Brezilya ve Meksika siyaseti Latin Amerika'ya nasıl yön verecek?

Meksika ve Brezilya Telif hakkı Getty Images

Latin Amerika, içinden geçtiğimiz dönemde siyasi alt üst oluşların en derin yaşandığı bölgelerden.

Venezuela'daki ekonomik krizin yansımaları, siyasi olarak bütün dünyayı etkiliyor. Bölgenin iki büyük ekonomisi olan Brezilya ve Meksika'da yaşanan iktidar değişiklikleri ise Latin Amerika siyasetinin ne yöne gittiği sorusunu ortaya çıkarıyor.

Brezilya'da geçen ayki başkanlık seçimleri, Güney Amerika'nın hem nüfus hem de ekonomik açıdan en büyük ülkesi olması dolayısıyla bölge siyaseti açısından büyük bir önem taşıyordu.

Dünyanın da en büyük 8. ekonomisi olan Brezilya'da seçimleri eski asker olan aşırı sağcı Jair Bolsonaro kazandı.

Seçimlerden önce kadın karşıtı, ırkçı ve cinsiyetçi sözlerine karşı düzenlenen çok sayıda protesto, Bolsonaro'nun zafer ilan etmesine engel olamadı.

Başkanlık koltuğuna 2019 başında oturacak olan Bolsonaro'nun bölge politikası açısından öne çıkan bir diğer özelliği ise ABD Başkanı Donald Trump'a beslediği sempati.

Telif hakkı Getty Images
Image caption Bolsonaro karşıtı düzenlenen bir öğrenci protestosu

Başkan olduktan sonra ilk yurt dışı seyahatlerinden birini ABD'ye gerçekleştireceğini söyleyen Bolsonaro, kampanyası sırasında düzenlediği bir mitingde, "Trump'ın güney yarı kürede bir dostu olduğuna emin olabilirsiniz. Trump benim örnek aldığım biri, birçok açıdan Brezilya için de öyle" demişti.

Brezilya'dan sonra bölgenin ikinci en büyük ekonomisi olan Meksika'da yazın yapılan başkanlık seçimleri ise solun adayı Andrés Manuel López Obrador'un zaferiyle sonuçlanmıştı.

Obrador, 1 Aralık'ta düzenlenen törenle başkanlık koltuğuna oturdu.

Her ne kadar bu iki lider, siyasi yelpazenin iki ucunda da yer alsa, analistler tarafından popülist olmaları ve merkez siyasetten uzak bir dile sahip olmaları açısından benzer bulunuyor.

Popülizm nedir?

"Toplumu 'halkın kendisi' ve 'yozlaşmış elitler' olarak iki zıt homojen gruba ayıran ve politikanın halkın isteklerini temel alması gerektiğini düşünen, merkezi zayıf bir ideoloji."

ABD'deki Georgia Üniversitesi'nden Profesör Cas Mudde

Yıllara yayılan tarihi bağlar bir yana, bir dönem "ABD'nin arka bahçesi" olarak tanımlanan Orta ve Güney Amerika siyasetinde kuzey komşusuyla ilişkileri büyük rol oynuyor.

Trump'ın kampanyasının ilk gününden beri sınırına duvar öreceğini söylediği ve ticari ilişkilerini gözden geçirdiği Meksika için ABD'nin izlediği dış politika, daha da büyük bir önem taşıyor.

Telif hakkı Getty Images
Image caption Obrador, Meksika'nın başkanlık koltuğuna 1 Aralık'ta oturdu

Meksika'da başkanlık koltuğuna oturacak olan Obrador, Bolsonaro gibi bir Trump sempatizanı değil.

Her ne kadar Trump hakkında keskin yorumlar yapmaktan kaçınsa da Obrador'un Meksika'yı Trump'ın "şamar oğlanı" haline getirmesine izin vermeyeceğini kaydeden sözleri var.

Diğer yandan ABD ile herhangi bir ticaret savaşına girmekten kaçınacağını da belirten Obrador, Trump'ın göçmen karşıtı politikalarını ise "sorumsuz" ve "ırkçı" olarak nitelendiriyor.

Telif hakkı Getty Images
Image caption Brezilya'da bir Bolsonaro taraftarı

'Kutuplaşma Venezuela temelinde'

Brezilya ve Meksika'nın sağ ve sol uçta aldığı konum ile bu farklılığa rağmen iki ülkede de egemen olan popülist söylemin bölge politikasını uzun vadede etkileyeceği düşünülüyor.

Halihazırda Venezuela'daki sosyalist Nicolas Maduro yönetimi yüzünden ikiye bölünen Latin Amerika siyasetine, farklı yönde ilerleyen kutuplaşmaların, ekonomik zorlukların, göç dalgasının ve Trump'ın politikalarının etki yapacağı görülüyor.

Venezuela'da efsanevi sosyalist lider Hugo Chavez'in hayatını kaybetmesinin ardından yönetimin başına geçen Nicolas Maduro, muhalifleri tarafından ülkedeki sosyal ve ekonomik krizi körüklemekle suçlanıyor. Maduro ise ABD destekli oligarşinin kendisini devirmek için ekonomik kriz yarattığı görüşünde.

BBC Türkçe'ye konuşan Columbia Üniversitesi'nin Meksika uzmanı Claudio Lomnitz, Venezuela'da popülizmin 20 yıldır işlediğini söyleyerek Latin Amerika siyasetini uzun vadede Venezuela temelli bir kutuplaşmanın beklediğini aktarıyor.

Latin Amerika siyasetini önümüzdeki dönemde hangi konuların belirleyeceğini ele aldık.

Telif hakkı Getty Images
Image caption Chavez ve Maduro posterleri

Brezilya ve Meksika arasındaki rekabet

ABD merkezli düşünce kuruluşu Dış İlişkiler Konseyi'nin (Council of Foreign Relations) Latin Amerika masasında kıdemli araştırmacı olan Shannon O'Neil, Bloomberg için kaleme aldığı makalesinde, Brezilya ve Meksika arasında, seçtikleri liderler özelinde kendini gösteren farklılıklara değiniyor.

İki ülkenin sürekli rekabet halinde olduğunu vurgulayan Shannon O'Neil, uluslararası kurumların başkanlık seçimlerinde genelde bu ülkelerin diğerinin karşısında yer alan rakibi desteklerinin altını çiziyor.

Shannon O'Neil, iki ülkenin farklı ekonomik politikalar izlediğini de aktarıyor: Meksika, ABD'ye bağımlı, sanayi ve ticarete öncülük veren bir ekonomik politika izlerken Brezilya ticari olarak daha kapalı ve devlet denetiminde bir model izliyor.

O'Neil'a göre bundan sonra iki ülke arasındaki rekabet üç başlıkta ilerleyecek:

  • Küresel para musluklarının kısıldığı bir dönemde yabancı fonları kapmak
  • Bütün bölgeyi etkisi altına alan göçmen krizi
  • Venezuela'daki Maduro yönetimine karşı izlenecek dış siyaset

O'Neil'ın da vurguladığı gibi, Venezuela kaynaklı göçmen akımı sadece bu iki ülkeyi değil, bütün bölgeyi etkisi altına alacak gibi duruyor.

Telif hakkı Getty Images
Image caption Kolombiya'yı geçen Venezuelalı göçmenler Peru'ya doğru ilerliyor

Venezuela'daki ekonomik krizden kaçan göçmenler, öncelikli olarak Kolombiya, daha sonra da bölge ekonomisini zora sokmaya başladı bile.

Sallantıda olan Arjantin ekonomisinden yayılan olumsuz havadan etkilenen Latin Amerika ülkelerinin ekonomileri, bu göçmen dalgası ile daha da büyük bir testten geçecek.

Guatemala, Honduras ve El Salvador'dan kaçarak ABD sınırına doğru yürüyen binlerce göçmen de bu tablonun ne kadar ciddi olduğunu gözler önüne seriyor.

Başlangıç noktası: Brezilya'daki yolsuzluk krizi

Bölge ekonomisinin yüzde 34'ünü teşkil eden Brezilya'da 2014 yılında başlayan yolsuzluk ve rüşvet soruşturması ise hem bölge ekonomisinin bugünkü halini yorumlamak hem de Bolsonaro'nun nasıl seçildiğini anlamak için önemli.

Devlet petrol şirketi Petrobras ile ilgili olarak 2014'te patlak veren "araba yıkama" operasyonu (Lava Jato) kapsamında, ülkenin en nüfuzlu iş insanları ve siyasetçileri hakkında yolsuzluk, rüşvet, kara para aklama suçlamalarından bir soruşturma başladı.

Bu soruşturma kapsamında 2003-2010 yılları arasında Petrobras'ın başında olan eski devlet başkanı Dilma Rousseff görevden alındı.

Kendisi gibi İşçi Partisi'nden olan selefi Luiz Inácio Lula da Silva ise şu an hapiste.

International Policy Digest adlı online dergi için bir makale kaleme alan analistler Abás Tanus Mafud ve Amir Richani, bu soruşturmanın bütün bölgeye olan etkisinin altını çiziyor.

Telif hakkı Getty Images
Image caption Brezilya'daki yolsuzluk karşıtı gösteriler

Rousseff ile başlayan dalga, Peru'nun eski devlet başkanı Pablo Kuczynski'nin görevinin sona ermesine, eski Ekvador Devlet Başkanı Rafael Correa hakkında yolsuzluk soruşturmasının açılmasına kadar uzandı.

Brezilya ekonomisi; başta yolsuzluk soruşturmasının etkisi, emtia fiyatlarındaki düşüş ve bütçe açığıyla 2015 yılında yüzde 3,5; 2016 yılında ise yüzde 3,6 küçüldü.

Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) verilerine göre Orta ve Latin Amerika ile Karayipler ekonomisi ise 2016 yılında yüzde 1 küçüldü. Bu 30 yıl içinde kaydedilen en düşük veri.

'Brezilya hapşırırsa biz zatürre oluruz'

Latin Amerika ülkelerinin her birinde farklı ekonomik gelişmeler gözlemlense de Brezilya'nın genel olarak bölge ekonomisini etkilediğini söylemek yanlış olmaz.

2015-2017 yılları arasında Arjantin'in dışişleri bakanı olan Susana Malcorra, "Brezilya hapşırırsa biz zatürre oluruz" ifadesini kullanmıştı.

Yine de Arjantin ekonomisinin bugün bulunduğu durumu sadece Brezilya ile açıklamak yetmez.

2015 yılında ülkenin yönetimini sol popülizmin öncü isimlerinden biri olan Cristina Fernández de Kirchner'den alan Mauricio Macri'nin piyasa yanlısı politikaları ülke ekonomisinin belini doğrultmaya yetmedi.

Telif hakkı EPA
Image caption Cristina Fernández de Kirchner

Para birimi pesonun yılın başından beri dolara karşı değerinin yarısını kaybettiği Arjantin'de bu yılın sonunda enflasyonun yüzde 47,5'i bulması bekleniyor.

Uluslararası Para Fonu'ndan (IMF) 56 milyar dolar yardım paketi alan ülke ekonomisinin 2018 yılında yüzde 2,8 daralması bekleniyor.

Arjantin'de de bir önceki Kirchner hükümetine yöneltilen yolsuzluk ve rüşvet suçlamaları, yabancı yatırımcının gözünün korkmasına yol açan etmenlerden.

'Kutuplaşma yükseliyor'

Brezilya özelinde ise Bolsonaro'nun seçilmesinde kendisinden önce gelen İşçi Partisi yönetimlerine yöneltilen yolsuzluk ve rüşvet suçlamalarının payı büyük.

Londra'daki King's College Üniversitesi'nin Brezilya masasının başında bulunan Profesör Anthony Pereira, Latin Amerika'da kutuplaşmanın yükseldiği ve merkezin sıkıştığı görüşünde.

BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan Pereira, ABD'de gördüğümüz bu durumun Brezilya için de bir tehlike teşkil ettiğini düşünüyor:

"Bolsonaro'nun söylemi, aileyi merkeze alan, özel mülke kendini adamış, Tanrı'dan korkan, askerin ve polis teşkilatının kurduğu bir düzenden yana bir 'biz' oluştururken 'onlar' söyleminde daha çok 'solcular, sosyalistler, komünistler, İşçi Partisi'ni destekleyenler ve yasa dışı görülen aktivistler' var. Toplumu bu şekilde bölmek, kızgın destekçilere 'onlar' olarak tanımlanan diğerlerine saldırma hakkını verebilir."

Telif hakkı Getty
Image caption Jair Bolsonaro

Pereira'ya göre Trump'ın başkanlık yarışını kazanması, Bolsonaro'nun da geleneksel olmayan bir strateji izlemesinde ön ayak oldu.

Brezilya uzmanı akademisyen, rakipleri aksine Bolsonaro'nun parti koalisyonları kurmak ya da televizyonda çokça yer almak yerine WhatsApp, Twitter ve Facebook'u kullanarak takipçileriyle direkt iletişime girdiğini söylüyor.

Pereira, Trump'ın göçmen karşıtı ve milliyetçi söyleminin ise Latin Amerika siyaseti üzerinde büyük bir etkisi olmadığı görüşünde.

'ABD, Meksika'ya zorbalık uyguluyor'

Brezilya'da Bolsonaro'nun seçilmesine ön ayak olan rüşvet ve yolsuzluk skandalının, Meksika seçimlerinde de rol oynadığını görmek mümkün.

Meksika'nın görevini bu hafta bırakacak olan devlet başkanı Enrique Peña Nieto, 2021 yılında devlet başkanı seçildiğinde ülkenin taze bir yüzü olarak görülmüştü.

Ancak Nieto, görev süresi boyunca ne yolsuzluk ve rüşvet iddialarının önüne geçebildi ne de ülkeyi etkisi altına alan şiddet sarmalını bitirebildi.

Telif hakkı Reuters
Image caption 2012 yılında büyük vaatlerle görev başına gelen Nieto, beklentileri karşılayamadı

Meksika'nın rakiplerine büyük fark atarak yeni lideri seçilen Obrador ise ülke için büyük bir değişim vaat ettiğini söylüyor.

Öncelikli olarak şiddeti, şiddetle karşılık vermeden çözmeye çalışacağını söyleyen Obrador, ülkenin büyük havalimanı projesini büyük bir masraf kapısı açtığı gerekçesiyle sona erdirdi.

Kişisel başkanlık uçağını satışa çıkarması da büyük ilgi gördü.

Telif hakkı Reuters

Obrador'un şimdi önünde ABD ile ilişkilerini nasıl ayarlaması gerektiğine yönelik zorlu bir süreç var.

New York'ta bulunan Columbia Üniversitesi'nin Latin Amerika ve İberya Çalışmaları bölümünde antropoloji dalında öğretim görevlisi olan Meksika uzmanı Claudio Lomnitz, Trump'ın politikalarının Meksika'yı etkilediği fikriyatında.

Claudio Lomnitz, ister sağda ister solda olsun, başta Meksika ve Orta Amerika olmak üzere, bütün Latin Amerika ülkelerinin Trump'ın göçmen karşıtı söyleminden etkilendiğini düşünüyor:

"Düzenli olarak zorbalığa tabi tutulan Meksika'dan Orta Amerikalı göçmenlerle ilgili olarak ABD'nin kirli işini yapması isteniyor. ABD'nin uyuşturucu ile pahalı savaşında Meksika'nın desteğinin istenmesi yönünde de zorbalık uygulanıyor."

Telif hakkı EPA
Image caption ABD Başkanı Donald Trump

Lomnitz, Meksika'nın yeni devlet başkanı seçilen Obrador'un her zaman için kutuplaştırıcı bir aktör olduğu görüşünde.

Obrador'un yine de kampanyasında ulusal uzlaşma dili kullandığını söyleyen Meksikalı akademisyen, zamanla yönetiminin uzlaşma mı kutuplaşma mı düzleminde ilerleyeceğinin görüleceğini söylüyor.

Ancak Meksikalı akademisyen, ülkenin yeni lideri Obrador'un büyük bir proje olan Meksika havalimanını iptal etmesini kutuplaştırıcı bir adım olarak görüyor.

'Solun Venezuela'ya karşı kayıtsızlığı'

Diğer yandan Lomnitz'e göre Latin Amerika siyasetindeki kutuplaşma, Meksika ve Brezilya'da düzenlenen seçimlerden çok daha önce başladı:

"Hugo Chavez (Venezuela'nın hayatını kaybeden eski lideri), Arjantin'in eski lideri Kirchner ve Nikaragua Devlet Başkanı Daniel Ortega'nın popülist rejimleri uzun zamandır kutuplaşmaya dayanıyor: Siyasi olarak toplum 'iyi halk' ve oligarşi arasında ikiye bölünmüş durumda. Venezuela'da böyle bir siyasi söylem 20 yıldır kullanılıyor."

Telif hakkı Getty Images
Image caption Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro

Bu yüzden Lomnitz, uzun süre boyunca Amerika kıtasında kutuplaşmanın özellikle Venezuela özelinde bölge siyasetini etkileyeceğini düşünüyor:

"Latin Amerika siyasetinde genel eğilimin sağa mı sola mı olacağı şu an için net değil, ancak bu yönelimin sağa doğru olduğunu söylemek mümkün. Bu büyük oranda da Venezuela'daki korkunç durum ve solun Chavez ile Maduro hükümetlerine karşı tepkisiz kalması ya da destek vermesi ile güç buluyor."