İran’la nükleer anlaşma sürdürülebilir mi?

Nükleer anlaşma protestosu Telif hakkı Getty Images

İran, yüzde 3,67 ile sınırlı tutulan uranyum zenginleştirme oranının artırılacağını açıkladı. ABD Başkanı Trump da "İran dikkatli olmalı" açıklaması yaptı. İran ile P5+1 (ABD, Çin, Rusya, Fransa, İngiltere ve Almanya) arasında 2015'te imzalanan anlaşma yavaş yavaş çöküyor mu? Yoksa çoktan çöktü ancak taraflar itiraf etmekten mi korkuyor?

ABD, 2015'te Barack Obama'nın başkan olduğu dönemde imzalanan anlaşmadan, 2018 yılında Başkan Donald Trump zamanında çekildiğini açıkladı.

İran da bu sene, anlaşmada belirtilen uranyum depolama limitini aşmaya başladı. Ardından da yüzde 3,67 ile sınırlı tutulan uranyum zenginleştirme oranının artırılacağını açıkladı. Anlaşmayla ilgili kaygıları giderilene dek, 2015'te kabul ettiği diğer kısıtlamaları da sırasıyla aşacağını duyurdu.

İran Atom Enerjisi Kurumu'nun sözcüsü Behrouz Kamalvandi, "İstediğimiz oranda ve istediğimiz kadar uranyum zenginleştirme için tamamen hazırlıklıyız" dedi.

Pazar günü New Jersey eyaletinde gazetecilere konuşan Trump, İran'ın açıklamalarını "İran dikkatli olmalı" diyerek değerlendirdi:

"İran dikkatli olsa iyi olur, çünkü tek bir amaç için [uranyum] zenginleştiriyorsunuz, size bu amacın ne olduğunu söylemeyeceğim ama bu hiç iyi bir amaç değil. Dikkatli olsalar iyi olur."

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da, Pazar günü yaptığı açıklamada, uranyum zenginleştirme limitlerini aşması halinde İran'a daha fazla yaptırım uygulayacaklarını söyledi.

Anlaşmada varılan yüzde 3,67 zenginleştirme oranı, nükleer silah üretmek için gereken yüzde 90 zenginleştirme oranının çok altında.

Tahran'dan gelen açıklamalar, Temmuz 2019'a kadar anlaşmanın tüm maddelerine uydukları yönünde.

Beyaz Saray aksini iddia etse de, Tahran'ın anlaşmanın tüm maddelerine uyduğunu Birleşmiş Milletler'in izleme örgütü Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu da doğruluyor.

Ancak ABD'nin anlaşmadan çekilmesi ve İran'a yönelik yaptırımları yeniden yürürlüğe koyması, İran'ın ekonomisini büyük oranda etkiledi.

Bu sebeple anlaşmanın ekonomik getirilerinden yararlanamayan İran, anlaşmaya imza atan diğer P5+1 ülkelerinden, üzerindeki baskıyı kaldıracak adımlar atmasını bekliyor.

İngiltere, Fransa ve Almanya, Washington ve Tahran arasında sıkışıp kalmış durumda

Telif hakkı AFP
Image caption Nükleer anlaşma 2015'te imzalandı

Anlaşmanın Avrupalı tarafları olan üç ülke, anlaşmanın sürmesini istiyor. Tahran'a gidecek insani ihtiyaçların ödemesi için, ABD'nin yaptırımlarına takılmayan bir mekanizma geliştirdiler.

Ancak bu mekanizma, İran için yeterli değil. Ekonomisini yeniden canlandıracak olan doğalgaz ve metal sektörleri gibi alanlarda ABD baskısının yumuşatılmasını istiyor. Avrupalılar ise bu adımı atamıyor. Şimdiye kadar gösterdikleri çaba, anlaşmaya olan desteklerini göstermek üzere attıkları iyi niyetli diplomatik adımlardan ileri gitmedi.

Zaten yaptırımları delme riskini alarak İran'la ticaret yapma kararını alması gereken de devletler değil, bu ülkelere kayıtlı şirketler.

Başkan Trump anlaşmadan çekildiğini açıkladığında, bunlarınolacağı öngörülmüştü. Avrupalı müttefikleri, ABD'nin anlaşmadan çekilmesi konusunda fikir ayrılığına düşmüş olsa da, aslında İran'la ilgili kaygıları ortak: Tahran'ın nükleer aktiviteleri, füze programı ve bölgesel politikası.

Körfez'de zaman zaman artan gerilim, ham petrol taşıyan tankerlere yönelik saldırılar, ABD'nin insansız hava aracının düşürülmesi de bu kaygıların artmasına sebep oldu.

Obama ve Trump'ın stratejileri birbirinden çok farklı

Anlaşmayı imzalayan Obama yönetimiyle birlikte Rusya ve Çin'in yaklaşımı şuydu: İran nükleer çalışmalarına ara vermeden devam ediyordu. O an için bu çalışmaların askeri boyutu yok gibi gözükse de, artık bunu da nasıl başlatacaklarını biliyorlardı ve çalışmalar her an askeri boyut kazanabilirdi.

Anlaşmayla varılmak istenen hedef, Tahran'ın nükleer aktivitelerini, askeri boyut kazanmadan önce, bir süre için kısıtlamaktı. Bu hedefe odaklanan ülkelerde, "Anlaşma mükemmel olmayabilir; ama hiç yoktan iyidir" anlayışı hâkimdi.

Bu anlayışın, ABD dışında tüm taraf ülkeler tarafından hâlâ benimsendiğini söyleyebiliriz.

Anlaşma öncesinde İsrail ya da ABD'nin, İran'ın nükleer çalışmalar yapılan merkezlerini askeri bir operasyonla yok etmesi bile gündeme gelmişti. Anlaşmaya giden yolda ana fikir, bu krizin ertelenmesiydi. Anlaşma imzalandıktan sonraki süreçte, Tahran yönetiminin değişeceği beklentisi vardı.

Ancak Trump için, selefi Obama'nın imzaladığı anlaşma bütünüyle yanlıştı ve bir an önce çekilmek gerekiyordu.

Bunun yerine İran'a olabildiğince baskı yapma yolunu seçen Trump'ın bunu yaparken neyi hedeflediği ise netleşmiş değil.

Trump yönetimindeki 'şahinler' İran'da bir rejim değişikliği olmasını umuyor. Bazılarına göre ise buradaki amaç, İran'ı çok daha fazla kısıtlama getiren bir anlaşmaya zorunlu bırakmak.

Sadece ABD içinde değil, anlaşmayı imzalayan diğer ülkelerde de Trump'ın neyi hedeflediğine dair kafa karışıklığı var.

Kısa bir süre önce İngiltere'nin Washington Büyükelçiliği'nden sızan ve Trump yönetiminin İran politikasını "tutarsız ve kaotik" olarak tanımlayan dokümanlar, bu kafa karışıklığını kanıtlar nitelikte.

Telif hakkı Reuters
Image caption ABD Başkanı Trump, göreve gelmeden önce de anlaşmaya karşı çıkıyordu

Anlaşmanın ortadan kalkması için daha ne kadar ihlâl edilmesi gerekiyor?

Bu soruyu şu şekilde de sorabiliriz: Nükleer anlaşmanın bir geleceği varmış gibi davranmaktan ne zaman vazgeçeceksiniz ve feshedilmesinin getireceği muhtemel sonuçlarla uğraşmaya başlayacaksınız?

Avrupalı taraflar, anlaşmanın ayakta kalması için çabalıyor. İran ise, ABD'nin baskıları karşısında Avrupalı ülkelerin yapabileceklerini muhtemelen gözünde fazla büyütüyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İran'ın son dönemde açıkladığı limit aşımlarını önemsiz gibi göstermeye çalışan bir adım attı; tüm taraflar arasında yeni bir müzakere sürecinin başlaması için çalışacaklarını duyurdu.

İranlılar da, yaptırımları yumuşatırsa ABD'nin de bu görüşmelere katılabileceğini duyurdu.

Ancak bunun olması neredeyse imkansız.

İran, krizin hızını kontrol etmeye çalışıyor. Çünkü anlaşmadan tamamen çekilmesinin Tahran'a ne gibi bir faydası olacağını görmek çok zor.

Avrupalıların yaklaşımı, İngiltere'de yayımlanan bir çocuk filmindeki, rayların sonuna gelen trenin kaza yapmasını geciktirmek için yolun sonuna sürekli yeni bir parça ray takan karakterin yaklaşımına benziyor.

Peki Avrupalıların elindeki ray parçaları ne zaman tükenecek? İşte asıl sorun burada yatıyor.