Suriye: Silahların gölgesinde yaşamak

Kızılhaç Suriye Koordinatörü Rima Kemal, "Suriye'deki insani durumu kelimelerle anlatabilmenin mümkün olmadığını" söylüyor.

"Ülkedeki çatışmalardan etkilenenlerin sayısının her geçen gün arttığını" ve "evlerini terketmek zorunda kalanların gecelikleri, pijamaları ile kaçtığını" anlatıyor Kemal.

Savaştan etkilenenlerin giyecekten içme suyuna, sağlık yardımından psikolojik desteğe akla gelebilecek herşeye ihtiyacı olduğunu Kemal de birçok örnekle aktarmaya çalışıyor.

Kemal'in de dediği gibi, ülkedeki insani durumu kelimelerle aktarabilmek mümkün olmadığı için her cümlesini örnek hikâyelerle somutlaştırmaya çalışıyor.

Suriye'deki insani durumun ulaştığı boyutlar mülteci sayısı, ihtiyaçlar listesi, yardım çağrıları, siyasi açıklamalar gibi kalıp ifadelerin gölgesinde kalıyor.

‘Onlardansın’ mantığıyla öldürülen siviller

Çatışma nedeniyle evini pijamaları ile terkeden bir ailenin hikâyesi kıyafet, yiyecek, battaniye sağlamakla bitmiyor.

Suriye'de her gün duyulan, şahit olunan yüzlerce örnek olay, ülkede siyasi uzlaşı ya da başka şekilde silahlar sussa da kapanmayacak çok yara, muhtemelen bir sonraki kuşağa aktarılacak çok acı var.

Mesela ordunun muhaliflerin kontrolündeki bir bölgeyi terk etmeyen siviller “onlardan” mantığıyla bombalaması ya da ÖSO'nun çocuk askerleri ya da El Kaide uzantılı örgütlerin Hristiyan, Alevi, Dürzi, laik Sünni kısacası kendilerinden olmayanı yaşına bakmaksızın katletmeyi helal sayması...

Durduğu taraftan bağımsız olarak çatışmada ya da bombalı saldırılarda ölen erkeklerin geride bıraktığı kadın ve çocukların durumu da henüz dikkat çekmiyor.

Çatışmalarda hayatını kaybeden ordu mensubu veya devlet görevlilerinin önemli bir kısmına henüz "şehit maaşı" ödemesi yapılmıyor.

Alelacele evlendirilen çocuklar

Binlerce kayıp kişinin olduğu ülkede, şehit maaşı için cesedin teşhis edilmesi daha doğrusu kişinin öldüğünün ve en önemlisi çatışmada öldüğünün kanıtlanması özellikle kadınlara kocasını, babasını kaybetmenin yanısıra ekonomik zorluğun da içine itiyor.

Eşi ya da babası muhalif saflarda yer alan ve hayatını kaybedenlerin "şehit maaşı" gibi hakkı da yok ve bu tip durumlarda ortaya çıkan mağduriyetin boyutları elbette daha büyük.

Çatışmalarda ailesini kaybetmiş 13-14 yaşında kız çocuklarının alel acele evlendirilmesi "mevcut şartlarda normal" sayılıyor.

Ancak ikinci, üçüncü eş olarak ve büyük bir travmayla evlenen kız çocuklarının şimdilik karınları doysa da sonrası?

‘Bir hemşirenin bunu söylememesi gerekir ama…’

Şam'daki bir devlet hastanesinde görevli hemşire, "Bir hemşirenin bunu söylememesi gerekir ama hastanedeki bazı vakalar için bazen ‘Böyle nasıl yaşayacak? Ölseydi daha iyi olurdu’ diyorum" şeklinde aktarıyor duygularını.

Bir sağlık çalışanının ağzından bunu duymak ürkütücü ancak anlattığı örnek olay dehşet verici: "Hastanede 11 yaşında bir kız çocuğu getirdi ailesi. Kız sürekli bağırıyordu, susturamıyordu hiçkimse. Ailesine nedenini sordum. Kıza 12-13 kişinin tecavüz ettiğini söylediler. 2 ay kaldı hastanede, çok sayıda ameliyat geçirdi ancak ne sağlığının ne de psikolojisinin düzelmesi imkânlı."

Şam sokaklarında eski işadamı dilenciler

Şam'da hiç olmadığı kadar dilenci var ancak ilk bakışta sokak tabiriyle gedikli olanlarla mecbur kalanları ayırmak mümkün.

Olaylardan etkilenen 5 milyon kişinin en az 3 milyonunun ülke içinde yer değiştirdiği gözönüne alınırsa hayatı her yönüyle yıkılmış 3 milyon kişinin Suriye sokaklarında dolaştığı anlaşılabilir belki.

Başkent Şam da "güvenlik arayışındakilerin" akın ettiği kentlerden ancak ekonomideki tahribatın 200 milyar doları aştığı, onbinlerce işyerinin yıkıldığı ve işsizliğin rakamlara dökülemeyecek duruma geldiği ülkede, iki yıl önce istihdam yaratan işyeri sahiplerini bugünlerde dilenirken görmek mümkün.

Hikâyeleri hemen hemen aynı olan bu insanların dilenirken göz teması kuramadıkları, gözönünde durmamaya çalıştıkları kısacası mecburiyetten dilenmenin ezikliğini yaşadıkları açıkça görülebiliyor.

"Biz balık gibiyiz, burası da bizim denizimiz "

Henüz dört yaşında ve kreşe giden bir çocuğun Şam-Humus yolculuğu öncesi babasına tavsiyeleri: "Baba , eğer Suriye ordusuna denk gelirsek, ‘Esad'ın Suriyesi sonsuza kadar yaşayacak’ diyoruz. Özgür Ordu'yu görürsek, "Katil Esad, Katil Esad" diyoruz. Tamam mı?’ Babası, "Ben çocuğum için böyle bir gelecek hayal etmemiştim, bu olanlar bitse bile çocuğuma bunları nasıl unutturacağım? Ülkemi seviyorum ama eğer param olsaydı çocuklarım için Avrupa ülkelerinden birine giderdim" diyor.

Şam'da bir taksi şoförü, kırsalda ve çatışmalı bölgelere çok yakın bir mahallede yaşadığını söylüyor.

İki odalı evde 17 kişi yaşıyorlarmış çünkü Halep'te ve Şam kırsalında yaşayan çocukları çatışmalardan kaçıp "evine sığınmış".

Oğulları ve damatları iş arıyormuş ancak bulamıyorlarmış ve eve para götürebilen tek kişi kendisiymiş.

"Yıktılar bütün ülkeyi" diyor. "Kamplara ya da diğer ülkelere gitmeyi düşünmüyor musunuz?" diye soruyorum: "Biz balık gibiyiz, burası da bizim denizimiz. Bölüşemeyen onlar, onlar gitsin."

Üçüncü yılına giren krizden yorulan halkın hatırı sayılır bir kısmının yaşananlara bakışını bir yardım kuruluşunda çalışan Suriyeli şöyle özetliyor: "Derin devlet NATO muhalefetin savaşında arada biz kaldık."

İlgili haberler