Kurdaki yükseliş reel sektöre nasıl yansır?

Reel sektör Telif hakkı Getty Images

Hafta başında Türk Lirası öncülüğünde piyasalarda yaşanan sarsıntı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) aldığı önlemlerle son günlerde yatışmış durumda.

ABD'nin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Adalet Bakanı Abdülhamit Gül'e yaptırım uygulama kararıyla beraber başlayan süreçte Türk Lirası'ndaki günlük değer kaybının yüzde 17'yi aştığı dönem de oldu.

Kurumlar tarafından alınan önlemler kapsamında Türk Lirası dolara karşı kayıplarını toparlasa da yılın başından beri değer kaybı yüzde 40'ı buldu.

Kur şokunun ve kurda yaşanan bu oynaklığın en büyük etkisi döviz cinsinden borcu olan şirketlere olacak.

Merkez Bankası'nın açıkladığı verilere göre banka dışı firmaların net döviz açık pozisyonu Mayıs ayında 217,3 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

TCMB'nin bu hafta için açıkladığı verilere göre ise Haziran sonu itibarıyla özel sektörün yurt dışından sağladığı kredi borcu 221,7 milyar dolar. Kısa vadeli borcu ise 19,1 milyar dolar.

Kurda görülen yükselişin borç yükünü artırmasından dolayı özel sektörün nasıl etkileneceği ve bu durumun bankalar üzerinde bir baskı yaratıp yaratmayacağı en yakından izlenen gelişmeler olacak.

Keza Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun (BDDK) bu hafta içinde Resmi Gazete'de yayımlanan düzenlemeleri de bu yönde bir adım oldu.

Yayımlanan yönetmeliğe göre finansal sektöre olan borçların yeniden yapılandırılması için çerçeve anlaşmalar yapılabilecek, bu anlaşma kapsamında kredi borçlarının vadeleri uzatılabilecek, borçluların kredileri yenilenebilecek, borçlulara ilave kredi verilebilecek, her türlü alacağın indirilmesi ya da bu alacaklardan vazgeçilmesi mümkün olabilecek.

'Kredi Garanti Fonu devreye girebilir'

Son günlerde reel sektör temsilcileri, finansal piyasalar adına alınan önlemler bir yana reel sektör adına da adım atılması gerektiği yönünde çağrılarda bulunuyor.

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, yaptığı yazılı açıklamada, "Reel sektör olarak, finansal piyasaların istikrarı için atılan her adımı destekliyoruz. Aynı kararlı adımların, reel sektör için de hızla uygulamaya konulması, önümüzdeki süreçteki önemli önceliklerimizdendi" dedi.

Hükümet tarafından atılan adımlardan bir diğeri ise Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank'ın cari açığı azaltacak, katma değeri yüksek ürün ve teknolojileri geliştiren sanayicileri desteklemek üzere 1,2 milyar TL'lik yeni destek programını devreye soktuklarını açıklaması oldu.

İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, BBC Türkçe'ye yaptığı açıklamada alınan bu tedbirlerin olumlu etki yarattığını vurguluyor.

Avdagiç'in bundan sonra yapılabilecekler adına da üç önerisi var:

"Kredi Garanti Fonu'nu (KGF) farklı bir misyonla devreye alabiliriz. Yani yeni krediden ziyade mevcut kredilerin yeniden yapılandırılması noktasında özellikle üretim ve ihracat yapan firmalarımız için KGF devreye girebilir.

"İkincisi bu dönemde şirket bilançolarımızın güçlendirilmesi, hem kredibilite anlamında hem de yabancı ortaklıklar anlamında büyük önem teşkil ediyor. Burada da şirketlerimizin bünyesindeki sabit kıymetlere yeniden değerleme imkanı getirilmesinin faydalı olacağı kanaatindeyiz.

"Üçüncü olarak da Eximbank'ın iş dünyasına daha geniş imkanlarla destek olmasına büyük ihtiyaç var."

Kredi Garanti Fonu nedir?

Teminat yetersizliği nedeniyle kredi alamayan KOBİ (Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler) ve KOBİ dışı işletmelere kefil olarak bu işletmelerin finansmana erişimlerine destek olan kamu kuruluşu.

Gaziantep Sanayi Odası (GSO) Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi de daha fazla katma değerle mal üreterek ve ihracatı artırarak bu sürecin aşılacağını söylüyor.

Telif hakkı Getty Images

'Alım gücünde düşüş'

Dünya gazetesi yazarı ekonomist Özcan Kadıoğlu ise 2009'dan itibaren firmaların döviz geliri olup olmadığına bakmadan yurt dışından borçlandıklarını anlatıyor.

Kadıoğlu, kurdaki her 1 kuruşluk artışın şirketlerin Türk Lirası cinsinden borcunda 2,2 milyar TL artışa sebep olduğunu vurguluyor.

BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan Kadıoğlu'na göre son günlerde yaşanan kur şoku tüketicilerin cebine şu şekilde yansıyacak:

"Genel olarak bakıldığında üretici fiyatlarındaki artış ortalama olarak en geç 2 ay içerisinde tüketici fiyatlarına yansımaktadır.

"Küçük miktarlı kur artışları tüketiciye biraz daha geç yansırken kısa sürede yüksek kur artışlarının fiyatlara yansıması ise daha çabuk olmaktadır.

"Bu yansımayla sabit gelir elde edenlerin alım gücünde çok ciddi düşme meydana gelmekte. Sofrasındaki peynirin, zeytinin, ekmeğin azalmasına sebep olmakta."

Kadıoğlu, şirketlerde oluşan ödeme sıkıntısının bazı firmaların küçülmesine, bunun da istihdam kaybına hatta birçok işçinin kıdem ve ihbar tazminatlarını alamama riskine yol açacağını aktarıyor.

TGSD: Kur artışı giyim markalarının etiket fiyatlarına yansımayacak

Reel sektör temsilcileri ise kurda yaşanan yükselişin ihracat ve üretim odaklı bir anlayışa dönülmesiyle fırsata dönüşebileceği görüşünde.

Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Başkanı Hadi Karasu, Türk olsun yabancı olsun giyim markalarının etiket fiyatlarına kur artışını yansımayacağını düşünüyor.

Telif hakkı Getty Images
Image caption Kurdaki yükseliş ile lüks tüketim ürünlerinin Türkiye'de ucuzlaması bu mağazaların önünde uzun kuyrukların oluşmasına yol açtı

Karasu bunu, kurla beraber ihracatın artacak ve ürünlere yabancıların ilgi gösterecek olmasına bağlıyor:

"Kurdaki yükseliş biraz Türk markalarını etkileyecek. Kazancı Türk Lirası olan markalarda hammadde girişi döviz cinsinden olduğu için maliyetler yükselecek. Bu bir miktar iç piyasa maliyetlerinde etkili olacak. Ancak ihracatçının hayatında bir şey değişmiyor.

"İthalat yapan firmalar etkilenecek. Ancak bu firmalar da Türkiye pazarına satacakları ürünleri Türkiye'de üretmeye başladılar. Etkilenecekleri tek kısım pamuk girdisi. Pamuk da alınan bazı önlemlerle Türkiye tarafında ihtiyacın yüzde 50'sini karşılıyor zaten."

Günlük kurdan hesaplanan kiralar

412 markayı içinde barındıran Birleşmiş Markalar Derneği'nin başkanı Sinan Öncel, geçen yılın sonunda düzenlediği basın toplantısında kur fırtınasının artması takdirinde birçok markanın sonunun gelebileceğini söylemişti.

BBC Türkçe'ye konuşan Öncel yaşanan bu son döviz artışıyla ilgili olarak, "Yüzde yüz yerliyle çalışan, yerli müşteriye hitap eden markalarda bu önemli bir sorun. Maliyet girdilerinin tamamı döviz olup da perakende satış fiyatı TL olan ve sadece Türkiye pazarına hitap eden markaların sonunu getirebilir" diyor.

Ancak Öncel'e göre özellikle lüks tüketim markaları için yabancı ilgisinin yükselmesiyle kur artışı markaların lehine olacak. Öncel, yurt dışı pazarlarda ve ihracatta fırsatın artacağını söylüyor.

Telif hakkı Getty Images

Sinan Öncel'e göre en büyük sorun ise Türkiye'deki AVM'lerin üçte birinde kiranın günlük kurdan hesaplanması; bazılarında ise günlük kura yakın bir oranda kiranın belirlenmesi.

Öncel, bazı AVM'lerde topluca mağazaların kapanacağına dair duyum aldığını da söylüyor.

Telif hakkı Getty Images

'Kış ürünlerinde fiyat çok artırılamaz'

Birleşmiş Markalar Derneği Başkanı Sinan Öncel, yeni sezon sonbahar ürünlerinin mağazalara eski fiyatlardan girdiğini, ancak soğuk kış denilen ürünlerde yeni fiyatlamaların olabileceğini belirtiyor:

"Paltolar, kazaklar gibi daha kalın ürünler yeni fiyatlardan girecek. Ancak bu fiyatlamalar yapılırken alım gücü paritesi göz önünde bulundurulacak. Eskiden 5'e mal edip 10'a satıyordum, şimdi 10'a mal ettim 20'ye satacağım diyemezsiniz. Bir ürünün satın alınabilirlik düzeyini, tüketicimizin cebindeki parayı ve enflasyonu biliyoruz.

"Biz en fazla yüzde 20-30 artırabiliriz fiyatları, daha üstü kaldırmaz. Bu da şirket bilançolarına olumsuz yansıyacaktır."

Telif hakkı Getty Images

'Kozmetik sektöründe ihracatçıya da zarar var'

Selen Kozmetik'in Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Yorgun ise kurdaki oynaklığın hem ithalatçıya hem ihracatçıya hem de üreticiye zararı olduğunu söylüyor:

"Aşırı dalgalanma ihracatçıya da zarar veriyor, çünkü yüzde 100 yerli bir ürün değil kimsenin yaptığı. Bu saç bakımında da öyle, kozmetiğin tamamında da öyle. Dışa bağımlılık arttıkça bazı ürün gruplarında yüzde 50-60'a yakın ithal ürün girdisi oluyor. Çok ciddi hesap yapmanız lazım. İthalatçıların da çok ciddi sorun yaşadığını duyuyorum."

Yorgun'a göre ithalat yapan şirketlerin yılın başında yaptıkları hesaplamalara göre bilançoları çok fazla etkilenecek.

Yorgun, personel giderleri ve lojistik masraflarının artmasıyla 2019'da ürün fiyatlarının artabileceğini aktarıyor. Şu an için iç piyasada üretim yapan, dışarıya da yüzde 30-50 bağımlı olan şirketlerin ise döviz artışını fiyatlarına birebir yansıtmayacağını belirtiyor.

Telif hakkı Getty Images

'Hükümet tarımda girdi maliyetlerini üstlendi'

Gıda enflasyonu uzun zamandır tarımda üretimin ithalata dayalı olmasından dolayı yüksek seyrediyor.

Bu yüzden dövizde yaşanan artışın gıda ürünlerine ve tarım sektörüne nasıl bir etkisi olabileceğini Türkiye Ziraat Odaları Birliği'nin danışmanlarından ziraat yüksek mühendisi Mehmet Güleç'e soruyoruz.

Mehmet Güleç, şu an için her şeyin normal seyrinde ilerlediğini söylüyor.

Güleç, hükümetin mazot, gübre, ilaç gibi girdi maliyetlerine gelecek olan zamları üstlenmesi dolayısıyla gıda fiyatlarında bir yükseliş beklemiyor.