2020'de dünya ekonomisini küresel resesyon ve finansal kriz mi bekliyor?

Üzgün borsacı Telif hakkı Getty Images

Dünya ekonomisini 2020'de küresel resesyon ve finansal krizin bekleyip beklemediğine yönelik tartışmalar 2018 yılının son aylarından bu yana giderek yoğunlaştı. Dahası, Dünya Bankası'nın son Küresel Ekonomik Beklentiler Raporu küresel resesyonun beklenenden önce, hatta bu yıl başlamış olabileceğini düşündürüyor.

ABD ile Çin arasındaki olası bir ticaret savaşının dünya ekonomisinin büyüme hızı üzerinde yapacağı olumsuz etkilerden, bu etkilerin dünya ekonomisini resesyona itmesinden özellikle korkuluyor.

Son G-20 Zirvesi'nde ABD ile Çin arasında diyaloğun canlandırılması, bu korkularda bir gerileme yaratmış görünüyor. Amerikan Wall Street Journal gazetesinin işaret ettiği gibi görüşmeler yeniden başladı ama başarıyla sonuçlanmalarının önündeki engeller hala yerli yerinde duruyor.

Olumsuzluklar birikmeye devam ediyor

Olumsuz veriler birikmeye başladığında, başlangıçta piyasalar, iyimser davranmaya çalışarak, bunların geçici olduğuna inanmak istiyorlar.

Bir resesyon "resmen" saptandığında sürecin çoktan, 6-8 ay içine girilmiş; bir finansal kriz patlak verdiğinde bozulma çoktan ileri bir safhaya ulaşmış oluyor.

Geçen sefer, dünya ekonomisine ilişkin veriler 2006 yılının ikinci yarısında bozulmaya başlamıştı. Ancak bozulma krize 2007 ortasında dönüştü.

Kriz Lehman Brothers'ın batmasıyla bilinçlere çıktı, tüm şiddetini sergilemesi 2008'i buldu. Lehman Brothers krizin başlangıcı değil, başlamış olan krizin ilk kurbanlarından biriydi.

Bu kez erken başlayan tartışmalarda kötümser beklentiler kısa sürede en güçlü eğilim haline geldi.

2007'de mali kriz öncesi yaptığı uyarılarla bilinen Prof. Nouriel Roubini Bloomberg televizyonuyla konuşurken, "Dünya ekonomisi için korkutucu zamanlar… gelecek yıl için küresel resesyon ve finansal kriz riski var" diyordu. Gerçekten de yine olumsuz veriler birikiyor.

Telif hakkı Getty Images

Dünya çapında olumsuz veriler

İlk dikkati çeken ABD hazine bonolarında 3-10 yıl arası getiri eğrisinin (yield curve) tersine dönmesi. Almanya'da da benzer bir eğilim gözleniyor.

Bu gelişmeler piyasaların bir resesyon, buna bağlı olarak da faiz oranlarında bir gerileme beklediklerini gösteriyor. ABD'de son 7 resesyon öncesinde, bono piyasalarında getiri eğrisi tersine dönmüştü.

Reel ekonomide de gelişmeler olumsuz. Küresel düzeyde imalat sanayi performansını ölçen PMI İmalat Endeksi 2018 yılının ilk aylarından bu yana sürekli geriliyor; Haziran ayında 2012'den bu yana en düşük düzeye inmiş.

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı verilerine göre uluslararası sermaye hareketleri de 3 yıldır geriliyor.

Geçen yıl da yabancı sermaye yatırımları küresel düzeyde yüzde 13 geriledi.

Çin ekonomisi yavaşlamaya devam ediyor. Dünya ekonomisinde adeta bir öncü gösterge olarak bilinen Güney Kore ihracatı artış hızı da Haziran'da son 3,5 yılın en düşük düzeyine inmiş.

Japonya'da ihracat altı aydır sürekli düşüyor. Japonya imalat sanayi performansını ölçen Tankan indeksi 2016'dan bu yana en geri düzeyinde seyrediyor.

İngiliz Financial Times gazetesinin aktardığına göre Euro Bölgesi'nde, Fransa hariç tüm ekonomilerde üretim düşüyor. Bölgenin en güçlü ekonomisi Almanya'da 2019 için büyüme oranı beklentisi yüzde 1,6'dan yüzde 0,6'ya çekildi.

Avrupa Merkez Bankası'nın da ekonomiyi desteklemek amacıyla bono alımlarına yeniden başlaması resesyon beklentisinin kritik bir aşamaya geldiğini gösteriyor.

İngiltere'de Satın Alma Müdürleri Endeksi, ekonomik büyümenin Nisan-Haziran döneminde negatif alana geçtiğini gösteriyor.

Haziran ayında imalat ve inşaat sanayi üretimleri de negatif alana geçmiş.

Hizmet sektörü çıktıları üç yıldır ilk kez geriliyor. Kısacası İngiltere'de bir resesyonun başlamış olduğu söylenebilir.

ABD'de 'tarihin en büyük toparlanması' mı?

ABD ekonomisinin büyüme hızı 10 yıldır pozitif alanda seyrediyor. Kimi yorumculara göre bu "tarihin en büyük ekonomik toparlanması".

Ancak bu "toparlanma" önceki toparlanma dönemlerine göre çok düşük bir ortalama büyüme hızında yaşanıyor. Büyüme onuncu yılına girerken Amerikan Washington Post gazetesinin aktardığı gibi, iş çevrelerinde bir gerginlik, harcamaları kısma eğilimi var.

ABD Merkez Bankası (Fed) da kaygılı, en son toplantısında faiz oranlarını değiştirmemişti.

Başkan Trump "Bu tarihin en büyük toparlanmasıdır" diyerek sahiplenmek istiyor ama diğer taraftan da resesyon korkusuyla, Fed üzerinde faizleri indirmesi için baskı yapmaya devam ediyor. Kimi yorumculara göre Trump, resesyon geldiğinde (gelecek yıl seçim dönemine rastlaması bekleniyor) Fed'i suçlayabilecek bir konumda olmak için hazırlanıyor. Bu sırada resesyon beklentisi artıyor.

Duke Üniversitesi'nin finans müdürleri arasında yaptığı bir araştırma, ABD finans müdürlerinin yüzde 69'unun gelecek yılın sonuna kadar bir resesyon beklediklerini gösteriyordu.

Washington Post da Philedelphia ve New York'ta imalat sanayi etkinliğini ölçen indekslerinin geçen ay hiç beklenmedik oranda sert gerilemeler kaydettiğini aktarıyordu.

Dünya Bankası'nın, 2019 yılı için büyüme beklentisini azaltarak yüzde 2,6 ile resesyon sınırına çektiği görülüyor. Dünya ekonomisi için yüzde 2,5-3 aralığı resesyona giriş sınırı olarak kabul ediliyor.

Telif hakkı Getty Images
Image caption Kapasite fazlası sorunu yaşayan otomotiv sektöründen fabrika kapatma ve işçi çıkarma haberleri geliyor

Mali kriz korkusu

Otomotiv, demir çelik, inşaat gibi sektörde kronik kapasite fazlası sorunu yaşayan dünya ekonomisi bir daralma dönemine girerken ABD ile Çin arasında gelişen ticaret savaşı, ABD'nin bu savaşı Avrupa ülkelerini de kapsayacak biçimde genişletme eğilimi, resesyon olasılığını iyice arttırdı.

Bir ekonomik daralma, şirketlerin borçlarını servis etme kapasiteleri üzerinde olumsuz etki yapıyor. Bu etki hızla bankalara, varlık piyasalarına doğru yayılıyor.

Eğer merkez bankalarının ve hazinelerin elinde piyasaları, mali sektörü destekleyecek araçlar varsa daralmanın resesyona, bankalarda ve mali piyasalardaki sorunların da finansal krize dönüşme olasılığı azaltılabiliyor.

Son mali krize yol aşan etkenler hala varlığını sürdürüyor. O krizin temelinde yatan 140 trilyon dolarlık büyük borç dağı daha da büyüdü ve 240 trilyon dolarla dünya hasılasının yüzde 300'üne ulaştı.

Toplam küresel borç içinde payı 2007'de yüzde 7'den, 2017'de yüzde 27'ye çıkan "yükselen piyasalar" ekonomileri de tehlikede.

Birçok analist The Economist ve Forbes dergileriyle, Financial Times gazetesi gibi yayımlarda, geçen mali krizden gereken derslerin ve yeterli önlemlerin hala alınamadığını savunuyor. Gelişmiş ülkelerin merkez bankalarının elindeki araçlarda büyük ölçüde tükenmiş durumda.

Zaten düşük hatta negatif alanda olan faizleri hızla indirmek, parasal genişlemeye gitmek bu kez çok zor.

Sonuç olarak 2020 yılında bir resesyon olasılığı güçlü. Bu olasılık bir ticaret savaşı ortamında hızla artacaktır. Resesyonun gerçekleşmesi durumunda, bunun bir finansal kriz yaratma riski de artmaya devam ediyor.