11 Nisan İngiltere Basın Özeti

Telif hakkı BBC World Service

İngiltere gazetelerinde, Suriye'deki kimyasal saldırı iddialarıyla ilgili tartışmalar ve Hindistan'daki seçimin favorisi Narendra Modi aleyhindeki haberler ön planda.

Suriye'de yeni 'kimyasal saldırı' iddiaları

Times gazetesi, İngiltere ve ABD'nin, Suriye'de yeni kimyasal saldırı iddialarının üzerine gittiğini yazıyor.

Gazeteye göre, İngiliz Dışişleri Bakanlığı 27 Mart'ta Harasta'ta, 13 Ocak'ta Deraya'da ve bu ay Adra ile Cubar'da kimyasal saldırılar gerçekleştiği iddialarının soruşturuyor.

Suriyeli muhalifler de, alınan örneklerin Türkiye ve Ürdün hükümetlerine teslim edildiğini söylüyor.

İsrailli yetkililer ise Harasta'da "öldürmeyen fakat etkisiz hale getiren" bir kimyasal maddenin kullanıldığına inanıyor.

Ancak Suriye Ulusal Koalisyonu, saldırıda 3 kişinin öldüğünü, 25'ten fazla kişinin yaralandığını iddia ediyor.

Diğer yandan, Suriye hükümetinin 25 Mart günü, "teröristler" dediği isyancıların Cubar bölgesinde, suçu hükümete atmak için zehirli gaz saldırısı düzenleyeceğini duyurduğu hatırlatılıyor.

Türkiye ve sarin saldırısı

Independent yazarı Robert Fisk de, Türkiye devletinin, Suriye'de geçen yaz sivillere karşı kimyasal silah kullanmasıyla bağlantılı olduğu iddiasını irdeliyor.

Makalenin giriş paragrafında şu ifadeler kullanılıyor:

"Recep Tayyip Erdoğan, [ABD Başkanı] Barack Obama'nın en sevgili müttefiklerinden biriydi. Dindar ama laik, güçlü ama demokratik, bağımsız ama güvenilir bir NATO kankası; tam da Beyaz Saray ve Pentagon'un, Osmanlı imparatorluğunun Arap kısmında kılavuzluk için güvenebilecekleri bir adamdı. Ayrıca, Suriye'deki nefret edilen Beşar Esad'ı devirebilecek isyancılar için bir kanaldı."

Robert Fisk, ABD'deki bazı düşünce kuruluşu uzmanlarının Arap dünyası için "rol modeli" gösterdiği Türkiye hakkında; Kürtlerin haklarının çiğnendiği, 1915'te on binlerce Ermeni'nin öldüğü olayların 'soykırım' olduğunu reddettiği, 2007'de öldürülen Ermeni gazeteci Hrant Dink'i öldürenlerin yargılamasının raydan çıkarıldığı gibi iddialar olduğunu sıralıyor.

Fisk şöyle devam ediyor:

"Erdoğan geçen yıl Gezi Parkı göstericilerini ezmesi için polisi gönderdi; partisinin ve akrabalarının yolsuzluğa bulaştığı iddia edilince çıldırdı ve yüzlerce polis ve güvenlik yetkilisini kovdu veya yerinden etti. Kaçınılmaz şekilde kazandığı yerel seçimlerden önce 'sosyal medyayı' yok edeceğini söyledi -anlaşılan yeni 'teröristler' Facebook ve YouTube'du- ve Türkiye'nin daima yumuşak başlı basınına Saddam Hüseyin'in söylemiş olabileceği türden kelimelerle tehditler savurdu. Anlaşıldı ki Türkiye'nin yapabileceği tek rol modellik, yine Türkiye için rol modelliğiydi."

Fisk, "Öyleyse başka bir Orta Doğulu 'güçlü adam' adi (ve tehlikeli) bir diktatöre mi dönüştü? Veya muhafazakâr, aklı başında bir demokrat birden gerçek rengini mi gösterdi?" sorusunu sorduktan sonra, Erdoğan'ın "Arap uyanışı" sırasında devrimcileri desteklediğini hatırlatarak şöyle diyor: "Kim eski Osmanlı bayrağının -veya şimdiki Türk versiyonunun- bir ked daha Gazze ve Mısır'daki Arap evlerinin üzerinde gururla dalgalanacağına inanırdı?"

Suriye rejiminin, geçen Ağustos ayında Şam'ın Guta semtinde onlarca sivilin ölümüne yol açan kimyasal silahın Türkiye üzerinden getirildiği ve saldırının amacının Batının stratejik silahlarını Suriye hükümetine çevirmesi olduğu iddiasını hatırlatan Fisk şu ifadeleri kullanıyor:

"Independent Suriye'deki saldırıları soruşturduğunda Rus kaynaklar, kimyasalların Esad'a satılmadığını belirtti. Bunlar Moskova tarafından Libya'daki eski Kaddafi rejimine satılan stoklardan geliyordu."

"Suriye ordusu subayları ve Esad'a yakın bir isim de, ABD ve müttefikleri gaz saldırısı nedeniyle rejimi suçlamakta ısrar edince bana, sarin gazının Türkiye'nin bir bölümünden Suriye'nin kuzeyindeki isyancılara taşındığına ilişkin resmi kanıta kulak asılmamasından şikayet ediyordu. Sürekli olarak, Türkiye'nin güneyinden, yerel polis tarafından sarin olarak tanımlanan kimyasal madde taşımakla suçlanan 10 El Nusra adamı hakkındaki 130 sayfalık Türk iddianamesine atıf yapıyorlardı. Doğru söylüyorlardı. Grubun elebaşı Haytam Kassab, Türk savcısının 25 yıl hapis cezası istediği mahkemeye çıkarıldı ve daha sonra 'yargılanmak üzere' serbest bırakıldı. Hepsi ortadan kaybolurken, Türkiye'nin Moskova büyükelçisi tutuklamaları gözardı ederek -neredeyse Saddamvari bir kanaatle- 'sarin'in 'antifriz' olduğunu iddia edecekti."

Robert Fisk, aynı yöndeki iddiaları makalesinde dile getiren ve eski arkadaşı olan Seymour Hersh'in adı belirsiz "yetkilileri" ve "uzmanları" kaynak olarak belirtmesine serzenişte bulunuyor.

Buna karşın, Hersh'in dile getirdiği, Guta'da kullanılan materyallerin bir İngiliz laboratuvarında incelenmesinin ardından ABD ve İngiltere yönetimlerinin, kimyasal malzemenin Suriye ordusunun cephaneliğinden çıkmadığına inandığı iddiasına atıf yapıyor Fisk.

İngiliz gazetecinin bu konudaki yorumu şöyle:

"Hersh'e göre Erdoğan, Amerikalıların Libya'dan Türkiye üzerinden Suriyeli isyancılara silah nakli için 'gizli hat' kurmasına izin vermişti - Sovyetler Birliği'nden Libya'ya sarin nakledilmesi gibi. Hersh, Guta saldırısının meydana gelmesinden sonraki aylar boyunca bu 'gizli hattın' devam ettiğini söylüyor. Aynı zamanda, Türklerin İran ile altın ticareti yapmasına verilen iznin; milyarlarca dolarlık rüşvet parasını, aynı zamanda Erdoğan etrafındaki üst düzey isimlerin eline geçtiği ortaya çıkan yolsuzluk parasını yaratan kârlı girişim."

"Bir Türk gazeteci geçen hafta İstanbul'da bana, Erdoğan'ın -zaten bilinen- çılgınlığının, Şam'daki Guta sarin saldırısının Obama'yı Esad rejimine saldırmaya sevk etmesi beklenirken sonunda öyle olmaması üzerine, gaddarlık düzeyine çıktığını ısrarla anlattı. Eğer Amerikan bombardımanı gerçekleşseydi Türkiye yeni Suriye'de mevki sahibi olacak, bu kadim ülke farz edilen, geniş, Osmanlı tarzı imparatorluğun parçası haline gelebilecekti. Bu işleri çok ileriye götürmek olur."

Erdoğan'da "siyasi megalomani izleri" olduğunu söyleyen Fisk, yine Hersh'e atıfla, ABD Başkanı Barack Obama'nın Beyaz Saray'daki yemekte MİT Müsteşarı Hakan Fidan'a "Suriye'deki radikallerle ne yaptığını biliyoruz" dediği iddiasını aktararak makalesini şöyle noktalıyor:

"Türkiye'nin Suriye savaşına karışması, Amerikalılar ne yaparsa yapsın sürecek. Obama isyancıların hem güvenilmez, hem tehlikeli, hem de mağlup durumda olduğuna inanıyor. Fakat YouTube'da yer alınca -ki yasaklandı- Erdoğan'ı çok öfkelendiren bantlardan biri, Türk yetkililerin Suriye'ye kendi saldırılarına bahane ararkenki konuşmalarını aktarıyordu. 'Üzerinde oynanmış' diye haykırdı Türk hükümeti. Hiç kuşkusuz."

Modi evliymiş

Hindistan'da haftalar sürmesi beklenen genel seçimler sonunda Başbakanlık koltuğuna oturması beklenen Narendra Modi'nin aslında evli olduğu ve 45 yıldır eşiyle görüşmediği, hemen tüm İngiliz gazetelerinde haber konusu.

Sağcı liderin partisi ve yakınları, evliliğin aile zoruyla olduğunu ve Modi'nin kendisini ülkesine adadığını söylüyor.

Modi'nin geçenlerdeki bir demecinde, "Ailesel hiçbir bağım yok. Yolsuzluk yapıp kime fayda sağlamaya çalışacağım?" diyerek kendisini savunduğu aktarılıyor Daily Telegraph'ta.

Eşi Somabhai Damodardas ise 3 yıllık evliliklerinde sadece 3 ay birlikte olduklarını söylemiş.

Guardian gazetesinde ortak mektup yayımlayan ve aralarında yazar Salman Rushdie ile heykeltraş Anish Kapoor'un olduğu çok sayıda aydın ve politikacı, Hindu milliyetçisinin kazanmasının Hindistan'ın yararına olmayacağını öne sürüyor.

Mektupta, Modi'nin Müslümanlar başta olmak üzere Hindistan'daki azınlıklara yaklaşımı eleştirilerek, laiklik ve çoğulculuk ilkelerinin korunması çağrısı yapılıyor.

Afgan seçiminin favorisi

Financial Times, Afganistan'daki Devlet Başkanlığı seçiminin 3 favori isminden biri olan Eşref Gani Ahmedzai ile yapılan mülakatı yayımlıyor.

Eski Dünya Bankası çalışanı ve Afganistan Maliye Bakanı, kendisini efsanevi İngiliz Başbakan Winston Churchill'e benzeterek, tüm tecrübelerini yeni görevi için edindiğini düşündüğünü söylüyor.

İlgili haberler