Avrupa Parlamentosu: AB üyesi 28 ülkede seçmen hangi mesajı verdi?

AB seçimleri Telif hakkı Getty Images

Avrupa Birliği (AB) üyesi 28 ülkede 23-26 Mayıs tarihleri arasında yapılan Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri uzun süre sonra ilk kez bu kadar büyük ilgi çekti. Katılım oranı yüzde 50'yi aşarak 1994'ten bu yana en yüksek düzeye ulaştı.

Seçimlerden önce, popülist sağın oylarında büyük bir artış, hatta Parlamento'da dengeleri alt üst edecek bir sağ popülist dalganın yükselmesi bekleniyor, bu dalganın AB projesinin geleceği üzerine büyük bir soru işareti koymasından korkuluyordu.

Sonuçlar ise seçmenin merkez sağ ve merkez sol partilerden uzaklaşmaya başladığını, bu partilerin de parlamentodaki geleneksel çoğunluklarını kaybettiklerini gösteriyor.

Siyasi yelpazenin iki ucundaki partilerin, özellikle de sağ popülist partilerin, oylarında belirgin bir artış gözlendi ama korkulan "dalga" gerçekleşmedi.

AP seçimlerinden çok karmaşık ve tartışmalı bir görüntü çıktı. "AB projesinin geleceği güvencede mi?" sorusuna kesin bir cevap vermek hala kolay değil.

'Merkez' zayıfladı ve parçalandı

AP seçimlerinde katılım oranı, 2014'teki seçimlere göre 8 puan artışla yüzde 50,2 oldu.

Seçimlere katılım artarken, Muhafazakâr ve Sosyal Demokrat partilerin oluşturduğu iki grubun parlamentodaki üye sayısı sırasıyla, 217'den 179'a ve 186'dan 153'e geriledi.

İngiltere'deki iktidardaki Muhafazakar Parti'nin de içinde olduğu Muhafazakâr-Reformistler grubunun üye sayısı da 70'den 63'e düştü. Buna karşılık kendilerini liberal ve merkezci olarak tanımlayan partilerin oluşturduğu grubun üye sayısı 68'den 105'e yükseldi.

Matteao Salvini, Jean Marie Le Pen, Nigel Farage gibi ya AB projesine kuşkuyla bakan ya da o projeye tamamen karşı aşırı, milliyetçi, yabancı düşmanı, hatta ırkçı sağ liderlerin partilerinin oyları arttı ama bu partilerin parlamentodaki toplam üye sayısı 112'de kaldı.

Bu durumda, 751 üyeli AP'de, AB projesinin çekirdeğini oluşturan merkez partilerinin toplam üye sayısının 437'ye ulaşarak hala çoğunluğu sağlayabildiği söylenebilir.

Siyasi yelpaze içinde genel olarak solda yer alan, Yeşiller'in kazandıkları 19 yeni üye parlamentodaki iskemle sayılarını 69'a yükseltti. Geleneksel sosyal demokrat partilerin solunda yer aldığı düşünülen Syriza, Podemos gibi sol partilerden oluşan ama Yeşil partiler de içeren Yeşil-sol partiler grubunun parlamentodaki üye sayısı 14 azalarak 52'den 38'e geriledi.

Sonuç olarak, liberal parti blokunu, merkeze eklediğimizde, merkezin oy kaybetmiş, daha da parçalanmış olmasına karşın, aşırı sağ partilerin kurması olası bir bloğun karşısında hala ağırlığını koruduğunu, Yeşillerin olası desteğini göz önüne almaya gerek kalmadan dahi söylemek olanaklı.

Ancak, AB yanlısı merkezin, bu çok parçalı yapısı Parlamentoda ortak davranma ve karar alabilme kapasitesini, büyük ölçüde olumsuz yönde etkileyebilecek.

Tam bu noktada sağ popülist partilerin, kendi ülkelerinde siyasi iklimi etkilerken muhafazakâr partiler üzerinde yaratacağı basıncın, Avrupa Parlamentosu'nun karar alma süreçlerine, özellikle göçmenler ve yabancıların hakları konularında yansıyarak, muhafazakar partilerin merkezde kalmasını daha da zorlaştırma olasılığını da düşünmek gerekiyor.

Parlamentodaki üye sayılarına bir de sağ ve sol ayrımı bağlamında baktığımızda, ortaya çıkan görüntüde, muhafazakâr ve aşırı sağcı partilerin toplam üye sayısının 349'a ulaştığından, Parlamento'da sağ çizginin ağır bastığını söyleyebiliriz. Sosyal Demokrat ve Yeşillerin toplam üye sayısı 242'de kalıyor. Bu durumda liberal merkezin ve hiçbir gruba katılamayacak kadar az sayıda üyesi olan partilerin tercihleri önem kazanıyor.

Toparlarsak, merkez sağ ve merkez sol partileri oy kaybettiler. Sağ uçta popülist partiler, merkezde olmakla birlikte ülkelerinde yönetimde olmayan liberal partiler ve sol uçta da yeşiller oylarını arttırdılar.

Seçmen yeni seçenekler arıyor

AP'nin bu seçimlerdeki şekillenmesine bakınca, kimi yorumcuların çeşitli biçimlerde dikkat çektiği gibi, seçmenin esas olarak iki farklı "korkuyla" yeni seçenekler aradığını, ararken de bu korkulara cevap veremediğini düşündüğü merkez partilerden uzaklaşmaya başladığını söyleyebiliriz.

Bu korkulardan biri iklim kriziyle ve gezegenin geleceğiyle ilgili. Yeşillerin oylarındaki artışın arkasında bu korku var.

İkinci korku da vatandaşların, kendi ülkelerinde kültürlerini ve yaşam tarzlarını kaybetmekte olduklarına ilişkin bir algıyla ilgili.

Küresel ısınmaya, gezegenin geleceğine ilişkin korkular somut bilimsel bulgulara dayanıyor. Bu nedenle, seçmenin on yıllardır ülkelerinde yönetimde olmalarına karşın küresel ısınmayı önleyecek adımları atamayan merkez partilerini terk etmeye başlaması gerçek korkulara dayanan rasyonel bir davranış.

Buna karşılık, göçmenlerin özellikle Müslüman göçmenlerin ülkelerin kültürünü bozduğuna, yerli halkın ekonomik kaynaklara, sosyal hizmetlere ulaşmasını engellediğine ilişkin iddiaları bilimsel olarak, verilerle desteklemek olanaklı değil, Aksine ekonomik demografik, veriler göçmenlerin, sayılarındaki artışın hızlanmadığını, ülkelerin gelişmesine, zenginleşmesinde, toplumsal hizmetlerin düzenli olarak sunulabilmesine önemli ve olumu katkılar yaptıklarını gösteriyor. Diğer bir deyişle ikincisi gerçeklere dayanmayan bir korku.

Gerçekten de sorunlar esas olarak ekonomik krizin içinde 1980lerden bu yana sağ ve sol merkez partilerinin izlediği, gittikçe birbirine benzeyen neo-liberal ekonomi politikalarının kaynakların dağılımında çalışanların aleyhine yaptığı tercihlerle ilgili. Bu tercihler ekonomik krizin halk üzerindeki etkilerini hafifletmeye yetmediği için ekonomik liberalizm gözden düşerken seçmende, korumacı, ulusalcı eğilimler güçlenmeye başladı.

Göçmenler krizi ve terörizmle mücadele bu resme eklenince, seçmen liberal demokrasiden, birbirinden ayırt etmekte gittikçe daha fazla zorlanmaya başladığı muhafazakar ve sosyal demokrat partilerden uzaklaşmaya, yeni seçenekler aramaya başladı.

Son AP seçimlerinin bu iki korkunun ve liberal demokrasinin gözden düşmeye başlamasının etkileri altında yaşandığını söyleyebiliriz.

Böylece, Avrupa Parlamentosu'nda ortaya çok karmaşık ve karar alma süreçlerini daha da zorlaştıracak bir şekillenme çıktı. Belki sağ popülist dalganın yükselerek Avrupa Parlamentosundaki dengeleri alt üst etmesi şimdilik engellendi ama "AB projesinin geleceği güvencede mi?" sorusuna kesin bir cevap vermek hala kolay değil.