Ankara'da hava nasıl darbecilere karşı döndü?

Telif hakkı AFP

Saatler 21.30'u biraz geçiyordu. Gün batmaya yüz tutmuş, Ankara'nın bozkır sıcağından bunalan insanlar haftanın yorgunluğunu atmanın telaşı ile caddeleri doldurmuştu.

Sokaklar neşeli, cıvıl cıvıl; kahveler, lokantalar hınca hınç doluydu. Sokağın köşesinden yükselen saksafon sesine kalabalığın uğultusu karışıyordu.

Yüksel Caddesi'nden Atatürk Bulvarı'na çıktığımda uzaktan bir F-16'nın motor gürültüsü kulaklarımı tırmaladı. O jeti bir ikincisi izledi.

Gürültü gittikçe artıyor, savaş uçakları Meclis, İçişleri Bakanlığı, Genelkurmay güzergâhı üzerinden alçak uçuş yapıyorlardı.

Ankara halkı bu tür gösterilere aşina sayılırdı. Jetlerin uçuşu kurtuluş bayramları öncesindeki hazırlık sortilerini andırıyordu.

Ama bir terslik dikkat çekiyordu. 30 Ağustos'a bir aydan fazla zaman vardı ve jetlerin gece uçuşu hiç de normal görünmüyordu.

İki jet ilk turun ardından korkunç bir gürültü ile ikinci kez Meclis'in üzerine dalışa geçti.

Jet motorunun patlama sesi kulakları sağır edecek yoğunluktaydı.

Bir taksi çevirdim. Atatürk Bulvarı üzerinden Meclis'e doğru yöneldiğimizde jetler Ankara semalarını terk etti.

Taksici Süleyman "Ağabey hayırdır, jetler niye uçuyor?" diye sordu. "Bilemiyorum ama normal görünmüyor" dedim. İç geçirerek, "Vardır bir hikmeti" dedi.

Meclis'in bir üst sokağındaki evime girdiğimde uçaklar yeniden Ankara semalarında göründü.

Meclis üzerinde pike yapan uçaklar ve helikopterler

Hava kararmıştı. Dört F-16 kentin Doğusundan Batısına uçarak art ardına Meclis'in üzerine pike yapıyordu. Aynı anda jetlere Skorsky helikopterler eşlik etmeye başladı.

Endişe ile izliyordum olup biteni. Neler oluyordu?

Genelkurmay Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı ve TBMM binası üzerinde uçuyorlardı.

Her sortide teras katımdaki camlar titriyor, zemin sarsılıyordu.

Başkent'in gökyüzü savaş sahnelerini aratmıyordu. İnsanlar pencerelere, balkonlara çıkarak neler olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Telefona sarıldım ve bir şeyler öğrenmeye çalıştım. Kaynaklarımın henüz gelişmelerden haberi yoktu.

Telif hakkı AP

"Darbe mi oluyor" diye mırıldandım. Ardından terör saldırısı aklıma geldi. Meclis'e bir saldırı geçekleşmiş olabilirdi.

Küçük kızım Zeynep telaşla geldi. Gözleri büyümüş, korkusunu gizlemeye çalışarak, "Baba savaş mı çıktı?" diye soruyordu.

Onu sakinleştirmeye çalışırken, jetlerin sortileri arttı, Skorsky helikopterler aniden Meclis-Genelkurmay güzergahına doğru ateş açmaya başladılar. Her atışta bıraktığı alev izlerini görebiliyordum.

Telefonlarım susmuyor, meslektaşlarım, yakınlarım uçuşların gerekçesini öğrenmeye çalışıyordu.

Evet askerlerin bir şeyler yaptığı kesindi.

Saatler 22.00'yi geçtiğinde helikopterlerden açılan ateşe karadan karşılık veriliyordu.

Uçak ve helikopter seslerine bu kez silah sesleri karıştı. Birçok yerde yoğun çatışmalar yaşanıyordu.

Evden hızla çıktım ve Meclis'e yöneldim ancak çatışma sesleri artmış, sokaklarda el ayak çekilmişti.

Birkaç polis koşuşturuyor, "Çatışma olduğunu, yaklaşmamamı" öğütlüyordu.

Uzaktan görebildiğim tanklar Meclis'e doğru ilerliyordu. Silahlı askerler de seçilebiliyordu.

12 Eylül 1980 sabahı tank sesi ile uyanan kuşaktan biri olarak o kareler çok şey anlatıyordu.

Telif hakkı Getty Images

Ve yine Başkent sokaklarında tanklar yürüyor, semalarında savaş uçakları korkutucu manevralar yapıyordu.

Evet, bu bir darbe girişimiydi.

Nihayet ulaşabildiğim birkaç kaynak, ordunun bir kesiminin darbeye kalkıştığını teyit etti.

Evime dönmemi, darbeci askerlerin Meclis bölgesini hedef aldığını anlattı telaşla.

Hala inanmak istemiyordum ama tanık olduğum tablo yeterince ikna ediciydi.

Başkent'in göbeğinde askerler ve polisler çatışıyor, uçaklar, helikopterler TBMM binasına bomba yağdırıyordu.

Her atıştan sonra TBMM binasından dumanlar yükseliyordu.

Çaresiz eve yöneldim. Geçgin yaşlı, beyaz sakallı bir adam soluk soluğa kaçıyor, hemen önümde hızlı adımlarla yürüyen genç kadın telefonda "IŞİD bomba yağdırıyor" diye olan bitenden anladığını heyecanla aktarıyordu.

Terasta savaş filmi izler gibi

Eve döndüm ve telefonla bilgi almayı sürdürdüm. Aynı anda terastan bir savaş filmi izler gibi gelişmeleri an be an izliyordum.

O arada TRT'den bir meslektaşım arıyor, endişeli bir ses tonu ile "Askerler TRT'ye el koydu" diyordu.

Sert davrandıklarını söylüyor, birazdan TSK adına bildiri okunacağından söz ediyordu.

Askerler, Skorsky ile TRT bahçesine inmiş, devlet televizyonun yönetimini ele geçirmişti.

Çok geçmeden o bildiri "Yurtta Sulh Konseyi" adına bir TRT spikerine zor kullanılarak okutuldu.

Aynı anda o bildiri TSK adına savunma muhabirlerinin telefonlarına SMS yolu ile gönderildi.

İktidar ve muhalefet kanadından ulaşabildiğim isimler, yaşananlara inanamıyor, hayretler içinde tepkiler veriyordu.

Ve ilk bilgiler gelmeye başladı. Ordu içinde bir kanat Genelkurmay'ı kuşatmış, Başkan Hulisi Akar, ikinci başkan ve bazı kuvvet komutanlarını rehin almıştı.

Başkent semalarını savaş alanına çeviren uçaklar ve helikopterler Kazan yakınlarındaki Akıncı Üssü'nden havalanıyor, Meclis'i hedefe alıp, ateş ediyor, geri dönüyorlardı.

Sabaha kadar 50'yi aşkın sorti gerçekleştirdiler.

Darbeci askerler o üssü ele geçirmiş, Jandarma ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nı da yönetim yeri olarak seçmişlerdi.

22.00 sularında başlayan uçak ve helikopterlerin bomba ve mermi atışı sabahın ilk ışıklarına kadar sürdü. Aynı anda başta Meclis çeşitli kamu binalarından polisler o atışlara karşılık veriyordu.

Telif hakkı AP

O dakikalarda onlarca asker ve polisin öldüğüne dair haberler geliyordu…

Cumhurbaşkanlığı Sarayı, MİT, Özel Kuvvetler, Gölbaşı Polis Okulu, Emniyet Genel Müdürlüğü, Ankara Emniyet Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı hedefler arasındaydı.

Kırılma noktası Yıldırım'ın açıklaması

Çatışmalar sürerken, darbe girişiminin kırılma noktası Başbakan Binali Yıldırım'ın yaptığı açıklama oldu. Yıldırım girişimi 'ordu içinde bir grubun kalkışması' olarak ilan etti.

Herkes TSK'nın darbe yaptığını düşünürken hava bu açıklama ile döndü.

Ardından Erdoğan devreye girdi.

Tatilini geçirdiği Marmaris'te kaldığı otelde açıklama yaparak, kırılmayı derinleştirdi.

Ordu içindeki paralel yapının darbe girişiminde bulunduğunu söyledi, halkı sokağa, direnmeye davet etti, tankların üzerine çıkmalarını istedi.

Ardından İstanbul'a hareket etti. O ayrıldığında Marmaris Yazıcı otelde çoktan çatışma başlamıştı. Ama açıklamaları hem ordu içinde hem poliste darbecilere karşı direnci artıran bir kelebek etkisine yol açtı.

Siyasi partilerin tavrının etkisi

Aynı anda muhalefet partileri CHP, MHP ve HDP'nin darbeye karşı dik duruşları da o etkiyi katladı.

Dört partiden milletvekilleri Meclis'e koştu. Bombalar atılırken sığınıklara inmek pahasına Meclis'i açık tutarak orduya ve topluma önemli bir mesaj verdiler.

Muhalefetin yan yana demokrasi safında yer alması, Meclis Başkanı Kahraman'ın TBMM'yi toplantıya çağırması, sivil toplumun tepkisi hem halkı hem de darbeye direnen güçleri motive etti, kararlılıklarını artırdı.

Ankara'da gün ağarırken hala patlama sesleri, silah seslerine karışıyor; TSK ve Güvenlik Kuvvetleri yer yer darbecilerle çatışıyordu.

Ve 10 saat kadar süren mücadele sonucunda darbe girişimi püskürtüldü.

Genelkurmay Başkanlığı'ndaki darbeci grubun direnci ise öğle saatlerine doğru hala tam olarak kırılamamıştı.

İlk etapta Hava Kuvvetleri, Jandarma ve Zırhlı birliklerden 2839'u aşkın darbeci asker tutuklandı.

Dehşet gecesinin bilançosu ise fazlası ile ağır. 161 kişi yaşamını yitirdi. 1440 yaralı var.

Bugün akıllardaki soru şu: Kim bu darbeciler?

İktidar kanadı "paralel yapı" diye açıkladı.

İlk gelen bilgiler de o ihtimalin hayli güçlü olduğuna işaret ediyor.

Ankara kara bir geceden bugün siyah beyaz sabaha uyandı.

Gece boyunca bombalanan Meclis'in birçok yerinin enkaza dönmüş görüntüsü, cinnet gecesinin ağır tablosuna dair yetirince fikir veriyor.

Türkiye demokrasisin dün hayli sert bir darbe girişimini atlatmayı başardığı anlaşılıyor.

Ama darbe girişime ilişkin soruların yanıtları uzun süre aranacak gibi görünüyor.