6 Aralık İngiltere Basın Özeti

Güney Afrika’nın ilk siyah lideri Nelson Mandela’nın ölümü, İngiltere gazetelerinin manşetlerinde tam sayfa fotoğraflarıyla duyuruluyor.

Guardian gazetesi başyazısını ayırdığı Mandela için “Her şeyden önce bir lider” başlığını atıyor ve Güney Afrikalı lider için “Karakteri ve onu uzun süre uzak tutan hayatı, bilgelik ve masumiyetin özgün bir karışımını yarattı” diyor.

Başyazı, Güney Afrikalı apartheid karşıtı politikacı Helen Suzman’ın Mandela’nın yattığı Robben Adası’ndaki hapishaneye 1967’de yaptığı ziyaretle başlıyor. Suzman’a ziyareti sırasında, bir diğer siyasi mahkûm Eddie Daniels, ‘liderleri olarak’ tanıttığı Mandela’yı işaret edip, onunla görüşmesini tavsiye ediyor, fakat Suzman daha sonra hapishane yönetiminin Mandela’yla görüşmemesi için özel bir düzenleme yaptığını öğreniyor. Guardian gazetesi, Suzman’ın görüşmeyi başardığını belirtip şöyle devam ediyor:

“Suzman tavsiyeyi dinledi ve Mandela’nın hücresine doğru gitti, karşısında etkili ve açık konuşan, heybetli bir fiziğe ve doğal bir otoriteye sahip birini gördü. Eddie Daniels haklıydı: Mandela kesinlikle bir liderdi, yalnızca adada bulunan cezaevindekilerin değil aynı zamanda Güney Afrika özgürlük hareketinin lideriydi.”

Mandela’nın Afrika Ulusal Kongresi’nin (ANC) yürüttüğü mücadelenin ‘sembolü’ olduğunu yazan gazete, Mandela’nın liderliği için ‘nesnelden ziyade daha ahlaki tanımlandığını’ belirtiyor ve “gizemini koruyor” yorumunu yapıyor.

Gazetenin başyazısından bazı bölümler şöyle:

“Mandela, hapishanede geçirdiği 27 yıl boyunca aralıksız işlevsel kontrolünü sağlayamıyor veya ANC’nin karar alma mekanizmasına, son dönemlere doğru FW de Klerk’le yaptığı görüşme haricinde düzenli olarak dâhil olamıyordu.”

“Cezaevine gitmeden önce, geçmişi belirgin bir zaferden ziyade cesur bir başarısızlıktı. İlk yıllarında diğerleriyle beraber, siyahların hakları için yasal ve şiddet içermeyen bir mücadelesine hükümet tepkisiz kalarak taş koyuyor, daha ziyade ANC’yi faaliyetlerini gizli yürütmeye itip, parçalanmasına ve suç teşkil etmesine uğraşıyordu.”

Mandela’nın “sivil haklar lideri olarak etkisiz, kısa süreliğine sürdürdüğü gerilla liderliğinde de amatör” olduğu yorumunu yapan Guardian, Güney Afrikalı liderin cezaevinde geçirdiği dönem için “20’nci yüzyılın özgürlükçü liderleri arasında hapishanede itibar kazanan liderlerindendi” diyor.

Bu yorumu da, Mandela ile Hindistan’daki bağımsızlık hareketi öncülerinden ve uzun yıllar hapishanede yatan Cevahirlal Nehru, Birmanya’nın muhalif lideri Aung San Suu Kyi ve PKK lideri Abdullah Öcalan’la kurduğu benzerlikler izliyor.

“Hapishane, Cevahirlal Nehru’nun da gözlemlediği gibi, siyaset için bir nevi mezuniyet sonrası hazırlık gibi olabiliyor. Hindistan Ulusal Kongresi liderleri için kısmen daha iyi koşullarda olduğu için hapishaneler, gözaltına alındıklarında, İngiltere’ye karşı mücadeleleri arasında bir nefes alma fırsatıydı. En yakın benzerlik, ev hapsi döneminde kendi hayatında neredeyse ‘azizelik mertebesine’ ulaşan Aung Sang Suu Kyi ile kurulabilir… Yine de benzer bir hayal kırıklığı da yaratıyor. Kutsanmış kili normal bir siyaset hayatına girdiğinde ve fedakârlıklar, kaçınılmaz olarak da hatalar yaptığında, bir şeyler şüphesiz kayboluyor.”

“Uzaktan bir benzerlik de, kendi ada hapishanesinden de destekçileri üzerindeki olağanüstü bağını koruyan ve hatta şimdi Türkiye hükümetiyle bir anlamda eşit şartlar için müzakereler yürüten Kürt lider Abdullah Öcalan’la kurulabilir.”

“Fakat, Öcalan’ı kült benzeri takip eden yandaşları Manela’nın şablonuna uymuyor. Öcalan korkulan ve tapılan biri; Mandela ise saygı duyulan, sevilen biriydi. Mandela’nın liderliğindeki sır, karakteri ve onu uzun bir dönem sahnelerden uzak tutan hayatının, bilgelik ve masumiyetin oluşturduğu özgün karışımda gizli.”

Mandela’nın masumiyetinin “hapishane yıllarının sonucu” olduğunu yazan gazete, Güney Afrikalı liderin siyasete daha farklı bir hayat anlayışıyla girdiği görüşünde.

“Şehir savaşları döneminde hareketi lekeleyen şiddetten uzaklaşmıştı. Mahkûmların olduğu küçük topluluktaki kendi hayat deneyimi, ahlaki değerleri ve umudu korumakla sınırlanmıştı. Tüm bunlar sonunda, onu zaten kişilik olarak da meyilli olduğu bir göreve, uzlaşıya hazırlamak içindi.”

Times gazetesi de Mandela’ya ayırdığı başyazısını “Gerçek Kahramanlık” başlığıyla veriyor.

Gazete Mandela için şu yorumu yapıyor:

“Mandela, korkunç zulüm altındaki 40 milyon Afrikalıya özgürlük verebilirdi, ama her bir kıtadaki geniş kuşaklara halkının mücadelesini kendi mücadeleleri gibi benimsemeleri için ilham da olabilirdi. Bu anlamda dünyayı daha küçük bir yer haline getirdi. Aynı zamanda, mümkün olabileceklerle ilgili bakışını da genişletti.”

“Beyazların üstünlüğündeki silahlı kuvvetlere başkaldıran, mahkûmlarla arkadaş olan ve düşen uçakta bile yüzünde sakinlik maskesi taşıyabilecek kararlı bir cesaret adamı, nefes kesici bir yüce gönüllü bir adamdı.”

“’Cesaret, korkunun eksikliği değil, bunun üstesinden gelebilme kararlılığı’ derdi. Korkuyu aştı, Apartheid rejimini de.”

Independent gazetesi de Mandela’nın ölümüne geniş yer ayırıyor.

Farklı açılardan Mandela dönemini ele alan gazetede Daniel Howden imzalı bir analizde de “neden Afrikalı liderlerin Mandela’nın yolundan gidemediği” sorusuna yanıt arıyor.

Yazar şu yorumu yapıyor:

“Kıtanın büyük bir kısmı, yerel ve koloni dönemi sonrası elitlerin kendilerini kalıcı olarak halkın diğer kesiminden ayıracak bir zenginliğe sahip olacakları, farklı bir apartheid dönemine giriyordu. Onlar hiçbir zaman Mandela’nın auzlaşı, alçak gönüllülük ve çoğulculuk mesajına kulak asmadı.”

'Hollande Doktrini'

Guardian gazetesinde öne çıkan haber arasında Fransa’nın Orta Afrika Cumhuriyet’ine ek asker gönderme hazırlığına ilişkin gelişmeler de var.

Gazetede, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’ın sivilleri koruma amacıyla Orta Afrika Cumhuriyeti’ne askeri harekat başlatacakları yönündeki açıklamanın üstüne BM Güvenlik Konseyi’nin de onay verdiğini hatırlatıyor.

Bu gelişmeleri değerlendiren gazetenin deneyimli ismi Simon Tisdall da şu yorumu yapıyor:

“Fransa’nın Orta Afrika Cumhuriyeti’nde tırmanan askeri müdahalesi, ‘Hollande doktrini’ olarak ifade edilebilecek bir uygulamayı gösteriyor: uluslararası yetkiye ve yerel onaya dayalı, kendi düşünen yumuşak formda bir askeri müdahalecilik. Özetle François Hollande, diğer halkların ülkelerini işgal etmek için yeni bir formül buldu: bunu kibarca yapmak…”

“Hollande doktrini, özellikle kanun ve nizamın işlemediği devletlere insani güvenlik desteği sağlamayı amaçlıyor. İkincisi, yalnızca BM desteğiyle veya rızasıyla faaliyete geçiyor, tercihen Afrika Birliği’nin de desteğini alıyor. Üçüncü olarak da, çoğu batı değerleri ve çıkarlarını paylaşan yerel grupların da ön onayını almak istiyor.”

“Bu yeni yaklaşım, işler korkunç bir şekilde kötü gitmez ise Hollande ve Fransa için uzun dönemde kazançlar vadediyor. Hollande’ın da itiraf ettiği gibi, hiçbir operasyon risksiz değildir.”

Daily Telegraph gazetesi, de Fransa’nın Orta Afrika Cumhuriyeti’ne harekâta hazırlandığı haberine yer vermiş.

Gazete, Fransa’ya, İngiltere’nin de askeri destekte bulunabileceği iddiasını aktarıyor:

“İngiltere dün gece, BM’nin de Orta Afrika Cumhuriyeti’nde dini savaşın soykırıma dönüşmesine engel olma amacıyla birliklerin artırılmasına onay vermesinden sonra giderek büyüyen uluslararası askeri koalisyona katılmak içni görüşmelerde bulundu.”

“Fransız savunma kaynakları, İngiltere’nin, daha çok Fransız askerleri ile malzemelerin ülkeye gönderilmesinde kullanılmak üzere, askeri taşıma uçakları göndermeyi teklif ettiğini söyledi.”

Brezilya'da 'toplum temizliği'

Guardian gazetesinde yer alan bir diğer haberde, Dünya Kupası ve Olimpiyatlara ev sahipliği yapmaya hazırlanan Brezilya’da “yetkililere yöneltilen gecekondu semtleri olarak bilinen favelalardaki halkı göçe zorladıkları ve ‘toplum temizliği’ peşinde oldukları” suçlamaları var.

Rio’da şehir merkezlerindeki favelalarda yaşayan on binlerce kişi, ‘toplum temizliği’ olarak adlandırdıkları süreçte şehir merkezinden, şehir dışına taşınmaya zorlandıklarını söylüyor.

Halk, yetkilileri de Dünya Kupası’nı ve Olimpiyatları da ‘toplum temizliği’ için bahane olarak kullanmakla suçluyor.

Guardian’ın haberi şöyle devam ediyor:

“Dünyanın en önemli iki spor etkinliğine hazırlanan kentte, yol yapımı, stat yenilenmesi, Olimpiyat köyü, limanın yenilenmesi ve diğer projelerin ilan edilmesi veya hızlandırılması nedeniyle en az 19 bin aile yerinden edildi.”

“Pekin, Londra ve Güney Afrika’da da bu mega etkinliklerde olduğu gibi hükümet, bu programların kentin modernleşmesi için gerekli olduğunu söylüyor.”

'Kemer sıkma aşırı sağı güçlendiriyor'

Times gazetesinde İspanya’da ‘kemer sıkma politikalarının ülkede aşırı sağı tetiklediğine’ ilişkin bir haber var.

Gazetenin üst düzey İspanyol polis istihbarat yetkilisine dayandırdığı habere göre “Aşı sağ gruplar, işsizler arasında yayılan öfkeden faydalanıp Avrupa çapındaki sağlı gruplarla bağlantı kurup şiddete teşvik ediyor.”

Times, yeni kurulan aşırı sağcı grupların üye sayılarını artırmak için, özellikle siyasete inancını yitirmiş işçi ve orta sınıfa hitaben popülist mesajlar verdiğini yazıyor.

Haberde yer alan bazı ifadeler şöyle:

“Ülkedeki küçük aşırı sağ grupların oluşturduğu Alianza Nacional, Fransa’da Marine Le Pen’in Ulusal Cephe’si, Yunanstan’da Altın Şafak ve İtalya ile Portekiz’deki diğer gruplarla bağlantı kurdu.”

Times, yetkililerin aşırı sağ grupların özellikle göçmenleri hedef alan saldırılar düzenlemelerinden endişe ettiklerini aktarıyor.

İlgili haberler