19 Ocak İngiltere basın özeti

Telif hakkı BBC World Service

İngiliz Financial Times gazetesi bugünkü başyazılarından birini Türkiye'ye ayırmış. Gazete, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yönetiminde Türkiye'nin Batı ile bağlarının koptuğunu yazıyor. Financial Times Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tavrını "değişken, otoriter ve hesaplı" olarak nitelendiriyor.

Financial Times'ın başyazısı şu tespitle başlıyor:

"Türkiye, Recep Tayyip Erdoğan'ın seçimle tasdik edilmiş yönetiminde birçok insanı için giderek daha da gerçeküstü, NATO ve AB'deki müttefikleri için de giderek daha güvenilmez bir ortak oluyor."

Yazıda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yazın yapılacak genel seçimleri kazanarak üst üste 10. kez sandıktan galip çıkmaya odaklandığı belirtiliyor. Ancak Financial Times'a göre diğer her şeyi gölgede bırakan bu hedef, zaman zaman hem rahatsız edici hem de tuhaf bazı tabloların ortaya çıkmasına neden olabiliyor.

Gazete bu noktada hükümetin, MİT'in geçen yıl Suriye'deki isyancılara silah gönderdiğini kanıtladığı iddia edilen belgeler hakkındaki haberlere mahkeme kararı ile yayın yasağı getirdiğini hatırlatıyor. Bu silahlardan bazılarının El Kaide ile bağlantılı Nusra Cephesi'nin eline geçmiş olabileceği belirtiliyor.

ABD ve Avrupalı güçlerin Beşar Esad rejimini devirmek için büyük oranda Körfez ülkelerini ve Türkiye'yi kullandıklarını, şimdi ise bunun geri tepebileceğini yazmış Financial Times ve eklemiş:

"Türkiye'nin IŞİD'e karşı sağlam bir politika benimseyememesi, örneğin üslerini koalisyonun savaş uçaklarına kullandırmaması, da başka bir konu. Sayın Erdoğan, IŞİD'in Türkiye'ye misillemede bulunmasından kaçınmak istiyor. Ona göre IŞİD ve Nusra Cephesi üç düşmanla savaşıyor: Bağdat'tan Beyrut'a uzanan ve İran'ın desteklediği Şii ekseni, Ankara'yla 30 yıldır mücadele eden PKK ile müttefik Suriyeli Kürt direnişçiler ve Esad rejimi. Ancak Sayın Erdoğan ve onun kendi eliyle Başbakan seçtiği halefi Ahmet Davutoğlu, sorumlusu oldukları başarısız dış politikayı sürdürüyor."

"Alev alev yanan ise sadece Erdoğan ve Davutoğlu'nun, Müslüman Kardeşler gibi müttefikler aracılığıyla Arap dünyasının liderliğini yeniden ele almaya yönelik yeni Osmanlıcı fantazileri değil. Sayın Erdoğan'ın Vladimir Putin'e hayran olduğu apaçık ortada. Kendisi Rusya'nın Ukrayna'da ilerleyişi hakkında fazla bir şey söylemedi ancak belirli aralıklarla Türkiye'nin AB yerine Şanghay İşbirliği Örgütü'ne katılması gerektiğini belirtiyor ve NATO'daki müttefiklerine verip veriştiriyor. Burada sadece ne yaptığı değil, bunu nasıl yaptığı da önemli."

Financial Times bu noktada Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Kasım ayında Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nun maliyeti bir skandala dönüşmek üzereyken, Amerika'yı Kolomb'dan 300 yıl önce Müslümanların keşfettiğini söyleyip, gündemi değiştirdiğini yazmış.

Gazete başyazısını şöyle noktalamış:

"Benzer şekilde Erdoğan'ın son olarak sarayda kendisini ziyaret eden yabancı konukları eski imparatorluklardan Türk savaşçılar şeklinde giyinmiş 16 askerle karşılaması da, hicvin ötesinde bir durum. Ancak Erdoğan bu durumda da ciddiyetini koruyabilir çünkü burada konu saray değil. Ve Türkiye'de bunalıma girip Twitter ortamında bu tabloyu aşağılayan büyük şehirde yaşayan kesimin aksine, Erdoğan'ın destekçileri haberleri pasif televizyon kanallarından alıyor. Erdoğan'ın odak noktası iç politikaya yönelik ve taktiksel olsa da, bu değişken ve otoriter davranış Batı'yı, Sayın Erdoğan'ın Türkiyesi ile ittifakını yeniden düşünmeye itebilir. Nihayetinde ise Osmanlı gaflı bir pandomim şov da olsa, simgeciliğin dahi bir özünün olması gerekir."

'Oğlumu IŞİD'den nasıl geri aldım?'

Independent gazetesinin ilk sayfasında yer alan bir haberin başlığı ise "Oğlumu IŞİD'den nasıl geri aldım?". Haber gazetenin deyimiyle, "Kaçak bir cihatçının ve onu kurtaran annenin öyküsü".

Zack Adesina ve Vivek Chaudhary BBC için, Türkiye'ye giden ve Suriye'deki oğlunu Britanya'ya geri getiren Linda adlı bir anneyle görüşmüş.

Soyadının açıklanmasını istemeyen Linda 45 yaşında. Londra'nın kuzeyinde yaşıyor. 21 yaşındaki oğlu James ile birlikte iki yıl önce Müslüman olmuş. James, Ekim 2013'te Londra'dan ayrılarak Suriye'ye gitmiş. Türkiye-Suriye sınırına yaptığı yolculuk sonrası oğlunu Şubat ayında geri getirmiş.

Anne-oğul aylarca birbirleriyle haberleşememişler. Linda, oğlunun sonunda kendisi ile telefonla temas kurup ülkesine dönmek istediğini, bunun üzerine önce Adana'ya gittiğini, daha sonra da iPhone'unu kullanarak James'i Türkiye-Suriye sınırında yönlendirdiğini anlatıyor.

BBC'nin üç ay önce temas kurduğu Linda ilk kez adının açıklanmasını ve fotoğrafının çekilmesini kabul etmiş. Oğlu James'in yüzü ise yasal nedenlerle gösterilemiyor.

Linda James'in Suriye'de yaralandığını ve hala yaşadıklarını tam olarak anlatamadığını söylüyor. Bu durumun travma sonrası stres bozukluğundan kaynaklanıyor olabileceğini belirtiyor.

Oğlu ile ilgili olarak "Cihatçı oğlum Suriye'den zihinsel açıdan yaralı döndü. Şimdi ise onu görmezden geliyorlar" diyor Linda ve ekliyor:

"Beni endişelendiren ise oğlum değil. Çünkü o tehlikeli değil, terörizmi reddediyor. Beni endişelendiren genel durum. Geri dönen ve benimki onları destekleyen bir anneye sahip olmayanlar...İşte beni onlar kaygılandırıyor."

Britanya'ya dönmelerinin ardından kendilerine hiçbir şekilde destek verilmediğini vurgulayan Linda umutsuz. Britanya hükümetini, ülkede Paris'tekine benzer saldırılar düzenlenebileceği yolunda uyarıyor. Bu duruma gerekçe olarak ise hükümetin ülkeye geri dönen radikal eğilimli kişileri rehabilite etmekte başarısız olmasını gösteriyor.

"Bu sorunu görmezden gelmek, hiçbir şeyi daha iyi yapmayacak" diyen Linda'ya göre Suriye'den dönen cihatçılar, yaşadıkları deneyim yüzünden "yürüyen birer saatli bombalar".

Independent'taki haberde, yaklaşık 300 kadar cihatçının Suriye'den Britanya'ya döndüğü ve İngiliz İç İstihbarat Servisi MI5'ın bu kişilerin ulusal güvenlik için en büyük tehdidi oluşturduklarını öne sürdüğü belirtiliyor.

Linda ve James'in öyküsünin anlatıldığı "Inside Out London" adlı program ise bu akşam BBC Televizyonu'nun birinci kanalında yayımlanacak.

Oxfam'dan gelir eşitsizliği uyarısı

Guardian gazetesinin bugünkü manşeti, "Dünyanın servetinin yarısını yüzde 1'lik bir kesim kontrol ediyor".

Gazetenin manşetine taşıdığı tespit, İngiliz yardım kuruluşu Oxfam'ın İsviçre'nin Davos kentinde bu hafta yapılacak olan Dünya Ekonomik Forumu öncesi sonuçlarını yayımladığı araştırmasında yer alıyor.

Oxfam, dünyanın en zengin 80 kişisinin servetinin, yaklaşık üç buçuk milyar kişinin servetine eş olduğunda dikkat çekmiş.

İngiliz yardım gelir eşitsizliğinin giderek arttığı uyarısında da bulunuyor.

Oxfam'a göre mevcut trendin sürmesi halinde 2016'ya dek, en zengin yüzde 1'lik kesimin kontrol ettiği servet yüzde 50'yi de aşmış olacak.

'Pediga vampirini öldürmeliyiz'

Guardian yazarı Timothy Garton Ash, "Avrupa'nın ortasında bir vampir ve onu öldürmeliyiz" demiş bugünkü yazısında. Ash'in vampire benzettiği, Pegida (Batı'nın İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar) hareketi.

Ash Almanya'da ve Fransa'da Müslümanlara şüpheyle bakanların sayısının arttığını, ölümcül bir sarmala girilmesi tehlikesinin de aşikar olduğunu söylüyor.

Guardian yazarı, büyük Fransız tarihçi Ernest Renan'ın ulusun varlığının her gün tekrarlanan bir plebisite bağlı olduğunu söylediğini hatırlatmış.

Ash'e göre, bu plebisiti her gün kazanmanın ve Pegida adlı vampiri uğurlamanın yolu da, Müslüman olmayan Avrupalıların Müslüman Avrupalılara onları asla dışlamadıkları sinyalini vermesinden geçiyor.

Potami lideri: Avrupa acımızı hafifletmeli

Times gazetesinde ise bugün Pazar günü erken genel seçim yapılacak Yunanistan'ın hızla yükselen sol partisi Potami'nin lideri Stavros Theodorakis ile yapılmış bir mülakat var.

Gazete Theodorakis'i "Yunanistan'da iktidara kimin geleceğini belirleyecek kişi" olarak nitelendiriyor. Son kamuoyu araştırmalarına göre üçüncü sırada görünen Potami lideri ise "Avrupa acımızı hafifletmeli" diyor.

Theodorakis, Brüksel'in Yunan seçmeni dinlemek zorunda olduğunu, kemer sıkma önlemlerinin hafifletilmesi gerektiğini, ülkesinin borçlarının ertelenmesinin de müzakere edilmesi gerektiğini söylemiş.

Potami lideri sözlerini şöyle noktalamış:

"Syriza ile (Radikal Sol Koalisyon) bir koalisyon hükümeti kurmak için anlaşsak bile, ülkenin tüm siyasi güçleri bir araya gelmeli. Krizden çıkmak için ulus olarak birlikte hareket etmemiz gerekir."

İranlı futbolculara selfie yasağı

Daily Telegraph gazetesinin iç sayfalarındaki bir haberin başlığı ise "İran, futbolcuları kadın taraftarlarla 'selfieler' çektirmemeleri yolunda uyardı".

İram milli futbol takımı halen Avustralya'daki Asya Kupası'nda mücadele ediyor ve takımın maçlarını bu ülkeye göç etmiş çok dayıda İranlı da izliyor.

İranlı futbolcuların yazın ortasındaki Avustralya'da İranlı bazı kadın taraftarlarla çektirdikleri "selfieler", İran Futbol Federasyonu'nun hoşuna gitmemiş.

Daily Telegraph, Federasyonun Disiplin Komitesi Başkanı Ali Ekber Muhammedzade'nin, futbolcuların kadın taraftarlarla selfie çekmelerine izin verilmediği yolunda uyardığını belirtiyor. Muhammedzade uyarının gerekçesini ise şöyle açıklamış:

"Kadınlar bu fotoğrafları daha sonra ülkemize karşı siyasi bir fidye talep etmek için ya da oyuncularımıza cinsel taciz davası açmak için kullanabilirler. Eğer oyuncular net talimatlarımıza uymayı reddederlerse, onlara karşı gerekeni yapmak dışında bir seçeneğimiz kalmaz."

İlgili haberler