Barış Pınarı Harekâtı: Batı operasyonla ilgili neden kaygılı, Türkiye'nin yanıtı ne?

göç Telif hakkı AFP

Türkiye'nin 9 Ekim günü başlattığı Barış Pınarı Harekâtı'na Batılı ülkelerin tepkilerinin beklenilenden daha sert olduğu gözleniyor. Birçok Avrupa Birliği (AB) üyesi ülke, Türkiye'yi operasyondan dolayı kınarken, BM Güvelik Konseyi'nde yer alan 5 Avrupalı ülke de konseyi acil gündemle toplantıya çağırdı. Batı'nın operasyona ilişkin kaygıları 'insani bunalım, siyasi sürecin tıkanması, Suriye'nin toprak bütünlüğü ve IŞİD ile mücadele' başlıklarında toplanıyor.

Türk Dışişleri Bakanlığı ise 11 Ekim Cuma günü yaptığı açıklamayla "Barış Pınarı Harekâtı'nın nihai hedefinin, Türkiye'nin sınırlarının güvenliğini sağlamak, bölgedeki teröristleri etkisiz hale getirmek ve bu suretle Suriye halkını teröristlerin zulmünden kurtarmak" olduğunu söylüyor.

Türkiye, harekatın başlamasından sadece birkaç saat önce başta BM Güvenlik Konseyi üyeleri olmak üzere NATO ve AB içinde yer alan birçok ülkenin büyükelçilerine Dışişleri Bakanlığı'nda, savunma ataşelerine de Savunma Bakanlığı'nda bilgilendirme toplantıları yaptı.

Toplantılarda, Türkiye'nin sınır ötesi operasyonunu meşru müdafaa hakkını tanıyan BM Şartı'nın 51. Maddesi ve BM Güvenlik Konseyi'nin terörle mücadele ile ilgili çok sayıdaki kararlarına dayandırdığı kaydedildi.

Operasyonun tamamen 'terörle mücadele kapsamında' olacağı, 'güvenli bir bölgenin kurulmasının' hedeflendiği ve 'sivillere zarar gelmeyeceği' belirtilirken, Türkiye'nin bu askeri harekatının Suriye'nin toprak bütünlüğüne zarar vermeyeceği tam tersine güvence altına alacağı bildirildi.

Türkiye'nin bu bilgilendirmesine karşın Batılı ülkelerin operasyonun gerekliliği, amaçları ve kapsamı konusundaki eleştirileri giderilemediği değerlendiriliyor.

Operasyondan kısa bir süre sonra BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri Fransa ve İngiltere'nin liderliğinde Avrupalı geçici üyeler Almanya, Belçika ve Polonya'nın Güvenlik Konseyi'ni acilen toplantıya çağırması dikkat çekici bir gelişme olarak görüldü.

Almanya, Fransa ve Hollanda'dan gelen kınama mesajlarının yanı sıra AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker'in operasyonun durdurulması çağrısını yaparken bu bölgeye Suriyeli mültecileri yerleştirmek isteyen Türkiye'nin hiçbir koşulda mali destekte bulunulmayacağını söylemesi dikkat çekti.

AB Güvenlik ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini de yaptığı açıklamada, operasyonun durdurulmasına isterken, 'Türkiye'nin önerdiği şekilde oluşturulacak bir güvenli bölgeye Suriyeli mültecilerin döndürülmesi planının uluslararası normlar açısından uygulanmasının olanaklı olmadığını' kaydetti.

Türkiye'nin operasyonun gelecek hafta toplanacak AB liderler zirvesinde gündeme gelmesinin büyük olasılık olduğu öngörülüyor.

Telif hakkı EPA

Dört temel kaygı ve Türkiye'nin yanıtları

Batılı ülkelerde yapılan değerlendirmelerde, Türkiye'nin başlattığı operasyona ilişkin 4 temel kaygı öne çıkıyor:

İnsani bunalım: Türkiye'nin birçok ülkeyle paylaştığı güvenli bölge haritalarına göre Suriye'nin kuzeydoğusunda kalan kısımda 760 bin kişi yaşıyor. Bu bölgede daha fazla istikrarsızlığa sebep olabilecek askeri çatışmaların sivil halk üzerinde olumsuz etkisi olabileceği hesap ediliyor.

BM'den yapılan açıklamalarda da "en kötü" senaryoya göre hazırlık yapıldığını açıklanması bu kaygıyı somutlaştıran bir değerlendirme olarak görülüyor.

Dışişleri Bakanlığı: "Harekâtın planlama ve icrasında sadece, AB ve NATO tarafından da terör örgütü kabul edilen PKK'nın Suriye kolu PYD/YPG unsurları ile bu unsurlara ait barınak, sığınak, mevzi, silah, araç ve gereçler hedef alınmaktadır. Sivillerin ve sivil altyapının zarar görmemesi için gereken her türlü tedbir uygulanmaktadır. Yeni bir insani krize ve kitlesel göç dalgasına yol açılacağı yönünde tedavüle sokulan iddialar, Türkiye'nin terörle mücadele çabasını itibarsızlaştırmak amacıyla üretilmektedir."

Siyasi süreç tıkanabilir: 2011'den bu yana süren Suriye iç savaşının siyasi yollarla sonlandırılması açısından en önemli gelişmelerden biri Suriye rejimi ve muhalefetini bir araya getirecek olan Anayasa Komitesi'nin kurulduğuna ilişkin BM açıklaması olmuştu.

150 kişiden oluşacak olan ve Suriye rejimi, muhalefet ve sivil toplumunun eşit olarak temsil edileceği Anayasa Komitesi'nin Ekim ayı sonunda Cenevre'de bir araya gelmesi öngörülüyor. Türkiye'nin askeri operasyonunun siyasi süreci tamamen sona erdirmese bile güçleştireceği ve Suriye rejiminin anlamlı bir sonuç için masaya oturması riske atacağı değerlendirmesi yapılıyor.

Dışişleri Bakanlığı: "Barış Pınarı Harekâtı'nın Suriye'de siyasi çözüm çabalarına zarar vereceği iddiası gerçeklikten uzaktır. Türkiye, diğer Astana garantörleri ve BM'yle yakın işbirliği yaparak, Anayasa Komitesi'nin kurulabilmesi için azami ve samimi çaba harcayan az sayıdaki ülkeden biridir. Siyasi çözümün üzerinde inşa edilmesi gereken toprak bütünlüğü ve siyasi birlik ilkesine zarar veren ayrılıkçı bir gündem izleyen ve Suriye halkının hiçbir kesiminim meşru temsilcisi sayılamayacak bir terör örgütüyle mücadele, bilakis siyasi sürecin ilerletilmesine katkıda bulunacaktır."

Suriye'nin toprak bütünlüğü: Türkiye'nin açıklamalarına karşın, bölgedeki durumun Türkiye'nin sınırlarına dönük ispat edilebilir bir güvenlik sorunu yaratmadığı düşüncesinde olan birçok Batılı ülke, Barış Pınarı Operasyonu'nun uluslar arası hukukun gereklerini karşılamadığı düşüncesinde.

Yapılan değerlendirmelerde, Türkiye'nin daha önceki operasyonları kapsamında Suriye topraklarında askeri güç bulundurduğu, Türk yetkililerin mevcut operasyon alanı olarak Irak sınırına kadar çok geniş bir bölgeyi gündeme getirdiği ve bunun da geniş bir açıdan bakıldığında Suriye'nin toprak bütünlüğüne ilişkin kaygıları tetiklediği belirtiliyor.

Dışişleri Bakanlığı: "Türkiye için komşusu Suriye'nin toprak bütünlüğü ve siyasi birliğinin korunması esastır. PYD/YPG terör örgütünün ayrılıkçı gündemine zımnen veya açıkça destek veren ülke ve çevrelerin bu hususta Türkiye'ye yönelik asılsız ithamları, Suriye'nin bölünmesini hedefleyen planlarının bozulmasından kaynaklanan bir tepkinin tezahürüdür."

IŞİD ile mücadele: Kaygıların ortaklaştığı bir başka unsur da Türkiye'nin operasyonun IŞİD ile mücadeleye sekte uğratabilecek olması. ABD Başkanı Trump'ın açıklamalarının tersine IŞİD'in daha tam olarak ortadan kaldırılmadığı, ayrıca tutuklu IŞİD üyeleri ve ailelerin akıbetinin belirsiz bir hale geldiğini düşünen Batılı ülkeler, Türkiye'nin IŞİD ile bu süreçte ne kadar etkin bir mücadele gerçekleştireceği konusunda kaygıları olduğunu saklamıyorlar.

Dışişleri Bakanlığı: "Türkiye, Suriye'de DEAŞ terör örgütüne karşı en fazla mücadele veren ve en ağır bedeli ödeyen ülkedir. DEAŞ terörüne karşı bir başka terör örgütüyle mücadele etme hatasını ısrarla sürdüren, PYD/YPG'nin DEAŞ'lı tutukluları çıkarları doğrultusunda serbest bırakmasına göz yuman ve kendi vatandaşı olan yabancı terörist savaşçıları dahi geri almaktan kaçınan ülkelerin, DEAŞ'a karşı mücadele konusunda ülkemize ders verme hakkı yoktur."

Bölgenin demografisi: AB Güvenlik ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini Suriye'nin kuzeydoğusunda oluşturulması planlanan güvenli bölgenin mültecilerin dönüşü için UNHCR tarafından belirlenen uluslararası kriterleri karşılamayacağını belirtip, AB'nin tutumunun 'yerinden edilenlerin ancak şartlar sağlandığında güvenli, gönüllü ve itibarlı bir şekilde ülkelerine dönmeleri' yönünde olduğunu söyledi. Mogherini "Her hangi bir demografik değişim kabul edilemez" dedi.

Dışişleri Bakanlığı: "Türkiye'nin harekât alanının demografisini değiştirmek gibi bir amacı yoktur. PYD/YPG terör örgütü, ihtilafın başından bu yana, Kürtler başta olmak üzere, bölge halkına karşı baskı ve yıldırma politikası uygulamış, yerel halkı zorla evlerinden etmiştir. PYD/YPG'nin etnik temizlik başta olmak üzere işlediği insanlığa karşı suçlar, bağımsız uluslararası kuruluşlarca da belgelenmiştir."

'Sınırlı bir operasyon olmalı'

Bu kaygılarını dile getiren Batılı ülkeler, Türkiye'nin operasyonun kapsamına göre tepkilerin de daha sertleşebileceği uyarısında bulunuyorlar. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg'in açıklamasında dile getirdiği gibi "ölçülü" ve sınırlı bir operasyon gerçekleştirilmesi durumunda Batı'nın da tepkisinin mevcut durumda kalacağı, ancak operasyonun genişlemesi durumunda yaptırımları da kapsayacak şekilde tepkilerin gelişebileceği değerlendirmesi yapılıyor.