Ursula von der Leyen - Avrupa Birliği'nin üst yönetimi için belirlenen isimler neye işaret ediyor?

Ursula von der Leyen ve Almanya Başbakanı Angela Merkel Telif hakkı AFP
Image caption Ursula von der Leyen ve Almanya Başbakanı Angela Merkel

Avrupa Birliği'nin (AB) yeni yol haritası daha merkezi, büyük sermayenin çıkarlarıyla daha uyumlu, uluslararası alanda diplomatik ve askeri olarak daha etkili bir Avrupa öngörüyor.

Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinin ardından yeni parlamento, eski Almanya Savunma Bakanı Ursula von der Leyen'i Avrupa Komisyonu Başkanı seçti.

Belçika Başbakanı Charles Michel AB Konseyi'nin, eski IMF Başkanı Fransız avukat Christine Lagarde Avrupa Merkez Bankası'nın başına geliyor. Böylece Avrupa'nın en güçlü sanayi ülkelerinden üçü, AB'nin kilit kurumlarının yönetimini paylaşmış oluyor.

Bu gelişmeler, AB sürecinin derinleşerek hızlanacağını, AB'nin büyük güçler arası rekabet ve dengeler dünyasında kendi çıkarlarını koruyacak özgün bir yer açma çabalarının yoğunlaşacağını düşündürüyor.

'Tek bir siyasi mekân'a doğru

AP seçimleri, AB ülkelerinin vatandaşları arasında büyük ilgi çekti. Katılım, 2014 seçimlerine göre yüzde 8 arttı.

AB ülkelerinde merkez sağ ve sol partiler oy kaybettiler. Popülist sağın oylarındaki artış da AP'deki dengeleri bozacak düzeyde değil.

AP'de, AB projesinin çekirdeğini oluşturan merkez partilerin hâlâ çoğunluğu oluşturduğu görülüyor. Dahası, Yeşiller ve diğer sol partilerin oylarındaki artış, sağ popülist partileri dengeleyebilecek düzeyde.

Seçimlere katılımın artması, sağ popülist partilerin Avrupa çapında birlikte çalışma çabaları, her üye ülkede benzer sorunların ve kaygıların gündeme gelmiş olması; Washington Post yazarı Anne Appleboum'un seçimlerden sonra işaret ettiği gibi, Avrupa'nın "tek bir siyasi mekâna dönüşmekte olduğunu" gösteriyordu.

Eğer AB tek bir siyasi mekâna dönüşüyorsa, hem kurumsal yapısı ve karar alma süreçlerinin evrimi bu yönde ilerlemeli. Hem de kendine, günümüzün büyük güçler arası rekabet ve dengeler dünyasında, özgün çıkarlarını korumaya uygun bir yer açmalı.

Ursula von der Leyen'in Avrupa Komisyonu Başkanı seçilme sürecinin ve AP'de onaylanmasının da bu evrimin dinamikleriyle uyumlu olduğu görülüyor.

Telif hakkı AFP
Image caption Christian Lagarde

Komisyonun gücü arttı

AP'dan gelen bir adayın yerine, Almanya ve Fransa'nın çabalarıyla AP dışından von der Leyen'in Parlamento'ya onaylatılması, AB'nin karar alma süreçleri içinde Komisyon'un gücünün, parlamentoya kıyasla daha da artmasına yol açıyor.

Ursula von der Leyen, AP'de yaptığı konuşmada -aşağıda değineceğim gibi- özellikle dış politikada karar alma sürecini, Parlamento'nun etkisini sınırlayarak hızlandıracağını söylüyordu.

Komisyon'un güçlenmesi öncelikle iki anlama geliyor.

Birincisi; Parlamento, AB ülkelerinin vatandaşlarının iradesini ifade eden bir kurum. Buna karşılık Komisyon, devletlerin iradelerinin yansıdığı bir karar merkezi.

Parlamento demokratik seçimlere dayanıyor. Komisyon ise devletlerarası hiyerarşik güç ilişkilerinin yansıdığı bir yer.

İkincisi; Avrupa Sanayicileri Yuvarlak Masası (ASYM) olarak bilinen kuruluşun, Komisyon'un gündemine gelen konular ve aldığı kararlar üzerinde 1980'lerin başından bu yana doğrudan ve orantısız bir ağırlığı olduğu görülüyor.

ASYM, Avrupa'nın en büyük 55 uluslararası şirketinin CEO'larının yer aldığı bir örgüt. AB'nin neo-liberal ekonomi modelinin şekillenmesinde süreçler, başından bu yana hep ASYM'nin liderliğinde ilerliyordu.

AB çapında büyük projelerin tasarlanması ve benimsenmesinde, yeni yasa önerilerinin hazırlanmasına da çoğunlukla ASYM'nin önerilerinin belirleyici olduğu söylenir.

Komisyonun kararlarını etkilemeye çalışan lobi grupları, ASYM'nin Komisyon'un hemen tüm komitelerde etkin olmasından ve "ASYM damgası" taşımayan önerilerin başarı şansı olmadığından yakınıyor.

Avrupa Anayasası taslağının 2005'te referandumlarda reddedilmesinin ardından Komisyon'un parlamento karşısındaki gücüyle birlikte ASYM'nin AB süreci üzerindeki etkisi göreli olarak zayıflamaya başlamıştı. Şimdi ASYM'nin gücünün yeninden artmaya başladığını düşünebiliriz.

Telif hakkı AFP
Image caption Avrupa Parlamentosu

Kısacası AB'nin karar alma süreçlerinde merkezileşme, devletlerarası hiyerarşik ilişkilerin ve uluslararası şirketlerin etkileri artıyor.

Bu artışın izlerini ASYM'nin nisan ayında yayımladığı, "Avrupa'nın dünya içindeki yerini güçlendirmek" başlıklı 9 sayfalık broşürde ve von der Leyen'in Parlamento'da, adaylığı oylanmadan önce yaptığı sunuş konuşmasında görmek mümkün.

Yeni yol haritasını Ursula von der Leyen anlattı

Gerek ASYM'nin broşürü, gerek von der Leyen'in konuşması AB için yeni bir yol haritası tasarısının gündemde olduğunu gösteriyor.

ASYM bu yol haritasına ilişkin taleplerini ve saptamalarını, siyası kavramlardan ve sorunlardan uzak durmaya çalışarak ekonominin -ne anlatmak istediğini hemen ele vermeyen- diliyle sunuyor.

Ursula von der Leyen'in konuşmasında bu yeni yol haritası tasarısının izlerini çok daha belirgin biçimde, siyasetin daha doğrudan ve açık diliyle ifade edilmiş biçimde bulabiliyoruz.

Küreselleşme, iklim krizi, dijitalleşme, sığınmacılar gibi temel küresel ve bir anlamda "yumuşak güç" kaynağı olabilecek sorunlara değindikten sonra şöyle devam ediyor:

"Tüm bunlar insanlarda bir kontrolü kaybetme, içinde yaşadığı toplumla olan bağlarında gevşeme duygusu yaratıyor. Bu sorunların hiçbiri ortadan kalkmayacak. Ancak bunlara tepki vermenin farklı yolları var. Kimileri otoriter rejimlere yöneliyor; kimileri küresel etkilerini limanlara, yollara yatırım yaparak satın alıyor, bağımlılıklar yaratıyor. Kimileri de korumacılığa yöneliyor."

Ursula von der Leyen, bu paragrafta, sırasıyla Rusya'ya, Çin'e ve ABD'ye işaret etmiş oluyor. Sonra "Bu seçeneklerden hiçbiri bize uygun değil… Biz [bu yolu] Avrupa'nın kendi tarzıyla yaratacağız. Ancak eğer Avrupa'nın yolunda gideceksek, önce birliğimizi yeniden bulmamız gerekiyor. Eğer içerde birleşirsek kimse bizi dışardan bölemez" diyerek AB'yi bu üç gücün karşısında dördüncü seçenek olarak tanımlıyor.

Avrupa uygarlığının Yunan felsefesine, Roma hukukuna dayandığını vurgulayarak Avrupa'nın yaratacağı seçeneğin tarihsel ve kültürel zeminini, uygarlıklar çatışması tezini anımsatır biçimde tanımlıyor.

Avrupa Komisyonu'nun seçilmiş başkanı, bu seçeneğin yalnızca Avrupa için değil tüm dünya için de geçerli olduğunu düşündüğünü, eski Irak Cumhurbaşkanı Fuad Masum'un "Avrupa'yı burada daha çok görmek istiyoruz" sözlerini aktardıktan sonra, "Dünya Avrupa'yı çağırıyor. Dünyanın, Avrupa'nın varlığına daha fazla gereksinimi var" açıklamasından anlıyoruz.

Telif hakkı Getty Images

Urusula von der Leyen, Avrupa'nın dünyaya sunacağı seçenek ile ilgili yaklaşımını, dış politika ve savunma alanlarında iki öneriyle tamamlıyor:

"Avrupa Parlamentosu ve Komisyonu, dış politika alanında karar alırken daha hızlı davranabilmek için 'nitelikli çoğunluk' ilkesini benimseme cesaretini göstermelidir.

"Savunma konusunda, NATO her zaman AB savunmasının köşe taşı olacaktır.

"Ancak, Avrupa trans-Atlantikçi kalmakla birlikte, daha fazla Avrupalılaşmalıdır. Avrupa Savunma Birliği tam da bunun için kurulmuştur."

Ursula von der Leyen, konuşmasını bitirirken Avrupa'yı birleştirmek ve güçlendirmek için çalışacağını vurguladıktan sonra, "daha güçlü bir Avrupa görmek isteyenler benim sarsılmaz desteğime güvenebilirler. Buna karşılık, Avrupa'yı zayıflatmak, bölmek ve değerlerinden yoksun bırakmak isteyenler karşılarında beni, çok acımasız bir rakip olarak bulacaklar" diyor.

Özetlersek, Merkel hükümetinde Savunma Bakanlığı sırasında, "şahin" bir tutumla, Almanya ordusunun modernizasyonu ve güçlendirilmesi, küresel çapta daha etkin bir görüntü sunması için kampanya yürütmüş olan Ursula von der Leyen'in komisyon başkanlığıyla, AB yeni bir yol haritasını benimsiyor.

Bu yeni yol haritası, daha merkezi, daha hızlı karar alabilen, büyük sermayenin çıkarlarıyla daha uyumlu, uluslararası alanda diplomatik ve askeri olarak daha etkili, kendini Rusya, Çin ve ABD karşısında dördüncü odak ve hegemonya adayı olarak gören bir Avrupa'yı öngörüyor.