Ahrar El Şarkiye: 'Savaş suçu' işlemekle suçlanan Suriyeli silahlı muhalif grup

Ahrar El Şarkiye / Twitter Telif hakkı Ahrar El Şarkiye / Twitter

Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyinde gerçekleştirdiği Barış Pınarı Harekâtı'na katılan bazı Suriyeli silahlı muhalif gruplar, uluslararası alandan gelen "savaş suçu işledikleri" suçlamalarıyla karşı karşıya.

Bu silahlı örgütlerin başında ise, Türk ordusuna eşlik eden ve kendisini Suriye Milli Ordusu olarak tanımlayan grubun çatısı altındaki Ahrar El Şarkiye (Doğu'nun Özgürleri) yer alıyor.

"Milli Ordu'nun 1. Kolordusu"nda yer alan Ahrar El Şarkiye, 12 Ekim'de Suriyeli Kürt politikacı Hevrin Halef'in öldürülmesi ile bazı sivillerin ve sağ yakalanan bazı YPG'lilerin öldürülmesiyle suçlandı. Örgüt, ayrıca Birleşmiş Milletler'in (BM) ve Londra merkezli insan hakları kuruluşu Amnesty International'ın (Uluslararası Af Örgütü) açıklamalarına girdi.

Peki Ahrar El Şarkiye, nasıl bir örgüt, geçmişten bugüne nelerle suçlanıyor ve suçlamalara ne yanıt veriyor?

Deyr Ez Zor kökenli

Ahrar El Şarkiye, Deyr Ez Zor kökenli bir grup.

BBC Türkçe'ye konuşan Swansea Üniversitesi araştırma görevlisi, Suriye uzmanı Aymenn Jawad El Tamimi'nin aktardığına göre örgüt, Türkiye ile de iyi ilişkileri olduğu düşünülen ve daha büyük bir grup olan, İslamcı çizgideki Ahrar El Şam'ın bünyesinde ortaya çıktı.

IŞİD 2014'te Deyr Ez Zor'u alınca, örgütü oluşturacak militanlar kuzeydoğuya doğru gitti.

2016'da Halep'in kuzeyine yönelen militanlar Ahrar El Şam'dan ayrıldı ve Türkiye'nin Fırat Kalkanı Harekâtı'na dahil oldu.

Suriye iç savaşının ilk yıllarından bu yana ülkedeki silahlı grupları inceleyen El Tamimi, grubun en önemli motivasyon kaynaklarından birinin, ortaya çıktığı Deyr Ez Zor'a geri dönmek ve Suriye Demokratik Güçleri'ni (SDG) buradan çıkarmak olduğunu söylüyor.

BBC Türkçe, Ahrar El Şarkiye örgütünün lideri Ebu Hatem Şakra'ya ulaştı ve grup hakkındaki iddiaları sordu.

Şakra, Ahrar El Şarkiye'nin Özgür Suriye Ordusu'nun (ÖSO) kökenli olduğunu, Hawar Kilis Operasyon Odası'nın kurulmasına katkıda bulunduğunu, Milli Ordu örgütlenmesinin kurulmasında rol oynadığını belirtiyor.

Gerçekliği bağımsız kaynaklardan tarafından doğrulanmamış, bazı Ahrar El Şarkiye militanlarını gösteren ve sosyal medyada yayımlanan bazı videolarda Kürtleri ve kadınları aşağılayan ifadeler kullanıldığı görülüyor.

Grup açıklamalarında siyasal İslamcı çizgide bir dil kullanıyor.

Şakra, Suriye'de ulus, mezhep ve ırk ayrımı yapmadıklarını savunurken, "Ahrar El Şarkiye'nin ayrılıkçı grupların çağrılarına karşı olduğunu ve Suriye'nin bütünlüğünü korumaya çalıştığını" söylüyor.

Telif hakkı Ahrar El Şarkiye / Twitter

Afrin'de 'hak ihlali' suçlamaları ve iç çatışmalar

Ahrar El Şarkiye, 2018'de Afrin'i hedef alan Zeytin Dalı Harekâtı'na da katıldı.

Bununla grubun daha önce var olmadığı Afrin ve civardaki varlığının arttığı düşünülüyor. Afrin operasyonu dönemiyle örgütün adı daha sık duyulmaya başlandı.

Afrin operasyonu sonrası Ahrar El Şarkiye ile Hamza Tugayı gibi diğer bazı gruplar arasında iç çatışmalar yaşandı.

Örgüt 2018'de Afrin'in çeşitli yerlerine, kadınlara başörtüsü takmaları ve İslami usullere göre giyinme çağrısı yapan büyük posterler astı.

New York merkezli İnsan Hakları İzleme Örgütü Human Rights Watch (HRW) Temmuz 2018'de yayımladığı bir raporda bazı grupların Afrin'de halkın malını yağmaladığını belirtti.

HRW bunu yapanlar arasında Ahrar El Şarkiye üyelerinin de olduğunu açıkladı.

Örgüt ise bu iddiaları reddetti ve bu tür olaylara karıştığından şüphelenilen bazı üyelerini tutukladığını açıkladı.

Uluslararası Af Örgütü ise 2018 Ağustos ayında Afrin'de muhalif grupların; kaçırarak kaybetme, keyfi tutuklama, yağma gibi sivillere yönelik çeşitli insan hakları ihlalleri gerçekleştirdiğinin saptandığını belirttiği bir rapor yayımladı.

Raporda bu hak ihlallelleriyle ilgili suçlanan bir kaç gruptan biri de yine Ahrar El Şarkiye oldu.

Yağma iddiaları ardından Türkiye bu iddiaları araştırdığını açıkladı.

O dönem Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve ÖSO, yağma yapan bazı gruplara karşı operasyon düzenledi. TSK'nın çatıştığı bu grupların kim olduğu resmi olarak belirtilmedi.

Türk basınında çıkan bazı haberlerde ise TSK ve ÖSO'nun Ahrar El Şarkiye'yi de hedef aldığı bildirildi.

Barış Pınarı Harekâtı'ndaki faaliyetlerine dair eleştiriler

Örgütün adı, Barış Pınarı Harekâtı'nda, hakkındaki suçlamalarla uluslararası kamuoyunda tartışılmaya başlandı.

12 Ekim'de, İngiltere merkezli, muhaliflere yakın Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Suriyeli Kürt politikacı Hevrin Halef ve şoförünün de aralarında bulunduğu dokuz kişinin M4 karayolunda silahlı muhalifler tarafından infaz edildiğini açıkladı.

BM İnsan Hakları Ofisi'nde yapılan açıklamada ayrıca Ahrar el Şarkiye'ye mensup kişilerin yargısız infaz gerçekleştirdiğini gösteren 12 Ekim'e ait iki farklı görüntünün incelendiği belirtildi. BM, Türkiye'ye, bu olayları araştırma çağrısı yaptı.

Uluslararası Af Örgütü, Halef'in Ahrar El Şarkiye örgütü militanları tarafından sürüklenerek arabasından çıkarıldığını, darp edildiğini ve soğukkanlı bir biçimde vurularak öldürüldüğünü, Halef'in şoförünün de aynı yerde öldürüldüğünü öne sürdü.

Af Örgütü'ne göre Ahrar El Şarkiye militanları aynı gün, aynı yerde en az iki YPG'liyi yakaladı ve öldürdü.

Yine Af Örgütü'ne göre militanlar, yerel bir sağlık örgütünde çalışan iki sivili de ilaç nakli gerçekleştirirlerken kaçırdı.

Bu arada örgütün, çatışmalar sırasında Ayn İsa kampından kaçan IŞİD'li aileleri yakaladığı ve bu kişilerin durumunun belirsiz olduğu iddiası da sosyal medyada dillendirildi.

Ahrar El Şarkiye kendisini nasıl savunuyor?

BBC Türkçe'nin ulaştığı Ahrar El Şarkiye lideri Ebu Hatem Şakra, Hevrin Halef'in ölümüyle ilgileri olmadığını öne sürdü.

Örgütün bir kameramanı, geçtiğimiz günlerde Şark el Avsat gazetesine verdiği röportajda Halef'in Ahrar El Şarkiye'nin de içinde olduğu gruplar tarafından M4 otoyolunda kurulan bir kontrol noktasında, Halef'in aracının durmamasının ardından açılan ateş sonucu öldüğünü söylemişti.

Şakra bu açıklama ile ilgili sorularımıza yanıt vermedi. Bazı sivillerin ve canlı yakalanan YPG'lilerin infaz edildikleri iddialarını ise reddetti:

"Sivillerin idamı ile ilgili iddiaların gerçekle hiç alakası yok. Medyanın sivil olarak yayınladığı video ise o bariyerde durmayıp Milli Ordu'nun askerleriyle çatışan YPG Asayiş unsurlarından idi. Bariyerde duranlar ise yaşıyorlar ve Milli Ordu'nun elindeler.

"YPG/PYD tarafından IŞİD mensuplarının aileleri serbest bırakıldıktan sonra onlar, Milli Ordu'nun kontrolü altındaki bölgelere yöneldiler. Bunlar bir yerde toplatıldı ve Türkiye komutanlığına teslim edildiler."

Savaş suçu iddialarının araştırılması için Suriye Milli Ordusu bünyesinde bir inceleme komisyonu kuruldu.

BBC Türkçe'nin edindiği bilgiye göre bu komisyon Hevrin Halef'in ölümünü de inceliyor.

Ebu Hatem Şakra, haklarındaki iddiaları reddetti, bu komisyona destek verdiklerini belirtti ve "Tel-Abyad'dan Rasulayn'a kadar Barış Pınarı Harekâtı'nın gerçekleştiği her yerde şikâyetleri takip eden Milli Ordu'nun komisyonuna ilk biz destek verdik ve yardım ettik" dedi.

Suriye Milli Ordusu bünyesindeki bu soruşturma kapsamında tutuklananlar olduğu, bu ve benzeri soruşturmaların sonuçlarının önümüzdeki günlerde açıklanacağı belirtiliyor.

Diğerlerinden farklı mı?

Uluslararası kamuoyunda, Ahrar El Şarkiye'yle ilgili olarak insan hakları ihlalleri açısından "aşırı" bir grup olduğu yönünde yorumlar yapılıyor.

BBC Türkçe'ye konuşan Uluslararası Af Örgütü'nün Suriye araştırmacısı Diana Semaan, uluslararası insan hakları açısından örgütü şu sözlerle eleştiriyor:

"Uluslararası insan hakları hukukuna kesinlikle saygı göstermiyorlar, bununla ilgili kuralları sık sık çiğniyorlar ve savaş suçu işliyorlar. Grubun faaliyetleriyle ilgili olarak son derece kaygılıyız."

Swansea Üniversitesi'nden Suriye uzmanı El Tamimi, birçok grubun aslında insan hakkı ihlalleri yaptığını, bu grubun öne çıkmasıyla diğerlerinin ihallerinin gözardı edilmemesi gerektiğini, bu yaklaşımın diğer silahlı örgütlerin aklanması riski doğurabileceğine dikkat çekti.

El Tamimi, "Benim görüşüme göre Ahrar El Şarkiye diğer gruplardan daha radikal değil. Tüm gruplar bu ihlalleri gerçekleştiriyor. Son dönemde grubu bir "kötü adam" modeli olarak göstermek popüler hale geldi. Aynı şey 2016'da da Nureddin Zengi Hareketi için yapılmıştı" dedi.

Örgüt uluslararası kuruluşların radarına takılmış görünüyor, bunların uluslararası hukuki sonuçlarının olup olmayacağı konusunda özellikle Hevrin Halef'in öldürülmesi ve diğer bazı "infaz iddiaları"yla ilgili soruşturmaların akıbetinin belirleyici olacağı görüşü yaygın.