Dördüncü yılında Suruç'ta acılar hâlâ taze

Telif hakkı DHA

Suruç patlamasının üzerinden dört yıl geçti. İlçe merkezinde yer alan Amara Kültür Merkezi bahçesinde Kobani'deki çocuklara oyuncak ve yardım eşyası götüren Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyelerinin basın açıklaması yaptığı sırada IŞİD intihar bombacısı Abdurrahman Alagöz'ün patlattığı bomba ile 33 genç hayatını kaybetti, 100'den fazlası yaralandı.

Patlamanın yaşandığı Amara Kültür Merkezi kapısında Suruç Belediyesi Gençlik ve Kültür Merkezi Tabelası asılı ama bina üç ay önce de Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi Sular İdaresi tarafından kullanılmaya başlandı.

Valilik iki gün önce güvenlik nedeniyle basın açıklaması dahil tüm etkinlikleri yasaklarken, ilçe merkezinde yoğun bir güvenlik önlemi dikkati çekiyor. Çarşı merkezinde çekim yaparken beş dakika arayla farklı polis ekipleri tarafından GBT sorgusuna tabi tutuluyorum.

Suruç Patlamasında hayatını kaybedenlerin aileleri, SGDF, Suruç Adalet Arıyor Platformu üyeleri ise önceki yıllarda olduğu gibi bugün de Amara Kültür merkezi ve mezarlıkta bir anma programı gerçekleştirmek istiyor. Yasak kararından dolayı üzgünler ama valilik ile yapılan görüşme neticesinde kitlesel olmaması şartıyla sınırlı sayıda katılımcı ile etkinliğe izin verildiği sözü alınıyor.

Telif hakkı HATICE KAMER
Image caption Saldırıdan yaralı kurtulan Erkan Keskin, KHK ile ihraç edilmiş öğretmenlerden

Saldırıdan yaralı kurtulan Erkan Keskin, KHK ile ihraç edilmiş öğretmenlerden biri. Bacağından ve bağırsaklarından birçok defa ameliyat olmuş. İki yıl sonra burada bulunmanın hem kendisi hem de kaybettikleri için çok büyük bir travma olduğunu söylüyor.

"Orada son gözünüze çarpan, belleğinizde son kalan o fotoğrafı tekrardan görmek, hatırlamak oldukça zor ve iki yıl boyunca gelemedim" diyor.

İstanbul'dan gelen Doktor Çağla Seven ise patlama ile hayatının ameliyat, travmalar, davalar ile mücadele içinde geçtiğini anlatıyor.

"Var olmaya, yaşamaya, adalet aramaya her şey için çok efor sarf etmeyle geçti dört yıl. Yaralarımızı sarmak için çok fazla efor sarf etmemiz gerekti. Çünkü kollektif bir çabadan yoksun bir yerde duruyor Suruç Katliamı."

Cihazınızda ses/video gösterim programı bulunamadı
Suruç Belediye Başkanı Çevik: Acılarımız ortak

"Acılarımız bir"

Anma için ilçeye gelenlerin ilk durağı Suruç Belediyesi oluyor. Bu görüşme resmi bir ziyaretten ziyade, bir dost ziyaretine benziyor. Yeni belediye başkanı Hatice Çevik için "acılarımız bir" ifadesini kullanıyorlar.

Çevik de, 10 Ekim 2015'teki Ankara garı saldırısından yaralı kurtulanlardan biri. O patlamada kızı Başak Sidar'ı ve eşinin kardeşi üç çocuk annesi Nilgün'ü kaybetti.

Patlamanın sembolü olan fotoğrafların birinde tanıyoruz onu, yüzü kanlar içinde ağlarken, eşinin sarılarak teselli etmeye çalıştığı kadındı Hatice Çevik.

Mali Müşavir olan Hatice, uzun yıllar Ankara'da çalışmış. HDP'den milletvekili adayı olma düşüncesi de siyaseti çok seven kızı Başak Sidar'ın fikri ve teşvikiyle olmuş.

"Antalyalı olmam, eşimin Suruçlu olması bizim Kürt ve Türk halkı olarak ve Türkiye'deki diğer halklar olarak ayrı yaşayamayacağımızı, birlikte kardeşçe yaşamamız gerektiğini, kimsenin kimseden üstün olmadığını, halklar üzerindeki baskı ortamının sona ermesi, barış ve huzur ortamının gelmesi gerektiğine inandığımız için bu yola çıktık. Halklar arasında köprü olalım istedik" neden siyasete girdiğini açıklıyor.

Türkiye'nin 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra kaos ortamına sürüklendiğini söylüyor.

Suruç'ta hayatını kaybeden gençleri, kendi kızından ayrı tutmadığını söylüyor ve "Acılarımız bir " cümlesini o da kullanıyor.

Telif hakkı HATICE KAMER
Image caption Başak Sidar inşaat mühendisliği son sınıf öğrenciisydi

Kızını kaybettiği günü anlatırken gözleri doluyor:

"Kendime geldiğimde bir uğultu, kulak zarım patlamış. Üzerim vıcık vıcık. Bende üzerimize bir çamur mu attılar ne oldu diyorum. Aklımın ucundan bile geçmiyor o üzerimdekilerin insan parçaları olduğu. Kızımın parçaları olabileceğini nasıl düşünebilirdim ki.."

Sol gözüne bilye girdiği için bir şey görememiş, iki eliyle eliyle sağ gözünü açtığında ise, eşi İzettin ona sarılarak kızının cesedini görmesine engel olmaya çalışmış.

Tek gözüyle gördüğü manzarayı ise "Cehennemin ortasındayım" sözleriyle tanımlıyor.

Yaralanmasına rağmen kızını aramak istemiş, bulunmayıncaya kadar bir yere gitmeyeceğini söylemiş:

"Paramparça bedenlerle alandan ayrılmak zorunda kaldık" diyor.

Hastanede kendine geldiğinde ise kızını kaybettiğini hissettiğini söylüyor.

Başak Sidar ve halası Nilgün, Suruç'taki köylerinde yan yana toprağa verilmiş. Hatice cenazeye katılamamış ve üç ay boyunca hiç kimse ile konuşmamış. Kalabalıklarda uzun süre duramadığını söylüyor. Sekiz aydan sonra iki çocuğu için mücadele etmek zorunda olduğuna karar vermiş.

Telif hakkı HATICE KAMER
Image caption Suruç Belediyesi

Suruç'u 'acıyla yoğrulmuş, yaralı bir kent' olarak tanımlıyor.

Seçim zamanında yapılan belediye başkanlığı teklifini de 'sorumluluk isteyen çok ağır bir görev' diye başta reddetmiş. Onu cesaretlendirenler de 10 Ekim Derneği Aileleri ve Suruç halkı olmuş.

"Suruç gibi bir yerde bunun bana teklif edilmesi büyük bir onurdur ama o ruh halim ile halka layık olamam endişesi oluştu. Ama çocuklarımızın mücadelesini eve kapanarak yürütemeyeceğimizi fark ettim. Bir şeyler yapmam gerekiyordu, kabul ettim, Suruç halkı da bana sahip çıktı. Suruç'ta kime dokunsan hep acılı, bu nedenle birbirimizi iyi anlıyoruz. Daha çok dokunabiliyoruz birbirimize. Şu an burada olduğum için hiç pişman değilim. İyi ki buradayım" diyor.

Gar patlamasını 'Cumhuriyet tarihin en kanlı katliamı' olarak tanımlıyor ve Suruç'taki saldırıyı yaptıranların, Ankara'daki katliamı yapanlarla aynı olduğunu savunurken "Biz katillerimizi tanıyoruz" diyor:

"Suruç'taki canlı bombanın anne ve babası çığlık atarken, benim oğlum canlı bomba, yakalayın derken onlar rahat rahat gezdiler. Biri Suruç'ta, diğeri Ankara'da patlattı kendini. Uçan kuştan haberi olan bir istihbarat sistemi var ülkemizde. Bunun önüne geçememek düşündürücü."

Hatice Çevik, Diyarbakır, Suruç, Ankara'daki saldırılarda çocuklarını, yakınlarını kaybetmelerine rağmen adalet arayışlarının devam ettiğini belirtiyor ve onları ayakta tutmaya çalışan gücün barışa ve kardeşliğe inançları olduğunu ifade ediyor.

"Biz her şeye rağmen çocuklarımızın hayallerini gerçekleştirmek için çabamıza devam edeceğiz. Geleceğimiz olan çocuklarımıza hukukun üstünlüğünün ve adaletin olduğu bir dünya bırakmayı istiyoruz" diyor.

Suruç Davası ne aşamada?

Bombalı saldırıdan 21 ay sonra, davanın ilk duruşması 5 Mayıs 2017'de Hilvan'da görüldü.

213 sayfalık İddianamede, Abdurrahman Alagöz dışında, saldırının failleri olarak 10 Ekim Ankara Gar'ındaki saldırıyı organize eden ve Gaziantep'teki bir hücre evi baskınında kendilerini patlatarak öldüren Yunus Durmaz ve Halil İbrahim Durgun ile birlikte 10 Ekim Ankara Tren Garı davası sanıklarından Yakup Şahin, firari olan Deniz Büyükçelebi ile İlhami Bali yer aldı. Yani faillerin üçü ölü, ikisi firar. Gar saldırsını planlayanlardan biri olarak tutuklanan Yakup Şahin ise bu davanın da tek tutuklu faili.

9 Mayıs'ta Şanıurfa'da görülen dava, 7 Ağustos'a ertelendi.

Suruç için Adalet Platformu'ndan avukat Sezin Uçar, hem Suruç Katliamı davası hem de Suruç İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde görevli polisler ile ilgili devam eden davayı takip ettiklerini anlattı.

"Katliamın gerçek failleriyle ilgili anlamlı bir yargılama henüz yapılabilmiş durumda değil. Evet İlçe Emniyet Müdürü sembolik bir ceza aldı, ama biz katliamda daha üst düzey devlet yetkililerinin de sorumlu olduğunu, onların da yargılanması gerektiğiniz düşünüyoruz. Sanığın mahkemeye gelme talebi bile kabul edilmezken aileler üzerinde baskı kuruluyor, davalardan sonra yapılmak istenen açıklamalar engelleniyor, SGDF'nin twitter hesabı kapatılıyor. Adalet mücadelesini büyütmek isteyenlerin önüne hep bir engel çıkarılıyor" diyor.

İlgili Konular