Denge ve Denetleme Ağı: Kurullar sermaye ve medyanın partizanca el değiştirmesinin aracı oldu

  • Ayşe Sayın
  • BBC Türkçe, Ankara
logo

Denge ve Denetleme Ağı (DDA); sermaye piyasası, radyo televizyon, piyasa rekabetinin sağlanması alanlarında faaliyet gösteren, kamu tüzel kişiliği niteliğindeki "düzenleyici ve denetleyici kurul/kurumları" mercek altına aldığı raporunu açıkladı.

1990'lardan itibaren oluşturulan bu kurulların, 2000'li yıllardan itibaren bağımsızlıklarının azaldığı ve yürütmenin/siyasi iktidarın etkisi altına girdiği belirtilen raporda, "Çeşitli siyaset bilimciler düzenleyici ve denetleyici kurumlardaki bu bağımsızlık kaybının Türkiye'deki demokratik geriye gidiş/otoriterleşme dinamiklerinde temel etken olduğunu vurgulamaktadırlar" görüşüne yer verildi.

Sivil toplum örgülerini bünyesinde toplayan DDA, yürütmenin Türkiye'deki düzenleyici ve denetleyici kurumlar üzerindeki etkisi ve bağımsızlığını kaybetmesinin Türkiye siyasetine etkisini içeren rapor hazırladı.

"Denge ve denetleme sisteminin birçok temel bileşenine doğrudan ya da dolaylı etkileri" nedeniyle, çalışmanın ağırlık noktasını Kamu İhale Kurumu (KİK), Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) ve Radyo Televizyon Üst Kurulu'nun (RTÜK) oluşturduğu vurgulandı.

Raporda, bağımsızlığını yitiren bu kurumların, "sermayenin iktidar lehine el değiştirmesi, kayırmacılık (klientalizm), siyasi rekabenin iktidar lehine "değişmesine yol açtığı" vurgulandı. Raporda dikkat çeken bazı değerlendirme ve saptamalar şöyle:

'Yürütme baskın hale geldi'

  • 2000'lerin başından itibaren Türkiye'de düzenleyici ve denetleyici kurumların kurul üyeleri ve başkanlarının atanması ve denetlenmesinde giderek yürütmenin daha baskın hale geldiği görülmektedir.
  • 2002 genel seçimlerinde tek başına iktidar olan Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde Kamu İhale Kanunu ve Kamu İhale Kurumu'na ilişkin birçok değişiklik hayata geçmiştir. Bu değişiklikler sonucunda Kamu İhale Kurumu'nun bağımsız düzenleme ve denetleme yapma kapasitesini törpüleyen birçok değişiklik yapılmıştır.
  • RTÜK, anayasal bir kurul olması ve üyelerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından seçilmesi özellikleriyle diğer düzenleyici ve denetleyici kurumlardan ayrılmaktadır. İncelenen dönem içerisinde lisans verme ya da ceza konularında iktidara yakın basın kuruluşları ile muhalif yayın yapan basın kuruluşları arasındaki eşitsizlik dikkat çekmiştir.

'Kayırmacılığı sistematik hale getirdi'

  • Türkiye'de bu tip kurumların giderek işlevsizleştirilmesi ve bağımsızlıklarını yitirmeleri son yıllarda kayırmacılığın (klientalizm) iki formunun da (belli kaynakların seçmenlere oy ve seçimler arası sadakat ön şartıyla dağıtılması ve literatürde patronaj olarak da ifade edilen ve kamu kaynaklarının siyasi parti üyelerine partizan saiklerle dağıtılması) Türkiye'de sistemik hale gelmesine neden olmuştur. Türkiye'de düzenleyici ve denetleyici kurumlardaki işlevsizleşme ve bağımsızlık kaybının, son yirmi yılda siyasi kayırmacılığın sistematikleşmesinde temel bir etken olduğunu ortaya koymaktadırlar.
  • Kamu ihalelerinin iktidar partisiyle dolaylı ya da dolaysız yakın ilişkideki firmalara verilmesi son yıllarda giderek medyada da yankı bulmuştur. Kamu ihalelerinde iktidar partisiyle dolaylı ya da dolaysız olarak bağlantılı firmaların baskınlığı yerel yönetimlerde de kendini göstermektedir. Belediyeler seviyesinde yapılan ihaleler incelendiğinde yine iktidar partisiyle bağlantılı firmaların bu ihalelerden diğer firmalara kıyasla çok daha fazla ihale aldığı görülmektedir.

'TMSF, sermayenin partizanca el değiştirmesinin aracı oldu'

  • TMSF de bu süreçte sermayenin partizanca el değiştirmesinin bir aracı olarak işlev görmüştür. Son 20 sene içerisinde TMSF gibi kurumlar üzerinden iktidar partisine yakın firmaların kontrolüne geçen medya kuruluşları, Türkiye'de medya alanındaki çoğulculuğu törpüleyen ve medyanın özgürlük ve bağımsızlık seviyesinin yıldan yıla azalmasına neden olan temel nedenlerden birisidir. Özellikle 2001 krizinden sonra TMSF'ye devredilen büyük şirketlere ait medya platformlarının iktidara yakın firmalara piyasa değeri altında ve rekabete dayalı ihale süreçleri işletilmeden devri, medya alanındaki çoğulculuğu olumsuz yönde etkilemiştir.
  • Siyasi partilerin belli kaynakları seçimlerde oy karşılığı ya da seçimler arası dönemde partiye sadakat karşılığı seçici dağıtımı olarak tanımlanabilecek olan klientelizm (kayırmacılık) Türkiye'de çok partili siyasete geçişten itibaren yaygın olarak görülen bir parti-seçmen bağıntı formu olmuştur. Düzenleyici ve denetleyici kurulların bağımsızlık ve özerklik kaybı, ülkedeki demokratik geriye gidiş ve otoriterleşme süreçlerini hızlandırıcı bir sonuç doğurmuştur.

'Siyasi rekabeti iktidar lehine çevirdi'

  • Düzenleyici ve denetleyici kurumların yürütmenin kontrolüne girerek bağımsızlıklarını yitirmeleri, kamu kaynaklarının partizanca dağıtımını sistemikleştirerek parti rekabetini iktidar partisi lehine bozmuştur.
  • Siyasi parti rekabetinin adaletsizleşmesinde de iktidar partisinin düzenleyici ve denetleyici kurumlar üzerinden kamu kaynaklarının partizanca kullanılması belirleyici olmaktadır. İktidara yakın ya da birebir ilişkili firmaların ihaleler yoluyla elde ettikleri kaynaklar, iktidar partisinin kampanya finansmanı gibi aktivitelerini fonlamak için kullanılarak parti rekabetinin iktidar partisi lehine bozulması sonucunu doğurmaktadır.
  • İktidar partisinin kamu ve özel medya kuruluşlarında oldukça ağırlıklı bir biçimde yer alması muhalefet partileri ve iktidar bloğu arasındaki seçim rekabetinin eşitsiz koşullarda gerçekleşmesine neden olmuştur.

'Medya özgürlüğü olumsuz etkilendi'

  • RTÜK üzerinden belli medya kuruluşlarına verilen orantısız cezalar da Türkiye'de medya ve ifade özgürlüğündeki geriye gidişte etkili olmuştur. Bu çerçevede özellikle son yıllarda iktidarı eleştiren basın kuruluşlarına verilen cezalar dikkat çekicidir. RTÜK'ün 1 Ocak 2019- 25 Mart 2020 arasındaki verdiği cezalar incelendiğinde iktidar bloğunu eleştiren yayınlar yapan yayın kuruluşlarının orantısız şekilde daha fazla ceza aldığı görülmektedir. Hükümetin medya kuruluşlarını direkt yada dolaylı sansürleme eylemlerinin 2008 yılından itibaren rutin hale geldiği de görülmektedir .
  • Oy karşılığı vatandaşlara ayni ya da nakdi yardımların yapılması olarak tanımlanan klientelizm (kayırmacılık) , seçmenleri vatandaş olmaktan çok birer müşteri konumuna sokmakta ve seçmenlerin seçimler aracılığıyla ve seçimler arası dönem siyasetçileri sorumlu tutma kabiliyetlerini olumsuz yönde etkileyerek vatandaş seviyesinde etkin katılım, denetim ve hesap sorma yetkinliğini önemli ölçüde olumsuz etkilemektedir.