Yargı Reformu Strateji Belgesi: Taahhütlerin yerine getirilmesi, hangi davaları nasıl etkileyebilir?

Erdoğan Telif hakkı Reuters

Adalet Bakanlığı'nın, Avrupa Birliği (AB) üyelik müzakereleri çerçevesinde ilkini 2009'da, ikincisini 2015'te kamuoyuna duyurduğu Yargı Reformu Strateji Belgesi'nin üçüncüsü, Perşembe günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklandı. Düzenlemelerin yaşama geçirilmesi için 5 yıllık bir süre öngörülüyor.

Yargı Reformu Strateji Belgesi, "9 amaç, 63 hedef, 256 faaliyet" başlığından oluşuyor.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, ilk yargı paketinin TBMM tatile girmeden Meclis'e sevk edileceğini açıkladı ancak paketin içeriği konusunda bilgi vermedi. İlk pakette, kamu avukatlarına yeşil pasaport, avukatlık mesleğine giriş sınavı esaslarının belirlenmesi gibi düzenlemelerin yer alabileceği belirtiliyor.

Belgede yer alan taahhütlerin yerine getirilmesi halinde, geçmişte ve halen dava açılmasına yol açan yasaların yanısıra, AB ile üyelik müzakerelerinin önünü tıkayan birçok yasada da değişikliğe gidilmesi gerekecek.

Söz konusu değişikliklerin yaşama geçirilmesinin, ne gibi sonuçlara yol açabileceğini, hangi davaları nasıl etkileyebileceğini inceledik:

'Terör tanımı' değişecek mi?

Türkiye ile AB arasındaki en önemli anlaşmazlık noktalarından birini Türkiye'deki Terörle Mücadele Yasası oluşturuyor.

Ankara'nın Brüksel'den en önemli taleplerinden olan "vize serbestisi" için de, AB'nin baş koşullarından biri Türkiye'nin "terör tanımını" değiştirmesi.

AB özellikle "terör tanımı" ve yasadaki ifade, basın özgürlüğü gibi temel özgürlük alanlarıyla çelişen hükümlerin değiştirilmesini istiyor. Bu kapsamda ayrıca, "kimliklerini gizlemek için yüzünün bir kısmını veya tamamını kapatarak eylem yapanlara yönelik 3 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilmesini" içeren hükümlerin de değiştirilmesini talep ediyor.

Yargı Reformu Strateji Belgesi'nde, AB'nin "vize muafiyeti" için en önemli koşulları arasında yer alan "terör tanımının değiştirilmesi" konusunda net bir ifade yok. "Başta terörle mücadele mevzuatı olmak üzere ifade özgürlüğünü etkileyen mevzuatın süreçte ele alınacağına" vurgu yapılıyor.

Belgede, sınırları net olarak çizilmemekle birlikte, "ifade ve basın özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ve tutuklama tedbirine ölçülü başvurulması" taahhüdüne yer veriliyor:

"Mevzuat altyapısına ilişkin de geniş bir tarama çalışması yapılarak bireylerin haklarının korunması ve genişletilmesi için yasal çerçevenin güçlendirilmesine yönelik adımlar belirlenmiştir. Bu kapsamda başta terörle mücadele mevzuatı olmak üzere ifade özgürlüğünü etkileyen mevzuat bu süreçte ele alınacaktır. Tutuklama tedbirine ilişkin hükümler, internet üzerinden erişim engelleme usulleri ile toplantı ve gösteri yürüyüşlerine ilişkin mevzuat da bu kapsamdadır."

Telif hakkı Getty Images

Cumhuriyet gazetesi davası nasıl etkilenecek?

Yargı Reformu Strateji Belgesi'nde, yapılacak değişikliklerin en önemlilerinden birisini, istinaf mahkemesi yargılamasında, haklarında 5 yılın altında mahkumiyet kararı bulunanlara Yargıtay'a temyiz yolunu kapatan Ceza Muhakemeleri Kanunu'ndaki (CMK) hüküm oluşturuyor.

Belgede "Bölge adliye mahkemelerince istinaf incelemesi sonucunda verilen kararların kesinlik sınırının, ifade özgürlüğünü ilgilendiren maddeleri açısından yeniden belirlenmesi öngörülmektedir. Böylelikle, kararların Yargıtay tarafından da incelenmesi sağlanarak, bireylere ek bir güvence getirilmesi amaçlanmaktadır" deniliyor.

Söz konusu düzenleme, Cumhuriyet gazetesi davasında yargılanıp 5 yılın altında ceza alan gazetenin eski yazar ve yöneticilerini ilgilendiriyor.

Bu kapsamda cezaları istinaf mahkemesinde kesinleşen Güray Öz, Önder Çelik, Musa Kart, Hakan Kara, Mustafa Kemal Güngör ve Emre İper, Nisan ayında yeniden cezaevine girdi. Geçen Çarşamba günü cezası kesinleştiği için cezaevine giren Kadri Gürsel ise yattığı süre göz önünde bulundurularak aynı gün akşam tahliye edildi.

Yerel mahkemede, daha yüksek ceza alanlara üst mahkeme olan Yargıtay yolu açık tutuluyor. Daha az ceza alanların doğrudan istinaf kararıyla cezaevine konulmasının çelişki oluşturması nedeniyle Adalet Bakanlığı bir süredir bu konuda değişiklik için çalışma yapıyor.

Telif hakkı Getty Images
Image caption Adalet Bakanı Abdulhamit Gül

İlk yargı paketinin bayram sonrası Meclis'e sevk edileceğini açıklayan Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, BBC Türkçe'nin, istinafta kesinleşen cezalarla ilgili düzenlemenin pakette yer alıp almayacağı konusundaki sorusu üzerine, bu konuda çalışma yaptıklarını söyledi. Gül, düzenlemenin ne zaman yasalaşacağı konusunun TBMM'nin takdirinde olduğunu belirtmekle yetindi.

Daha sonra Anadolu Ajansı Editör Masası'na konuk olan Gül, "Üçüncü gözün de görmesi için çok gecikmeden bu konuda yasal düzenlemeyle bu hususların kanun yolu anlamında Yargıtay'a da gelmesi gibi birtakım düzenlemeler söz konusu" dedi.

TCK'nın 301. maddesinde değişiklik olacak mı?

Yargı Reformu Strateji Belgesi'nde, "İfade özgürlüğünü etkileyen mevzuat üzerinde öngörülen değişiklikler, haber verme sınırları içerisinde yer alan, eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamalarının suç oluşturmayacağına ilişkin düzenlemelerin ceza mevzuatının bütününün değerlendirilmesi suretiyle etkin biçimde uygulanmasına yönelik olacaktır" deniliyor.

Belge dipnotunda bu konuda, Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) kamuoyunda "Türklüğü aşağılamak" olarak anılan 301. maddesindeki, "Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suçu oluşturmaz" hükmü ile "suçu ve suçluyu övme"suçunu, basın yayın yoluyla işleyenlere verilecek cezanın "yarı oranına kadar artırılmasını" öngören 218. maddedeki "Ancak, haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz" hükmü anımsatılıyor.

Türkiye'de aralarında Orhan Pamuk'un da bulunduğu çok sayıda yazar ve gazeteci, 301. maddeden yargılandı.

Yine "suçu ve suçluyu övme" suçlamasıyla kapatılan Özgür Gündem gazetesinde "nöbetçi genel yayın yönetmenliği" davası kapsamında Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ile Sınır Tanımayan Gazeteciler Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu'nun da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi hakkında açılan ve süren davalar bulunuyor.

İnternete erişim yasakları nasıl etkilenecek?

Yargı Reformu Strateji Belgesi'nde, düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında güvence verilen bir başka konu ise "internet erişimi engellemelerine" yönelik.

Belgede, "İnternet erişimi engelleme usullerinin ifade özgürlüğünü engellemeyecek ve hukuki güvenceyi daha da güçlendirecek şekilde belirlenmesinde, gerekli ve zorunlu hallerde erişimin orantılı biçimde sınırlanmasını sağlayacak uygulamaların geliştirilmesinde fayda olacağı değerlendirilmiştir" ifadelerine verildi.

Bu konuda, belge dipnotunda 2007'de yürürlüğe giren "İnternet ortamında yapılan yayınların düzenlenmesine" ilişkin yasaya gönderme yapıldı.

Söz konusu yasa, Bilgi Teknolojileri İletişim Başkanlığı'na (BTK), yargı kararı olmaksızın, başvurucunun talebi üzerine "içerik kaldırma" yetkisi veriyor.

Ayrıca, yine yargı kararı beklenmeksizin, BTK'nın talebi doğrultusunda, İnternet Sağlayıcıları Birliği aracılığıyla, doğrudan erişim engeli yapılabiliyor.

Türkiye'de 2016 yılı rakamlarına göre 50 binin üzerinde yasaklı site bulunuyordu.

BTK, son yıllarda ise yasaklı site sayısını açıklamak yerine, sadece içeriğe göre engelleme oranını gösteren istatistikler yayımlıyor. Ancak halen, internet ansiklopedisi Wikipedia'nın da aralarında bulunduğu çok sayıda internet sitesine erişim yasağı bulunuyor.

Türkiye'de geçmişte de bir süre video paylaşım platformu YouTube'a erişim engeli getirilmişti.

Af vaadi var mı?

En çok merak edilen konulardan biri de belgede bazı suçlardan mahkum olanlara yönelik af ya da ceza indirimi olup olmayacağıydı. Zira AKP ile ittifak ortağı MHP arasında geçen yasama yılı başında "af" konusunda görüş ayrılığı yaşanmıştı.

MHP'nin TBMM Başkanlığı'nda bekleyen yasa teklifinde, "Cinsel saldırı, soykırım, kasten öldürme, çocuk istismarı" gibi konuların yanı sıra, devlete, hükümete, milli savunmaya, Orman Kanunu'na ve Atatürk aleyhine işlenen suçlar hariç" olmak üzere diğer suçlardan hüküm giyenlerin cezalarında 5 yıl şartlı indirim öngörülüyordu.

Ancak AKP bu öneriye karşı çıkmış, Adalet Bakanlığı, ceza infaz sisteminde düzenlemeleri içeren düzenleme yapılabileceğini açıklamıştı.

Belgede genel af ya da ceza indirimine ilişkin doğrudan bir düzenleme öngörülmüyor.

Ancak kadın, çocuk, yaşlı gibi bazı dezavantajlı gruplara yönelik infaz sisteminde değişiklik yapılması, cumhuriyet savcılarının takdir yetkisinin artırılarak, kovuşturma zorunluluğunun esnetilmesi, mahkumiyetle sonuçlanma olasılığı düşük olan davanın açılmamasının sağlanması, şikayete bağlı suçların genişletilmesi, bazı fiillerin cezalandırılmaktan çıkarılmasına dönük düzenleme taahhütleri yer alıyor.

Bu kapsamda, "şiddet içermeyen bazı suçlardan hükümlü olan yaşlı, hamile ve çocukların cezalarının infazının" elektronik kelepçe uygulaması ile evde uygulanması, ağır hasta, hükümlü ve çocuklara ilişkin infaz süreçlerine ilişkin alternatif infaz yöntemleri geliştirilmesi öngörülüyor.

Bir başka önemli düzenleme olarak ise bazı ağır suçlar hariç olmak üzere 15 yaşından küçük çocukların ilk defa işledikleri fiillerin soruşturma ve kovuşturmaya konu edilmeden, çocuklara özgün koruma mekanizmaları içerisinde değerlendirilmesinin sağlanacağı, suça süreklenen çocuklara özgü kamu davası açılmasının ertelenmesi modelinin geliştirilmesi, yine bu çocuklara yargılamada öncelik verilmesi.

Bakanlığın 2017 verilerine göre 12-15 yaş grubunda ağır ceza mahkemelerinde yargılanan çocuk sayısı 39 bin 957 ve çocuk mahkemelerinde toplam mahkumiyet oranı yüzde 36,2.

Adalet Bakanı, HSK'dan çıkacak mı?

AB üyelik müzakereleri görüşmelerinde en çok eleştirilen konulardan birisi de adalet bakanınnın Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun (HSK) doğal üyesi olarak kurul başkanı olması.

Belgede, HSK'nın yapısının 2017 Anayasa değişikliği ile "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkelerine dayandırıldığı, bu çerçevede parlamentonun üye seçmesi sağlanarak, demokratik meşruiyetin güçlendirildiği belirtilirken, Adalet Bakanı'nın kurulda yer almamasına ilişkin herhangi bir ifade yok.

Bu konudaki tek yetki kısıtlaması olarak ise Adalet Bakanı'nın "gecikmesinde sakınca bulunan hallerde hakim ve savcıları başka bir yargı çeresinde geçici görevlendirme yetkisi"nin belli kıdemdeki hakimler yönünden kaldırılması olarak ifade ediliyor.

Belli kıdemdeki hakimlere verdiği kararlar nedeniyle idarenin baskısı olmaması için "coğrafi yer güvencesinin" sağlanması öngörülüyor. Bu düzenlemenin yapılması halinde bir anlamda hakimler verdikleri kararlar nedeniyle, "sürgün" tehdidiyle karşı karşıya kalmayacak.