Mahathir Muhammed: Malezya'nın 93 yaşındaki başbakanı 20 yıl sonra bir kez daha IMF'ye direniyor

Mahathir Muhammed Telif hakkı Getty Images

Yolsuzluğun ve kötü politikaların yol açtığı ekonomik krizle mücadele eden Malezya'nın yeni başbakanı 93 yaşındaki Mahathir Muhammed, Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) yardımı olmadan ülkesindeki darboğazı aşmaya çalışıyor.

1997'deki Doğu Asya mali krizi sırasında da IMF paketini reddedip sermaye kontrolü yöntemini benimseyen deneyimli politikacı benzer taktikleri uygulayıp ikinci kez başarılı olabilir mi?

Mahathir, 2003 yılında başbakanlıktan emekli olduğu siyaset hayatına, biraz da halkın zoruyla geri dönüp geçen yıl yapılan genel seçimleri kazanan muhalefet partilerinden oluşan Pakatan Harapan (Umut İttifakı) hareketinin desteklediği hükümetin başına geçti.

Şu an dünyanın görevdeki en yaşlı başbakanı olan Mahathir, Malezya'da bir önceki başbakan Necip Rezak yönetimindeki hükümetin yolsuzlukları ve ekonomi yönetiminde yaptığı büyük hatalar nedeniyle ülkenin yaşadığı darboğazdan IMF'nin kapısını çalmadan nasıl kurtulmaya çalıştıklarını, ülkeye yatırımcı çekmek için ikna turuna çıktığı Tokyo'da Asya'nın Geleceği Konferansı sonrasında anlattı.

Mahathir, "Bir önceki hükümet kötü bir miras bıraktı. Çok fazla borçlandı, hükümet sistemini ve hukukun üstünlüğünü hiçe saydı" diyor. Önceki başbakan Necip Rezak, yolsuzluk ve devlete ait 1MDB (1Malaysia Development Berhad) adlı varlık fonunu kişisel amaçları için kullanma suçlarundan yargılanıyor.

245 milyar dolar borcu olan Malezya'da Mahathir yönetimindeki yeni hükümet, israftan kurtulup ülkeyi düzlüğe çıkarmak için ilk iş olarak telekom, sağlık, bankalar ve gayrımenkul alanlarında bazı varlıkları elden çıkardı.

Telif hakkı Getty Images
Image caption Necip Rezak

Bunun yanı sıra çoğu Çin sermayesine dayanan mega projelerden kaynaklanan borcunu hakkaniyet çerçevesinde pazarlık yaparak yeniden yapılandırdı. Örneğin, maliyeti yüzünden eleştirlerin hedefi olan ve Malezya'yı batıdan doğuya katetmesi planlanan 640 kilometrelik çift katlı Doğu Kıyısı Tren Yolu megaprojesinin tekrar incelenmesi istendi ve sonucunda Çinliler'den 2.5 milyar dolara yakın indirim alındı.

Mahathir, bu sayede geçen bir yılda ülkenin 245 milyar dolara ulaşan dış borçlarını, Gayrı Safi Yurtiçi Hasıla'nın yüzde 80'ine indirmeyi başardıklarını, hedefin bu oranı üç yıl içinde GSYH'nin yüzde 54'üne indirmek olduğunu söyledi.

Malezya'nın ekonomik göstergeleri
2017-2018 Mart 2019
Kişi başına düşen elir 9.965 $ 11.385 $*
Büyüme %4,7 %4,5
İşsizlik %3,6 %3,4
Enflasyon %3,9 %1,06
Cari Denge / GSYH %2,9 %4,5
Döviz Rezervi 104,8 milyar $ 99.3 milyar $*

*: 2019 tahmini

'Ülkeyi yeniden yatırım dostu bir yer haline getirdik

31 milyon nüfuslu Malezya, 20 yıl önceki ekonomik krizde imkansız denileni gerçekleştirmiş ve finans tarihçilerinin bugün bile örnek gösterdiği bir şekilde krizden IMF gibi kuruluşlardan yardım almadan çıkmayı başarmıştı.

O zaman da başbakan olan Mahathir'in izlediği rotaya göre hükümet, Malezya ekonomisini dışarıya daha da açmak yerine kur üzerindeki spekülatif hareketleri ortadan kaldırmak için sermaye kontrolü yoluna gitmiş, 1998 yılında 3,8 ringgit'e sabitlenen dolar kuru ancak Mahathir emekli olduktan iki yıl sonra, 2005 yılında serbest rejime bırakılmıştı. Bu süreçte Mahathir'in ünlü spekülatör ve yatırımcı George Soros'u "moronluk"la suçlaması hala hatırlanıyor.

Sermaye kontrolü, hükümetlerin, döviz piyasalarındaki para hareketlerini değişik yollarla kontrol etmesine verilen ad.

Bu da döviz alım-satımlarına vergi konulması ve hatta izne tabi tutulması; alınan dövizin belli bir süre sonra hesaba geçmesi; yabancıların ülkede elde ettikleri dövizin yurt dışına çıkarılmasının yasaklanması; ülke para biriminin dolara karşı kurunun sabitlenmesi gibi yöntemlerin biri veya birkaçı kullanılarak gerçekleştiriliyor.

Malezya'nın kullandığı sermaye kontrolü yöntemleri o günlerde IMF tarafından alaya alınsa da bugün Amerika merkezli Ulusal Ekonomik Araştırmalar Bürosu'na (National Bureau of Economic Research--NBER) göre IMF'nin acı reçetesini harfiyen uygulayanlara kıyasla sermaye kontrolünü seçen Malezya gibi ülkelerde ekonomik iyileşme daha hızlı oluyor; istihdam ve ücretlerde daha sınırlı bir azalma görülüyor; borsa çok daha hızlı toparlanıyor.

Malezya yine sermaye kontrolüne gider mi?

Yakın zamanda yaptığı başka bir basın toplantısında kendisine bu soru yöneltilen Mahathir, spekülatörler 'ulusal para birimijne saldırmaya devam ederlerse' Ringgit'i tekrar korumaya almak için hükümetin önlemler almaktan çekinmeyeceğini söyledi.

2018'da Mahathir'in devraldığı Malezya'nın durumu, bazı yönlerden 1998'de yönettiğine benziyor.

Malezya'nın Mart 2019 itibarıyla 4 milyar dolar cari fazlası olduğu ve cari dengenin GSYH'ya oranının yüzde 4.5 olduğu görülüyor. Enflasyon ise bugün yüzde 1,06 gibi yine düşük bir rakam.

1998'de ülkenin merkez bankası dışarıdan borç almadan ülkenin ithalatını 3 ay boyunca karşılayabiliyordu. Bugün de bu rakam 5 ay.

Ancak Malezyalı uzmanlar sermaye kontrolünün iyi ve kötü yanlarını tartışıyorlar.

Kuala Lumpur'daki Sunway Üniversitesi'nden ekonomi profesörü Yeah Kim Leng'e göre Mazlezya'nın önceki krizde kullandığı kuru sabitleme yöntemi sermaye akımlarını sınırlıyor. Bu tür sermaye kontrolleri ekonomide yapısal düzenlemeler yapılmasını zorlaştırdığı için uzun vadede çok daha maliyetli olabiliyor.

Demokrasi ve Ekonomik İşler Enstitüsü'den Adli Amirullah ise kuru sabitlemenin, acil bir durumda kullanılması gereken Malezya Merkez Bankası'nın rezervlerini önemli ölçüde azaltacağına dikkat çekiyor.

Adli, öte yandan, stabil bir kurun istikrar anlamına geleceğini ve özellikle ithalata dayalı iş kollarında Malezya'nın ticaretine olumlu bir etki yapacağını söylüyor.

Telif hakkı Getty Images

Yabancı yatırımcılar

Malezya'ya son dönemlerde yatırım yapmaya gelenler kadar hisselerini satıp çıkanların da olduğunu doğrulayan başbakan, Malezya'nın, şu an Amerika ile Çin arasındaki ticaret savaşlarından pek çok ülkeye nazaran daha az olumsuz etkilendiğine işaret ediyor.

Malezya, özellikle Çinliler'in yatırımlarının yoğun olduğu bir yer. Mahathir, son zamanlarda Amerika'da ve Avrupa'da boykot edilen Çinli telekom devi Huawei'nin teknolojisinden olabildiğince yararlanacaklarını da ekledi.

Huawei'nin Malezya'da halihazırda bir eğitim merkezi var. Geçen yıl internet satış platformu Alibaba'nın kurucusu Jack Ma da Malezya'ya gelip temaslarda bulunmuştu. Malezya'nın yerli üretim otomobil markası Proton'un yüzde 49.9'u da Çinli Zhejiang Geely Grubu'na ait.

Adli Amirullah, Malezya'da Ringgit'in değer kaybını önlemek için merkez bankasının ve hükümetin elinde sadece sermaye kontrolleri olduğunu düşünmesinin yanlış olduğunu söylüyor.

Adli, Malezya'nın Mart 2019'da açıklanan ekonomik güven endeksinde yüzde 5,7'lik düşüş olduğuna dikkat çekerek, "İş dünyasının iç pazara duyduğu güvenin artırılması, hükümet açısından daha çok sermaye girişi sağlayacak ve uzun vadede kuru eninde sonunda stabilize edecektir. Uluslararası gündemden iç olaylara kadar kuru etkileyen tonlarca faktör var" diyor.

Başbakan Mahathir son olarak pek çok gelişmekte olan ülkede iktidar değişiminin ancak şiddet yoluyla olabildiğini, Malezya'da ise hükümetin demokratik seçimlerle değişmesinin sevindirici olduğunu vurguladı.

Çaresiz kalmış gibi gözükse dahi IMF'ye "hayır" diyebilmek, Malezya'nın tek ilginç tarafı değil.

30 yıl ülkenin yönetiminde kalan Mahathir şimdi de muhalefete geçip iktidar olmasını "60 yıldır muhalefet etmekten bir anda hükümet etmeye geçince bu konuda deneyimsiz olduklarından ne yapacaklarını bilemediler. Önceden beni diktatör olmakla suçlayanlar geçen yıl benden başa geçip kendilerine liderlik etmemi istediler" diyerek açıklıyor.

Malezya'da Mahathir'den sonra gelecek olan lider de şimdiden belli: Daha önce hem Mahathir hem Necip Rezak tarafından iki kez hapse atılan ve şu an Mahathir'in koalisyonunda yer alan Enver İbrahim.

Asya Kaplanları ve IMF

Ödemeler dengesi yükümlülüklerini yerine getiremeyeceği anlaşılan Asya ülkelerinde IMF'nin, her ülkenin kendine özgü ekonomik dinamiklerini tam kavrayamadığı, bunları dikkate almak yerine hepsine aynı reçeteyi yazdığı eleştirileri dile getiriliyor.

Bu reçetede alıcı ülke, yapısal mali reformlar sözü vermek karşılığında IMF'den, çoğu yabancı özel bankalara olan dış borçlarını ödemek için kredi alıyor.

IMF tarafından tavsiye edilen yapısal reformların en çok bilineni, kemer sıkma, yani kamu harcamalarını azaltmak. Ancak ekonomik büyümeyi yavaşlatan ve resesyona kadar gidebilen bu şart, bütçe açığı veren ülkeler için geçerli.

Oysa 1997 yılında krize yakalanan Malezya'nın da içinde olduğu Asya ülkelerinin ekonomileri, IMF'nin ezbere bildiği, örneğin Latin Amerika ülkelerinin aksine bütçede açık değil fazla vermekteydi.

Yine o yıllarda mali disiplinleri sağlam olduğundan bu ülkelerin enflasyon oranları da düşüktü. Örneğin, Güney Kore'nin enflasyon oranı yüzde 4 gibi oldukça makul bir orandı.

Nobel Ekonomi Ödülü sahibi, eski Dünya Bankası Baş Ekonomisti Joseph Stiglitz, Asya kriziyle ilgili New Republic dergisine yazdığı bir yazıda tüm hastalarına aynı reçeteyi yazan bir doktora benzeyen IMF'yi eleştiriyor ve şu teşhiste bulunuyor:

"Asya'da problem, Latin Amerika'daki gibi vurdumduymaz hükümetler değil, vurdumduymaz özel sektör aktörleriydi. Örneğin bankacılar, kredi çekenler, gayrimenkul denen kumara para yatıranlardı' diyor.

IMF'nin, Asya krizi sırasında kısa dönemli borçların uzun döneme yayılması gibi önemli bir konuyu da iyi yönetemediği ve Güney Kore ile Endonezya başta olmak üzere dışarıya borçlanan özel sektörün borçlarının hükümetler tarafından garantiye alınmasını istediği biliniyor.

Geçmişte ne olmuştu?

Asya Kaplanları adıyla anılan Tayland, Malezya, Endonezya, Güney Kore ve Filipinler'in para birimlerinin büyük değer kaybetmesine neden olan kur krizi,1997'in yaz aylarında önce Tayland'da patlak vermiş, oradan tüm Asya'ya, hatta Rusya ve Brezilya'ya dek yayılmıştı.

1990'ların sonlarına doğru Amerikan Hazine Dairesi ve IMF gibi dış kaynakların tavsiyesine uyan bu beş ülkenin ekonomisi büyük ölçüde sıcak para olarak tabir edilen kısa dönem dış kredilere bağımlı hale geldi.

Krizin, etkilenen Asya ülkelerinin ekonomik gücüyle orantısız bir şekilde büyük çapta hasar yaratmasını tetikleyen en önemli unsur, bu ülkelerde gayrı menkule yapılan aşırı yatırım gibi spekülatif hareketlerdi.

1997 yılına gelindiğinde Malezya da dahil olmak üzere beş ülkede özel sektörün dolar bazındaki borçlarını ödeyemeyeceği ortaya çıkınca uluslararası para piyasaları panikleyerek ellerindeki tüm ringgit (Malezya), baht (Tayland), rupiah (Endonezya), won (G. Kore) ve peso (Filipinler)'yu satmaya başlayınca bu para birimleri bir gecede büyük ölçüde değer kaybetti. Bu durum, zaten borçlarını çevirmekte zorlanan Asya ülkelerinin bu borçları ödemesini tamamen imkansız hale getirdi.

IMF'nin, ülkelere kriz doğuran ekonomik politikalar tavsiye eden mercii olmakla kalmadığı, bir kez başladığında krizi daha da kötü hale getirdiği de iddialar arasında.

Bunun sonucunda IMF'yi kabul etmeyen Malezya krizi daha hafif atlatırken Güney Kore'de işsizlik yüzde 3'ten 10'a çıkmış, işlerini ve onurlarını kaybedenler arasında "IMF intiharları" salgını baş göstermişti.

En çok etkilenen ülke olan Endonezya'da ise kriz öncesi yüzde 11 olan yoksulluk oranı yüzde 40-60'lara fırlamış, o zamanki Endonezya Başkanı B.J. Habibie vatandaşlarına haftada iki kez oruç tutmalarını önermişti.

İlgili Konular