Barış Pınarı Harekâtı: Kobani'nin sınır komşusu Suruç'ta halk, operasyon ve havan topu saldırıları için ne diyor?

"Biz 2014'te yanı başımızda, Kobani'de bir savaş yaşandığını gördük. Zor günlerdi. Şimdi yeniden savaş olacak diye tedirginiz."

Şanlıurfa'nın, Suriye ile sınır ilçelerinden Suruç'ta kiminle konuşsak benzer cümleleri kuruyor.

Türkiye kamuoyu Suruç'u daha çok, 2015'teki IŞİD saldırısı sonrası Kobani'den yaşanan göç ve aynı yıl 31 sosyalist gencin öldüğü katliamla biliyor.

Suruç, Şanlıurfa'nın, büyük çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu ve aynı zamanda HDP'li bir belediyeye de sahip tek ilçesi.

Şanlıurfa merkezindeki ve diğer birçok ilçedeki Barış Pınar Harekâtı'na güçlü destek atmosferi burada yok.

İlçede ama özellikle de sınıra yakın yerleşim yerlerinde kaygı hakim.

Bunun bir nedeni Suruç sakinlerinin kendilerine zarar gelme ihtimali ve geçim derdiyken bir diğer nedeni ise akrabalık ilişkilerinin bulunduğu Kobanililerin zarar görme olasılığı.

Image caption Havan saldırısında kardeşini kaybeden Mehmet Yağmur, yaşadıklarını BBC Türkçe'ye anlattı

Ağabeyini havan saldırısında kaybeden köylünün isyanı

En fazla tedirginlik sınır köylerinde yaşanıyor.

Henüz Barış Pınarı Harekâtı kapsamında Kobani'de bir hareketlilik yaşanmasa da, geçen hafta sınırın YPG'nin denetiminde bulunan karşı tarafından atılan havan topları nedeniyle 3 kişi yaşamını yitirdi.

Hayat kayıpları, sınıra yakın Çaykara köyünde (Kürtçe adıyla Maasere) yaşandı.

BBC Türkçe ekibi olarak bu köye gittik.

Yanında bir hudut karakolunun bulunduğu köyden Kobani'yi ve hatta Kobani'deki bir dönem ABD'ye ait olduğu düşünülen gözetleme kulelerini görmek mümkün.

Köy, hemen hemen tamamen boşalmış durumda.

Hemen önüne havan topu düşen evin duvarları delik deşik olmuş, camları kırılmış.

Yakındaki bir traktör ve su tankerinde oluşan delikler, havan topunun gücünü ortaya koyuyor.

'Bizim karakol atınca onlar da attılar, böyle olaylar oldu'

Olayda köyün muhtarı Halil Yağmur ve 2 işçi yaşamını yitirdi.

BBC Türkçe'ye konuşan, Halil Yağmur'un kardeşi Mehmet Yağmur, yaşananları boğazı düğümlenerek anlatıyor:

"Burada karakol var, bizim karakol atınca onlar da attılar, böyle olaylar oldu.

"Karşıdan, Suriye'den geldi bize. Koştuk geldik, olay olmuştu, tam şuraya düşmüştü. Bir iki tane elektrik telini koparıp şuraya da düştü. İşçilerin bir tanesi ağabeyim gibi olduğu gibi hemen öldü. Öbürünü hastaneye götürdüler, ayağını kestiler, saat bire doğru o da vefat etti."

Olayda Halil Yağmur'un oğlu yani Mehmet Yağmur'un yeğeni de yaralandı.

Bir başka eve düşen hava topu da başka bir köylünün yaralanmasına neden oldu. Bu kişinin yaralandığı evde yerde hala yoğun kan izleri olduğu yerde duruyor.

Halil Yağmur güvenlik nedeniyle köyün boşaldığını, sadece az sayıda erkeğin kaldığını, onların da geceleri güvenli buldukları bir binanın altında hep birlikte kaldıklarını söylüyor.

Image caption Patlamanın yıkıcı etkisi, duvardaki izlerden görülüyor

Havan topu saldırısını kastederek "Allah kimseye bu acıyı yaşattırmasın" diyen Yağmur, "Savaş bitsin" temennisinde bulunuyor:

"Şimdi güvence olmayınca kaymakam bey de dedi, herkes köyü boşaltsın, burada güvence yok, köyden çıkın gidin. Yaşadığımız, büyüdüğümüz yerdir, toprağımızdır yani. Başka bir yere gitmek istemiyoruz. Bu çocukların okulu ne olacak? Eğitimi ne olacak? Bilmiyoruz.

"Çiftçi de perişan burada, herkes perişan. Bir an önce bu savaşın durmasını istiyoruz biz. Başka bir şey istemiyoruz.

"Bizim aramızda bir sınır var. Sınırın öbür tarafındakilerle akrabayız. Kobani sürecinde buraya geldiler, hepsiyle tanışıyoruz, biliyoruz. Yani bir parçamız orada, bir parçamız burada, bir fark yok. Bunu yapanın (havan topu saldırısı) Allah belasını versin diyorum. Savaş bir insanlık suçudur, savaş bitsin, insanlar ölmesin. Yazık, Allah kimseye bu acıyı yaşattırmasın, başka bir şey demiyorum."

'Başka yerde yaşayacak maddi imkanımız yok'

BBC Türkçe'nin edindiği bilgilere göre sınır boyundaki yaklaşık 25 muhtarlığa gönderilen yazıda, güvenlik nedeniyle bu muhtarlıklara bağlı yerleşim yerlerinden ayrılma çağrısı yapıldı.

Bir muhtar, bunun yaklaşık 10 bin kişilik bir nüfusunun bu bölgelerden ayrılmasının istendiği anlamına geldiğini belirtiyor.

Resmi yetkililer, zor kullanmıyor ancak bu bölgelerde yaşamanın güvenli olmadığını belirtip, ayrılmalarını öneriyor.

Bazı köyler neredeyse tamamen boşalmış, bazılarında ise kimileri gitmiş kimileri kalmış.

Kimi köylüler, burayı bırakıp başka bir yere gidecek imkanları olmadığını söylüyor.

BBC Türkçe'ye konuşan ve adını vermek istemeyen erkek ve kadın köylüler, köylerinden ayrılmaları durumunda başka yerlerde yaşamlarını sürdürecek maddi imkanlarının olmadığını, bu yüzden zorda olduklarını söylüyor.

'Pamuklarımızı toplayamazsak ne yapacağız?'

Tarım, Suruçluların en önemli gelir kapılarından. Tarımda da pamuk yani tarım deyimiyle "beyaz altın" önemli bir yer tutuyor.

Türkiye-Suriye sınır hattında geniş alanlara yayılan, beyaz pamuk tarlalarını görmek mümkün.

Bugünlerde pamuk hasadı var ancak geçimini pamuktan sağlayan köylüler şimdilerde endişeli.

Mollahamza Köyü'nde konuştuğumuz, geçimini pamuktan sağlayan bir genç şunları söylüyor:

"Şu anda bizim 200 dönüm pamuğumuz var. (Hasadın) Ortalama süresi bir 20-25 gün sürer. Bırakamıyoruz, bu kadar masraf yapmışız, bu kadar eziyet çekmişiz. Diyorlar bırakın gidin. Gitsek hepsi zarar gideceğiz. Zaten bankalardan borcumuz var."

Yine aynı köyde konuştuğumuz bir başka çiftçi, pamuk hasadı için biçer makinesi de işçi de bulamadıklarını anlatıyor:

"Halkın mahsulü hep sınırda. Getirdiğimiz biçercilerin hepsi kaçıyor. Bugün sabahtan beri biçerlerin peşinde geziyoruz, diyorlar 'Biz sınıra yakın bölgelere gitmiyoruz, çalışmıyoruz'. Yağmur da geliyor. Bir şey oldu mu bu mahsul hep telef olup gidecek. Baştaki yetkililer bize bir çare bulsun, ya biçer getirip burada mahsulümüzü biçtirsinler. Devlet bizi korursa ne yapacaksa bizi korusun, biz de mahsullerimizi biçelim.

"Ayrılmak zorunda kalsak… Bu sefer bu mahsulü biçmesek de giremeyiz daha. Maddi durumumuz da yok. İşçiler elle topluyordu, işçiler de gelmiyor. İşçilere gittik 'Biz o mıntıkada toplamıyoruz' diyorlar. Haklıdır adamlar korkuyor."

Bu çiftçi de "Savaş istemiyoruz" diyor: "Valla savaş istemiyoruz. İnşallah güzel bir şey olur hem devletimiz perişan olmaz hem halk perişan olmaz. Savaş olmasa iyidir yani."

Suruç merkezde kaygılı bekleyiş

Suruç'un merkezinde de, hem sınır bölgelerine düşen havan topları hem de operasyon ve çatışmaların Kobani'ye uzanacağına dair bir tedirginlik var.

BBC Türkçe olarak Suruç sokaklarında konuştuğumuz ilçe sakinleri, bu tedirginliklerini dile getiriyor.

Ancak birçok kişi, basına verdikleri demeçlerin başlarına iş açabileceğinden çekindiğini, bu yüzden isim ve görüntü vermek istemediklerini söylüyor.

Suruç'ta çarşıda görüştüğümüz bir esnaf, ortadaki atmosferin çarşıda da belli bir durgunluk yarattığını anlatıyor.

Esnaf da "Savaş istemiyoruz" cümlesini kuruyor:

"Savaşın olduğu yerde mutluluk olabilir mi? Ben şu anda korkuyorum. Şu anda bir havan topu düşer mi acaba buraya? Bir mermi düşer mi buraya? Buraya bir mermi düşse Allah için hepimiz ölürüz. Fikrimce insanların geneli, belki bunu da söyleyemiyorlar ama savaşı istemiyorlar. Hiç kimse savaş istemiyor, kesinlikle savaş istemiyor.

"Devlet orada sivil insanların zarar görmemesi için köyleri boşaltıyor fikrimce. Çünkü savaş olduğunda oraya havan mermisi düştüğünde biz gördük, üç kişinin hayatını kaybettiğini gördük biz."

'Suruç bu acıyı Kobani döneminden biliyor'

Makamında görüştüğümüz belediye başkanı Hatice Çevik, 2015'teki Ankara Gar Meydanı saldırısında kızını ve kızının halasını yitirip yaralanmış bir siyasetçi.

Türkiye kamuoyunun bir bölümü onu, saldırı ardından yaralı olarak eşine sarıldığı görüntüden tanıyor.

Yerellerde mülki idarelerle, HDP'li belediyeler arasında gerilim olduğu, ortak hareket edilmediği biliniyor. Suruç da bunların arasında.

Çevik sınır bölgesinden kuzeye taşınmalar için çalışmalar yaptıklarını belirtiyor:

"Belediyenin tüm birimlerini, tüm imkanlarını harekete geçirmiş durumdayız. Cuma günü itibariyle bir kriz masası oluşturduk, daha kuzeydeki köylerde boş evlerin araştırmasını yapıyoruz, köylüleri yerleştirebileceğimiz evleri araştırıyoruz."

Çevik, Kobani'de de çatışmaların olmamasını dilediğini belirtiyor:

"Daha önce bir acı yaşamış bir yer burası. Kobani sürecini 2014 yılında yaşamış bir ilçe. O acının ne olduğunu çok iyi bilen bir ilçe. Umarız öyle bir göç dalgası olmaz. Umarız böyle bir sivil kaybı olmaz."