DERGİ - Metroda biyolojik silah dedektifleri ne araştırıyor?

Amerikan metrosunda yolcuların gözü önünde biyolojik silahla terör saldırısı araştırması yapıldı.

New York City’de yeraltı metrosunda her tren geçişinde 100 yıllık dev tünel sisteminde bir hava esintisi olur. Bu esinti tünelin içinde birçok parçacık da sürükler ve bunlar etraftaki düz yüzeylere konar.

Geçen Mayıs’ta ABD İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) beş gün boyunca büyük bir deney yaptı. Bu parçacıkların zararsız toz değil de şarbon gibi daha tehlikeli biyolojik maddeler olması halinde neler yaşanabileceği gerekli önlemlerin nasıl alınacağı tespit edilmeye çalışılıyor. Bunlar ne şekilde, nerelere yayılır ve nereye konar?

“New York ABD’deki en büyük metro sistemi. Hafta içi ortalama 5,5 milyon kişi kullanıyor metroyu. Çok karmaşık, dev bir ağ ve düşmanlarımızın hedef listesinde başta geliyor” diyor bu çalışmayı yürüten bilim insanı Don Bansleben.

“Trenler tünel içinde hareket ederken piston işlevi görüyor. Önlerindeki maddeyi itiyor, gerisindekileri ise ardından çekip götürüyor. Bu madde her tarafa yayılıyor. Yoğun zamanlarda 4 bin vagon çalışıyor bu metroda.”

Bu araştırmada DHS’den 115 kişi ile ABD Çevre Bakanlığı ve yedi Amerikan laboratuvarından personel 55 tren istasyonu ile 10 farklı trende konumlandı. Hava kompresörleri kullanarak 20 dakika boyunca her dakika havaya bir gramlık zararsız bir şarbon benzeri sprey sıkıldı. Bu sırada metro sistemi normal işlemeye devam ediyordu.

Metrolar kolay hedef

Güvenlik önlemlerinin düşük, yolcu sayısının fazla olması nedeniyle metrolar biyolojik silahlar bakımından kolay hedef görülüyor. Daha önce gaz içeren bu tür çalışmalar yapılmış olsa da, şarbon gibi toz halindeki biyolojik maddelerle yapılan ilk geniş kapsamlı çalışmaydı bu.

DNATrax adı verilen şarbon benzeri madde DHS gözetimi altında özel olarak hazırlanıyor ve buğday ve mısır nişastasından yapılıyor. Şarbon tozları 10 mikron büyüklüğünde. Fakat deney için 2 mikron ve 5 mikron büyüklükte toz parçacıkları üretildi. Daha sonra her parçacığa kısa DNA zincirleri eklendi. Bunlar mikroskobik deniz canlılarından alınmaydı ve metro sisteminde normalde rastlanmayacak bu maddeler minik barkod işlevi görüyordu.

Beş gün boyunca her gün farklı bir barkod metro sistemine bırakıldı. Bu yolla havanın ne şekilde aktığı anlaşılmaya çalışıldı. Bu maddeler bir yerde toplanıp yeniden havaya nasıl karışıyor sorusuna cevap arandı.

Nerelere taşınıyor?

DNATrax havaya karıştıktan sonra metro sisteminin farklı bölgelerinde tutulan filtreli cihazlardan numuneler alındı. İstasyon çevresine yerleştirilen alüminyum levhalarda toplanan tozlar incelendi. Ayrıca pamuk, yün, naylon gibi farklı kumaşlar taşıyan görevliler, ellerindeki test aletleriyle istasyonda dolaştı.

“İnsanların bu maddelere ne ölçüde maruz kaldığını anlamak istedik” diyordu Bansleben. “İnsanlar farkında olmadan bir toz bulutuna girip istasyondan çıktıktan sonra evlerinde ailelerine bulaştırma riski taşıyacak şekilde bu tozların bedenlerine nasıl tutunduğunu deneyerek görmeye çalıştık.”

DHS farklı yüzeylerden, giysi ve filtrelerden binlerce örnek topladı. Bunlar laboratuvarlarda incelenip her örnekteki DNA’ya bakılarak DNATrax’ın nasıl bir dağılım gösterdiği tespit edilecek.

Elde edilen bulgular New York City’deki acil müdahale birimlerine sunulacak. Ancak bu verilere sadece resmi yetkililer ulaşabilecek, kötüye kullanılma ihtimaline karşı kamuoyuyla paylaşılmayacak. Bu bilgiler resmi kurumların saldırı sonrası temizlik planları geliştirmesine de yardımcı olacak.

İlgili haberler