Merkez Bankası faiz kararı: 425 baz puanlık indirimin sonuçları ne olacak?

Piyasalar Telif hakkı Getty Images

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) bugünkü toplantısında politika faizini agresif bir adımla 425 baz puan düşürerek yüzde 24'ten yüzde 19,75'e indirdi. Bu, özellikle son başkan değişikliğinden sonra büyük ölçüde beklediğimiz bir karardı.

Zira TCMB'nin eski başkanı Murat Çetinkaya'dan da, eğer görevde kalsaydı 200 baz puan civarında bir faiz indirimi bekleniyordu.

Çetinkaya'nın görevden alınma gerekçesi olarak faiz indirimleri konusunda anlaşılamadığının belirtilmesi, yeni başkandan 200 baz puan üzerinde bir faiz indirimi beklentisinin yolunu açtı.

Kararın beklenen bir karar olması, yerinde bir karar olup olmadığı konusuna ışık tutmuyor.

Enflasyon hedeflemesi çerçevesinde, mevcut karar önemli riskler barındıran acele gelmiş bir faiz indirimi olarak yorumlanabilir.

Öncelikle hükümetin neden faiz indirimi istediğini hatırlayalım.

Faiz, borçlanma maliyetini gösterdiğinden borçlanma maliyetinin düşmesi talebi ve büyümeyi canlandırır.

Dolayısı ile, içinde bulunduğumuz ekonomik durgunluktan çıkabilmek için faizlerin düşmesinin neden istendiğini anlamak zor değil.

Bunu hepimiz istiyoruz.

Ancak piyasa faizinin hangi şartlarda kalıcı olarak düşebileceği konusunda anlaşamıyoruz.

Merkez Bankası faizi ve enflasyon

Kaynak: TCMB, TÜİK

Borçlanma maliyetini belirleyen "piyasa faizi" ile merkez bankasının belirlediği "politika faizi" arasındaki ilişki sanıldığı gibi birebir bir ilişki değil.

Yani Merkez Bankası'nın politika faizini 425 baz puan düşürmesi piyasa faizinin de 425 baz puan düşmesi anlamına gelmiyor.

Çünkü piyasa faizi belirlenirken kısa vadeli politika faizi kadar uzun vadeli faiz beklentileri, enflasyon beklentileri ve risk primi dahil ediliyor.

Dolayısı ile eğer almış olduğunuz faiz indirim kararı ile beraber enflasyon beklentilerinde bir iyileşme sağlayamaz ve risk primini tetiklerseniz politika faizini indirirken piyasa faizinde bir artışa sebep olmanız bile söz konusu olabilir.

Geçmişte bunun çok örneğini gördük.

Merkez Bankası'nın uzun vadeli enflasyon beklentilerini şekillendirme becerisi "kredibilite"nin bir yansımasıdır.

Sadece güvenilir bir Merkez Bankası, bir taraftan faiz indirirken bir taraftan da attığı bu adımın popülist söylemlerin etkisinde kalmadan, uzun vadeli enflasyon hedefi ile tutarlı bir adım olduğuna piyasaları ikna edebilir.

Bu şekilde enflasyon beklentilerini aşağı çekebilir.

Telif hakkı Getty Images

Merkez Bankası kredibilitesinin bir süredir yıpranmakta olduğunu gözlemliyoruz. Bunda enflasyonun giderek hedeften uzaklaşıyor olması önemli bir etken.

Çünkü sözünü tutamayan ve değil enflasyon hedefi, sene başında paylaştığı yıl sonu enflasyon tahminini bile tutturamayan bir Merkez Bankası geleceğe yönelik beklentileri çıpalamakta da başarılı olamıyor.

Piyasalar, enflasyonla mücadele konusundaki samimiyete inanmıyor. Yaptığımız akademik çalışmalar 2004 sonrası dönemde TCMB'nin faiz indirimleri sonrası piyasa faizlerini aşağıya çekebilme yeteneğinin giderek kaybolduğuna işaret ediyor.

Kredibilitesi zayıflamış bir merkez bankası zaten maça 3-0 mağlup başlamış bir futbol takımı gibidir. Maçı kazanması olağanüstü bir gayret ve disiplin gerektirir.

Kredibiliteye ikinci darbe

Durum böyle iken Temmuz başında TCMB Başkanı'nın görevden alınması ve ardından gelen yüklü faiz indirimi kredibiliteye gelen ikinci bir darbe niteliğinde.

Bu noktada Merkez Bankası'nın yapabileceği tek şey sıfırdan başlayıp yıpranan kredibilitesini adım adım tekrar inşa etmektir.

Bu ise ciddi bir reel faiz gerektirir. Ancak bugün gelen faiz indirimi ve ileriye yönelik daha da fazla faiz indirim sinyali bu anlayış ile örtüşmediği için beni endişelendiriyor.

Yolun bundan sonrasında ne olur?

Eğer faiz indirimleri bu hızla devam ederse yılın son çeyreğinde enflasyon beklentilerinde ciddi bir bozulma görülebilir ki bu durum piyasa faizlerine ve kura olumsuz yansıyarak ekonomi üzerinde daraltıcı bir etki yaratır.

Daha temkinli bir duruşa geçildiği ölçüde bu kötü senaryodan uzaklaşılıp enflasyon beklentileri nispeten kontrol edilebilir bir düzeye çekilebilir.

Piyasa faizlerinde kalıcı düşüş ise ancak sıkı ve kararlı bir para politikası ile mümkün olur.