideri Ebu İsmail, bölgeye Şeriat getirmek istediklerini belirtip “Eğer Suriye’nin bu bölgesini kontrol altına alırsanız, tüm Ortadoğu’yu kontrol altına almışsınızdır demektir” diyor ve devam ediyor:

“Burada savaş Irak’tan daha zor. Burada rejim, Hizbullah, Lübnan ordusu, Şebbiha, Şii paralı askerler ve İran var, hepsi bize karşı savaşıyor. Şimdi de belki Amerikalılar. Hava kuvvetlerini nasıl yenilgiye uğratacağımızı biliyoruz. Nasıl kaçılacağını ve nasıl saklanılacağını da biliyoruz. Onların öncelikli amacı, mücahitlerin stratejik silahlara erişimini engellemek. Esad’a saldırma planı, bize saldırma bahanesi.”

Guardian yazarı, makalesini Liva el Tehvid Tugayı üyesinin şu sözleriyle noktalıyor:

“Sence biz de evlerimizi boşaltmalı mıyız? İnsansız hava araçları (dronlar) hakkında sık sık konuşulduğunu duyuyoruz. Belki de Amerikalılar gerçekten dostlarının kim olduğunu bilmiyor. Onlara göre hepimiz aynıyız. Şeytanlaştırılması ve hiçe sayılması gereken insanlarız…”

Hristiyan bölgeleri muhaliflerin eline geçiyor

Independent gazetesi, Suriye’de El Kaide bağlantılı muhalif grupların, başkent Şam’ın kuzey doğusunda stratejik öneme sahip Hristiyan kenti Maalula’yı ele geçirdiğini yazıyor.

Unesco Dünya Mirasları arasında gösterilen Maalula, eski Arami dilinin konuşulduğu ve Hristiyanlar için büyük öneme sahip bir yer.

Gazete, El Kaide bağlantılı El Nusra Cephesi’nin geçen hafta Çarşamba günü bölgenin kontrolünü eline geçirdiğini ve çok sayıda sivilin kenti terk ettiğini yazıyor.

Kenti geri almak isteyen rejim birlikleri ve muhalifler arasında yoğun çatışmalar yaşandığını aktaran gazete yazıyı, Hristiyanlara “Ülkede kalmanız için size yalvarıyorum” diye seslenen Suriyeli Hristiyan Melkite Yunan Katolik Patrik’i Gregory III Laham’ın şu sözleriyle sonlandırıyor:

“Kalıyoruz. Eğer giderseniz, biz de gideriz. Bu yüzden size yalvarıyoruz, rahiplere gelip vize istemeye bir son verin. Eğer siz giderseniz kim kalacak? Yalnızca Müslüman kardeşlerimiz… ”

'Churchill'in torunlarına inanamıyorum'

Suriye’ye ilişkin bir diğer haber de Times gazetesinde.

Geçen yıl TIME dergisinde dünyanın en etkili 100 kişisi arasında gösterilen Suriyeli muhalif karikatürist Ali Ferzat, gazeteye verdiği mülakatta, İngiltere parlamentosunun Suriye’ye yönelik askeri müdahaleye destek çıkmamasını şu sözlerle eleştiriyor:

“Churchill’in torunlarına inanamıyorum. Bebekler, kadınlar çocuklara saldırıyorlar. Ama dünya, onları korumak için ahlaki sorumluluklarını görmezden geliyor. Bu, insanlığa rejimin yaptığından daha çok zarar veriyor. Harekete geçmemek, suçun kendisinden daha büyük bir suçtur.”

Times: Olimpiyatları İstanbul kazanmalıydı

Times gazetesi Olimpiyat Oyunları seçimi öncesi, hafta içi yayımladığı bir başyazıda Olimpiyat Komitesi’nin oyunu İstanbul’dan yana kullanması tavsiyesinde bulunmuş, bir diğer makalede de Olimpiyatların İstanbul’a gelmemesi durumunda bunun Gezi Parkı eylemcilerine karşı bir intikam fırsatı olarak kullanılabileceğini yazmıştı.

Times gazetesinin spor sayfalarında bugün yer alan bir diğer makalede İstanbul’un seçilmemesinden duyulan üzüntü dile getiriliyor.

Yazının imzası, Simon Barnes’e ait. Yazar, Tokyo’yu tebrik ediyor ancak İstanbul’un seçilmemesinden üzüntü duyduğunu yazıyor.

İstanbul’u ‘mükemmel’ bir şehir olarak tanıtan yazar, “Uluslararası Olimpiyat Komitesi için mesele, Japonya’daki radyasyon sızıntılarına karşı Türkiye’deki siyasi karışıklığının yanı sıra, muhalif siyasiler ve gazetecilerin hapse atılması arasında yapılacak bir değerlendirme meselesiydi” diyor ve devam ediyor:

“2008 Olimpiyatlarını Pekin’e verdiklerinde Çin’in insan hakları sicili konusunda bu kadar titiz değillerdi. Ama Çin daha güçlü bir millet o zaman sorun yok, öyle mi?”

Zamanında Çin’e de destek verdiğini belirten Times yazarı Simon Barnes, “Olimpiyat Oyunları’na en çok faydası olacak ülkeyi seçmeyin, Olimpiyatlardan manevi olarak en çok faydalanacak ülkeyi seçin” tavsiyesinde bulunuyor.

Olimpiyatların İstanbul’a ve Türkiye’ye nasıl bir etki yapabileceğini görmek istediğini ifade eden Barnes şu yorumu yapıyor:

“İslamcılar ve laikleri arasındaki gerilim büyük [Orhan Pamuk’un Kar adlı kitabını okuyun] ama Olimpiyat Oyunları, aşırılara biraz hoşgörü getirebilirdi. Hiçbir şey Olimpiyatlar’dan daha kozmopolit değil. 200’den fazla millet 26 farklı spor branşını kucaklıyor ve ayrım olmaksızın her iki cinsiyetin başarılarını da övgülerle kutluyor. İslamcılar, özellikle sonuncusunu ilginç bir deneyim olarak görebilirlerdi.”

Yazar makalesini, komitenin İstanbul’u seçmemesinden duyduğu üzüntüyü dile getirerek noktalıyor.

Olimpiyat seçimlerini sayfalarına taşıyan bir diğer gazete Independent da, Tokyo’nun doping konusunda kirlenmemiş elleri nedeniyle rakipleri Madrid ve İstanbul’un önüne geçtiği görüşünde.

Türk sporcularda doping tespit edilmesine karşılık hiçbir Japon sporcunun doping testinin pozitif çıkmaması ‘güvenli seçenek’ olarak tanımladıkları Tokyo’nun kazanmasındaki en büyük sebep olarak gösteriliyor.

İtalya'da ırkçılık artıyor mu?

Independent gazetesi, artan göçe paralel olarak İtalya’da yükselen ırkçılığa ilişkin bir habere yer veriyor.

Habere göre, İtalyan aileler çocuklarını, okullarında ‘çok fazla göçmenin bulunduğunu’ düşündükleri sınıflardan aldırıyor.

Haberde, İtalya’nın kuzey kenti Bergamo’daki Corti köyünde yedi İtalyan çocuğun ilkokulun birincisi sınıfta, aralarında Afrika, Arnavut ve Romanya kökenli çocukların bulunduğu 14 göçmen öğrenci sayısına nazaran azınlıklıkta kalmalarından ötürü ailelerin çocuklarını okuldan aldığı yazıyor.

Gazete, okulun 57 yaşındaki başöğretmeni Marinella Ducoli Bertoni’nin La Repubblica gazetesine yaptığı şu açıklamayı aktarıyor: “Önce, Noel’i kutlayamayacakları korkusu gibi ufak tefek şeylerle başladı. Belirsizlik yavaş yavaş yayılmaya başladı ve beş yıldır çocukları bizim okulda okuyanlar da fikirlerini değiştirdi.”

İtalya’nın Bergamo kenti göçmen karşıtı Kuzey Birliği partisinin kalesi olsa da, gazete benzer bir tutumun Milan’dan Palermo’ya kadar birçok kentte görüldüğünü ifade ediyor.

İlgili haberler