Suudi Arabistan'da petrol tesislerine saldırı: Yaşananlar küresel ekonomi için neden endişe verici?

Petrol Telif hakkı Getty Images

Cumartesi günü Suudi Arabistan'ın petrol endüstrisinin altyapısına, dünyanın en önemli enerji tesislerine yönelik henüz, İHA mı yoksa füze mi olduğu, kimin tarafından düzenlendiği tam olarak belirlenemeyen geniş kapsamlı hava saldırıları hemen herkesi hazırlıksız yakalardı.

Her ne kadar Yemen'de Suudi güçleriyle savaşmakta olan Şii Husi isyancı güçleri saldırıyı üstenmiş olsalar da ABD İran'ı suçlamaya başlayınca, son derecede tehlikeli ekonomik, siyasi dinamikler harekete geçti.

En stratejik kaynak

Saldırılar, Suudi Arabistan'ın petrol ihracat kapasitesini yarıya indirdi. Bloomberg dünya petrol üretiminin %5'inin devreden çıktığını yazıyordu.

Dünya ekonomisinin en stratejik enerji kaynağı olan ham petrolün varil fiyatı, uluslararası piyasalarda Irak'ın Kuveyt'i, işgal ettiği 1990 Ağustos'undan bu yana en büyük günlük sıçramayla %20 oranında arttı.

Credit Suisse Group'tan enerji analisti, Saul Kavoniç'e göre "Arzda böyle bir aksama ve böyle bir fiyat tepkisi daha önce hiç görülmemişti... Siyasi risk primleri yeniden petrol piyasalarının gündemine girdi."

Telif hakkı Getty Images

Aslında dünya petrol piyasalarında, belirgin bir sıkışıklık yok. Küresel petrol tedarikinin aksaması da henüz söz konusu değil.

Ancak, saldırıların çapı, yarattığı hasar, bu çok karmaşık ve büyük finansal kaynakların harekete geçirilmesini gerektiren onarım sürecinin en azından üç ay sürebileceğine ilişkin öngörüler petrol fiyatını yukarı doğru itti.

Dahası Suudi Arabistan'ın muazzam askeri harcamalarla kurduğu hava savunma sisteminin, bölgedeki ABD ve Suudi AWACS casus uçaklarının krallığın bu kadar kritik ekonomik merkezlerine yönelik saldırıları durdurmaktaki başarısızlığı, saldırıların tekrarlanması durumunda hasarın daha da genişleme olasılığı da piyasaları tedirgin ediyor.

Uzmanlar, eğer Suudi Arabistan, saldırıların etkisiyle kaybettiği ihracat kapasitesini, rezervlerini çözerek karşılamaya başlarsa piyasalardaki tedirginliğin daha da artacağını, saldırının arkasından oluşan fiyat seviyelerinde gerilemenin zorlaşacağını düşünüyorlar.

Singapur'da çalışan Energy Aspects Ltd'nin analistlerinden Virandra Chauhan'a göre "Suudi Arabistan'ın enerji alt yapısının saldırılara bu kadar korunaksız olduğunun ortaya çıkması, piyasalara göz önüne almaları gereken yeni bir paradigma sunuyor"

Dünya ekonomisinde bir resesyon olasılığının hızla arttığı bir dönemde enerji fiyatlarındaki kalıcı bir artışın bu olasılığı güçlendirmesi kaçınılmaz. Pazartesi günü, ABD, Avrupa ve Asya borsalarında %1'e yaklaşan gerilemeler, altın ve ABD hazine bonolarının fiyatlarındaki artışlar da bu yönde işaretler veriyordu.

Hassas ve kırılgan dengeler zorlanıyor

Pazartesi günü ABD'nin Birleşmiş Milletler Temsilcisi Kelly Craft, BM Güvenlik Konseyine "ortaya çıkmaya başlayan bilgiler saldırıdan İran'ın sorumlu olduğunu gösteriyor" diyordu.

Senator Lindsay Graham, ABD'nin "İran'ın petrol tesislerine yönelik bir misilleme olasılığının masaya konması gerektiğini" savundu. Başkan Trump da "ABD silahlı bir müdahaleye hazırdır" dedikten sonra, bunun koşullarını gelecek kanıtlara bağlıyordu.

Yemen'de Husi isyancılarıyla savaşmakta olan Suudi liderliğindeki askeri ittifakın sözcülerine göre de "ilk bulgular, İran kaynaklı silahlarla gerçekleştirilen saldırının Yemen topraklarından kaynaklanmadığını gösteriyordu."

Telif hakkı Getty Images

Bu iddialara karşılık İran Devlet Başkanı Hasan Ruhani Pazartesi günü, Rusya ve Türkiye devlet başkanlarıyla yaptığı ortak basın toplantısında "Yıllardır Yemen'i hedef alan saldırılara karşılık Yemen halkı öz savunma hakkını kullandı" diyordu.

ABD'nin doğrudan İran'ı sorumlu tutmasının, bir askeri misilleme olasılığını gündeme getirmesinin bölgedeki son derecede hassas dengelerin kırılganlığını daha da arttırdığı kolaylıkla söylenebilir. Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik saldırıların ABD ile, "Bir misilleme kabul edilemez" diyen Rusya ve İran'la yapılmış olan nükleer anlaşmayı, ABD tek taraflı olarak çıktıktan sonra korumaya çalışan Avrupa, arasında yeni bir gerginlik alanı yaratması da kaçınılmaz görünüyor.

Bu karmaşık ve hassas dengelerin içine, İran'ın nükleer silahlar edinmesini ne pahasına olursa olsun engellemeye kararlı İsrail'i de eklemek gerekiyor.

İsrail'de yayımlanan Haaretz gazetesine göre, Pazartesi günü Başbakan Natenyahu, silahlı kuvvetler radyosunda konuşurken, "ABD ile İran arasında patlak verebilecek bir çatışmanın içine çekilme olasılığına hazır olduklarını" söylemiş

İsrail'de Başbakan Natenyahu'yu zorlamaya başlayan, yasal soruşturmaların ve çok kritik bir seçim ortamının varlığı, bir süredir Suriye'de İran hedeflerini vurmakta olan İsrail'in de İran'ı hedef alan saldırılarını tırmandırma olasılığını arttırıyor.

Son aylarda körfez sularında petrol tankeri esir alma, kimi altyapı kuruluşlarına yönelik düşük yoğunluklu saldırılarla süren olaylarda, bu son saldırılardan sonra bir tırmanma olasılığının aniden artması, son yıllarda uluslararası yatırımcıların dikkatlerinin, Davos Dünya Ekonomik Forumu yayımladığı yıllık risk raporlarındaki vurgunun ekonomik risklerden jeopolitik risklere kaymaya başlaması konunun ilerleyen dönemde de yatırım kararlarını etkileyebileceğini gösteriyor.