Koronavirüs: Hayvanlardan insanlara geçen hastalıkların sayısı neden arttı?

Hong Kong'da bir tren istasyonu Telif hakkı Getty Images
Image caption Hong Kong'da bir tren istasyonu

Dünya, Ocak ayı başında Çin'de ortaya çıkan ve 20'den fazla ülkede daha görülen koronavirüs ve salgın hastalıkla ilgili haberlerle çalkalanıyor.

Yeni ortaya çıkan salgın hastalıkların yayılması genelde bir kereye mahsus olarak görülüyor.

Ancak vahşi doğadan kaynaklandığı düşünülen yeni virüs, ilk olarak hayvanlarda ortaya çıkan salgın hastalıklarla ilgili riskin ne kadar arttığını gösteriyor.

İklim değişikliği ve küreselleşme, hayvanlar ve insanların etkileşimini büyük oranda etkilemeye devam ettiği için, bu durumun gelecekte çok daha büyük bir sorun olacağı öngörülüyor.

Hayvanlar insanları nasıl hasta eder?

Son 50 yılda, hayvanlardan insanlara evrimleşerek geçen ve hızla yayılan salgın hastalıklarla karşı karşıya kaldık.

1980'lerde ortaya çıkan AIDS krizi de aslında büyük maymunlardan kaynaklanıyordu. 2004-2007 arasında yayılan kuş gribi de kuşlardan insanlara bulaşmıştı. 2009'daki domuz gribi de domuzlarda ortaya çıkmıştı.

Daha yakın bir zamana bakarsak, 2010'lardaki SARS virüsü salgını da yarasalardan misk kedilerine, oradan da insanlara bulaşmıştı. Aynı zamanda, Ebola virüsü de yarasalardan insanlara bulaştı.

Telif hakkı Getty Images
Image caption Çin'deki kafeslerde tutulan tavuklar

İnsanlar hayvanlardan hep virüs kapardı. Son dönemdeki en fazla yayılan salgın hastalıklar da hep vahşi doğadaki hayvanlardan insanlara bulaştı.

Çevresel etkenler ise bu süreci çok daha fazla hızlandırıyor.

Hayvanlardan insanlara bulaşmanın da ötesinde, daha çok kişinin şehirlerde yaşaması ve uluslararası seyahatlerin artması sebebiyle insanlar arasında da bu hastalıklar artık çok daha hızlı yayılıyor.

Virüsler farklı türler arasında nasıl geçiş yapıyor?

Birçok hayvan çok farklı ve çeşitli hastalık mikrobu, bakteri ve virüs taşıyor.

Bu mikropların uzun vadede hayatta kalabilmesi ve soyunun tükenmemesi, kendilerine yeni yaşam alanı bulmalarıyla mümkün oluyor. Bunu yapmak için de farklı türlere geçiş yaparak orada yaşamaya devam ediyorlar.

Geçtikleri yeni türün bağışıklık sistemi ise bu mikropları öldürmeye çalışıyor. Bu durum da iki türün birbiriyle bir çeşit evrim savaşına girerek hayatta kalma çabasına, yani rakibini öldürme çabasına dönüşüyor.

Örneğin 2003'teki SARS salgını sırasında virüsün bulaştığı insanların yüzde 10'u ölürken, yıllardır bilinen gripten ölenlerin oranı sadece yüzde 1.

Telif hakkı Getty Images
Image caption Çöp kutusunda maymunlar

Çevrenin ve iklimin değişmesi, hayvanların yaşam alanlarını yok ediyor. Hayvanlar da yeni yaşam alanları buluyorlar. Bu da onların yaşam tarzlarını, hayatta kalmak için yaptıklarını ve yemek türlerini değiştirmelerine yol açıyor.

İnsanların yaşam tarzı da aslında son 50 yılda değişti. 50 yıl önce insanların yüzde 35'i şehirlerde yaşarken günümüzde bu oran yüzde 55'e yükseldi.

Daha büyük şehirler de vahşi doğada olması gereken hayvanlara ev sahipliği yapmaya başladı. Örneğin artık rakunlar, sincaplar, tilkiler, kuşlar, çakallar ve maymunlar da şehir içindeki yeşil alanlarda, parklarda ya da insanların artıklarının bulunduğu çöplüklerde yaşıyor.

Çoğunlukla vahşi doğadan gelen hayvanlar şehirlerde hayata daha kolay tutunuyor çünkü yiyecek bulmaları çok daha kolay oluyor. Bu da yeni ortaya çıkan salgın hastalıklar için şehirleri bir eritme potasına dönüştürüyor.

En fazla kim risk altında?

Kendine yeni bir ev bulan yeni salgın hastalıklar genelde daha tehlikeli oluyor. Bu sebeple yeni ortaya çıkan hastalıklar bilim insanlarını çok daha fazla endişelendiriyor.

Bazı gruplar, bu virüslerin bulaşmasına daha müsait ve daha kırılgan.

Fakir şehir çalışanları, şehirlerin daha kirli bölgelerinde yaşayanlar, temizlik ve sağlık alanlarında çalışan kişiler, bu hastalıkların kaynağına daha yakın olma ve hastalığın bulaşması ihtimali daha yüksek olan kişiler arasında.

Daha az besin alan, daha kirli havaya maruz kalan ve daha az hijyenik ortamlarda yaşayanların da bağışıklık sistemi daha zayıf olduğundan, hastalıkla mücadele etmeleri zorlaşıyor. Bazı insanların ise sağlık sistemine erişimi olmayabiliyor.

Büyük şehirlerde insanlar daha sıkışık yaşadığı için yeni virüslerin insandan insana geçişi de çok hızlı olabiliyor. Çok yakın mesafede aynı havayı solumak ve aynı yüzeylere dokunmak, bu süreci hızlandırıyor.

Bazı kültürlerde de büyük şehirlerde yaşayan insanlar, vahşi doğayı yiyecek arzı için kullanıyor. Örneğin şehirde yakalanan ya da avlanan hayvanlar besin olarak kullanılıyor.